<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-3945549697009939008</id><updated>2012-03-07T12:53:45.955+02:00</updated><category term='zaman'/><category term='yordam'/><category term='Jeremy Piven'/><category term='Jose Saramago'/><category term='John Grisham'/><category term='sosyalizm'/><category term='altıkırkbeş'/><category term='Gary Fleder'/><category term='fransa'/><category term='yerli sinema'/><category term='cyberpunk'/><category term='Seren Yüce'/><category term='Gerard McSorley'/><category term='Gerard Depardieu'/><category term='Lawrence Wright'/><category term='Dustin Hoffman'/><category term='Rachel Weisz'/><category term='Nora Arnedezer'/><category term='Bernardo Bertolucci'/><category term='Bertrand Blier'/><category term='Murat Menteş'/><category term='Nihal Yoldaş'/><category term='Settar Tanrıöğen'/><category term='Bartu Küçükçağlayan'/><category term='Edward Zwick'/><category term='Aras'/><category term='Annette Bening'/><category term='Clovis Cornillac'/><category term='sscb'/><category term='Megan Fox'/><category term='iletişim'/><category term='Isabel Lucas'/><category term='hardcore sci-fi'/><category term='Kad Merad'/><category term='İslamofobi'/><category term='çizgi-film'/><category term='China Mieville'/><category term='Danny Glover'/><category term='Esme Madra'/><category term='Philip K. Dick'/><category term='Tony Shalhoub'/><category term='yapay zeka'/><category term='polisiye'/><category term='fantastik'/><category term='İrlanda'/><category term='kitap'/><category term='anarşizm'/><category term='sinema'/><category term='ithaki'/><category term='can'/><category term='Bruce Willis'/><category term='Gerard Jugnot'/><category term='Yervant Odyan'/><category term='Neil Gaiman'/><category term='dark urban fantasy'/><category term='Mark Ruffalo'/><category term='Karl Olsberg'/><category term='John Cussack'/><category term='terörizm'/><category term='Guy Hibbert'/><category term='Bernard Campan'/><category term='Paul Greengrass'/><category term='bilimkurgu'/><category term='alman'/><category term='Julianne Moore'/><category term='michel ragon'/><category term='Shia LaBeouf'/><category term='ayrıntı'/><category term='roman'/><category term='Christophe Barratier'/><category term='ortadoğu'/><category term='Leonie Swann'/><category term='Michael Bay'/><category term='Pete Travis'/><category term='Fernando Meirelles'/><category term='ispanya'/><category term='Denzel Washington'/><category term='Erkan Can'/><category term='Gene Hackman'/><category term='Monica Bellucci'/><category term='Larry Niven'/><category term='edebiyat'/><category term='Hollywood'/><category term='Londra'/><category term='fiction'/><category term='Liv Tyler'/><category term='Gael Garcia Bernal'/><category term='adalet'/><category term='Ersin Karabulut'/><title type='text'>güherçile</title><subtitle type='html'>barba non facit philosophum</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://guhercile.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guhercile.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>gezenbezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14025591256240834451</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/S_r0oUa2IkI/AAAAAAAAE4I/b3KSJvNkgKo/s400/2010_04_21__6741.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>27</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3945549697009939008.post-7419913913564328537</id><published>2012-03-07T12:53:00.000+02:00</published><updated>2012-03-07T12:53:45.964+02:00</updated><title type='text'>Tepelitaklak</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-gz9r9v_IY2I/T1c906RZUGI/AAAAAAAAAqI/_m3pk-Lh_g0/s1600/tepeli.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-gz9r9v_IY2I/T1c906RZUGI/AAAAAAAAAqI/_m3pk-Lh_g0/s320/tepeli.jpg" width="210" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;İzmir iyidir, güzeldir, hoştur. İzmirliler (ve de yolu İzmir’e düşenler) İzmir dışında yaşamayı zinhar istemezler. Öyle ki İzmir’den ayrılmak zorunda kalanlar ilk fırsatta İzmir’e geri dönerler ve bir daha hiç gitmezler. Hatta denilebilir ki İzmirliler için İzmir vazgeçilmezdir –haricilere terk edilemeyecek kadar. Ve de hariciler için İzmir Kızıl Elma’dır, hep gidilmek istenir de bir türlü gidilemez.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Hayatının bir dönemini İzmir’de geçirmiş biriyle konuşursanız İzmir’i öve öve bitirmez. Yukarıdaki önermeleri tekrar edip durmakta beis dahi görmezler. Amma, bu sözleri ederken hep İzmir dışında ikamet ederler. Muhtemelen İstanbul’da, hatta Ankara’da. İzmir mutlaka dönülesidir. İzmir dışındayken ulaşılacak olan ütopyadır da içindeyken antitopya (heteretopya &amp;nbsp;daha doğru) mıdır? Çok iddialı ve hep sorulageldiği için de inatçı bir soru. Ve yanıtı benim için elzem bir soru. Aciliyeti yok, ben yine de İzmir’e gitmek isteyenlerdenim.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Hadi şimdi İzmir’in bir sürü bahanesi var. İktidara gıcıklar, para alamıyorlar, yatırım yok, üstüne üstük seçilmişleri çeşitli kovuşturmalarla hapse giriyor vs. iş yok, güç yok; o nedenle insanlar çok istese de İzmir’de kalamıyorlar. İyi de benim zamanımda da üniversite sınavına giren bir öğrenci için İzmir bir Ankara, İstanbul değildi. İzmir bir üniversite kenti olmadı. Hep entellektüellerin yazlığı olarak kaldı. Bilime, kültüre hep kiracı. İzmirli tayfanın kendini ilk fırsatta Ankara, İstanbul’a atmasının makul gerekçesi buydu galiba. Benim içinse İzmir çok yakındı, ve üniversite denilen aileden makul uzaklıkta geçirilmesi gereken bir dönemdi. &lt;i&gt;Tepelitaklak&lt;/i&gt; işte bu İzmir üniversitelerine girişerek başlamış işe. Arka kapak tanıtım yazısındaki gibi, akademiye içeriden çok pis vurmuş.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Kitaplarda olayları geçtiği mekanları fazla ciddiye alıyor olabilirim gerçekten de. Tepelitaklak’ın kapağı İzmir Konak saat kulesi olunca başka bir seçeneğim de yoktu gerçi. Bir ‘İzmir romanı’. Ben öyle okuduğum için değil &lt;i&gt;Sipahioğlu&lt;/i&gt; öyle anlattığı için. Romanın bazı bölümlerinde uzun uzadıya bir İzmir hali anlatılıyor. Velhasıl kelam suç benim değil.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Sipahioğlu İzmir’i sevmiyor. Bu ‘şirin mi şirin’ Ege kentine yönelik hoşnutsuzluğunu pek saygın &lt;i&gt;Profesör&lt;/i&gt;ümüz üzerinden dile getirmiş. Adı &lt;i&gt;Bülent Çağlar&lt;/i&gt;. O &lt;i&gt;Profesör&lt;/i&gt;ün ezikliği, hırpaniliği ve iğrençliği doğrudan İzmir’e yöneltilmiş. Son yıllarda okuduğum kitaplardaki hiçbir karakterden bu denli nefret etmemiştim. Profesörü düşünürken gerçekten çileden çıkıyorum. &lt;i&gt;Camus&lt;/i&gt;’nun &lt;i&gt;Yabancı&lt;/i&gt;’sı ve &lt;i&gt;Guy de Maupasant&lt;/i&gt;’ın öykülerindeki kişilere karşı da aynı şeyi hissetmiştim. Varoluş edebiyatının bir türlü var olamayan absürd kişilerinden biri bu &lt;i&gt;Hoca&lt;/i&gt;.&amp;nbsp; Karşıma çıksa, dokunmaktan iğrenmesem, bu adamı döverim den.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Sanki &lt;i&gt;Hoca &lt;/i&gt;iğrenç bir adam da asistanı &lt;i&gt;Tayyar Zebil&lt;/i&gt; düzgün bir adam mı? Neyse, anlatmıyorum spoiler dolacak yoksa. Şunu söyleyeyim ama: bu &lt;i&gt;Tayyar&lt;/i&gt;’ın babası iğrençlik yetisi olarak &lt;i&gt;Hoca&lt;/i&gt;’dan hiç de geri kalmayacak bir adam. Romanın güçlü karakterleri arasında en sağlam olanı. &lt;i&gt;Hoca&lt;/i&gt;’nın elinde bir raket, babasının elinde bir diğeri, ortaya almışlar &lt;i&gt;Tayyar&lt;/i&gt;’ı, oynuyorlar, bir o vuruyor bir diğeri. İki işe yaramaz otoriter figür (dikkat birisi baba, diğeri hoca) arasında bir türlü gelişip özgürleşemeyen, büyüyüp serpilemeyen bir zavallı. Ciddi bir otorite eleştirisi. Tam da varoluş edebiyatından beklenebilecek kadar natüralist bir gerçekçilik hamlesi!&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-KXacrrXsJDY/T1c-EP3iXQI/AAAAAAAAAqQ/jUZHHnPuqWY/s1600/as.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-KXacrrXsJDY/T1c-EP3iXQI/AAAAAAAAAqQ/jUZHHnPuqWY/s320/as.jpg" width="205" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Sırasıyla hocadan, babadan ve oğuldan nefret ettim. Bunlar olurken İzmir’den nefret etmeye başlamadığım için şanslıyım sanırım. Hadi ben bu kitabı okudum ve yine de İzmir Allah İzmir diye tutturuyorum ama &lt;b&gt;keşke&lt;/b&gt; eşim okumasaydı. Kitabı ilk onun okumasının getirdiği talihsizlik; yoksa yemin billah okutmazdım ben bu kitabı ona*. Nasip! Çıkmadık candan umut kesilmez-miş. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Not 1: Eşimin önce bu kitabın yarattığı travmaların üstesinden gelmesine yardımcı olacak sonra da ona İzmir’i sevdirecek İzmir kitapları tavsiyelerine ACİLEN ihtiyacım var. Bilenler duyanlar esirgemezlerse çok mutlu olurum. Şimdiden şükran!&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Not 2: Kitapta en çok Bafa Gölü çevresinde gelişen Pamuk Ördek öyküsünü beğendim. Kitapta kuş gözlemcileri için eğlenceli bölümler var. (Küçükten spoiler: Pamuk Ördek hikayesi gerçek değil. Çok merak ettim, araştırdım ama izine rastlayamadım) Unutmadan, &amp;nbsp;&lt;i&gt;Tepelitaklak&lt;/i&gt; Pamuk Ördek ile aynı şey.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Not 3: Bu metinde istenilenden fazla “İzmir” denmiştir, affola, isteyerek oldu. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;* Okuyun, pişman olacağınızı sanmam. Ben ve eşim çok beğendik. Ailecek beğendik, evet, maaile. O zaman güzeldir.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3945549697009939008-7419913913564328537?l=guhercile.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guhercile.blogspot.com/feeds/7419913913564328537/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3945549697009939008&amp;postID=7419913913564328537&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/7419913913564328537'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/7419913913564328537'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guhercile.blogspot.com/2012/03/tepelitaklak.html' title='Tepelitaklak'/><author><name>gezen bezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15546342640018684046</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-gz9r9v_IY2I/T1c906RZUGI/AAAAAAAAAqI/_m3pk-Lh_g0/s72-c/tepeli.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3945549697009939008.post-3409952574780248180</id><published>2012-02-14T23:07:00.003+02:00</published><updated>2012-02-14T23:53:11.834+02:00</updated><title type='text'>Şeriati üzerine</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-To6HE25jCSU/TzrKjDfxQxI/AAAAAAAAIHg/n_7eptn12q4/s1600/seriati.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-To6HE25jCSU/TzrKjDfxQxI/AAAAAAAAIHg/n_7eptn12q4/s1600/seriati.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: 12px; line-height: 16px;"&gt;[Blogumun nadide takipçisi &lt;b&gt;lajvard&lt;/b&gt; &lt;a href="http://guhercile.blogspot.com/2012/01/din-nedir-muhammed-kimdir.html"&gt;İslam Nedir? Muhammed Kimdir?&lt;/a&gt; başlıklı yazım üzerine iki cümle kurmuş -kendi deyimiyle. O iki cümle öyle sadece yorum/kelam kısmında kalacak iki cümle değildi. Buraya taşıdım kendisinin izni olmadan. Daha üzerine düşünülecek, yazılıp çizilecek çok şey var Şeriati hakkında. Devamı pek tabi gelecektir umarım. İşte bu yazı o 'iki cümle' yazan &lt;b&gt;lajvard&lt;/b&gt;'dan]&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-size: 12px; line-height: 16px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-size: 12px; line-height: 16px;"&gt;kitaplıkta halihazırda dört kitabının olduğunu farkettiğimde şaşırdığımı hatırlıyorum. "bir ara okumalıyım" düşüncesiyle kaç sene geçirdiğimi bilmiyorum bile. neyse ki biri alıp koymuştu işte oraya. yine de bulduğum kitaplar okuyanın dinsel kabullenişinde ufak bir rahatsızlık, o da olmadı şeriati'ye karşı olumsuzluk yaratmış gibi görünmüyordu. (tersi durumda dinsel, siyasal her türlü tartışma evde beni bulduğundan haberim olurdu mutlaka)&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br style="color: #333333; font-size: 12px; line-height: 16px;" /&gt;&lt;br style="color: #333333; font-size: 12px; line-height: 16px;" /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-size: 12px; line-height: 16px;"&gt;emin olamadığını öteleme duygusundandır belki, bilinmez ama söyleminden etkilenmeden şeriati'yi sahiplenen çok fazla insan var. misal, "şeriati çok mühim bir isim" demişti biri "dine karşı din"i elimde gördüğünde. tepkisi, milli görüşe yakınlığından ziyade, sistemin önemli aktörlerine yakınlığı nedeniyle de önemliydi benim için. ilginçtir ki; aynı kişi şeriati takipçisi diyebileceğimiz ihsan eliaçık için demediğini bırakmıyordu. eliaçık siyasiydi. ya ali şeriati? ihsan eliaçık sürekli iktidara yükleniyordu. dine karşı din'deki firavun-hükmetme ilişkisi gelmiş geçmiş hangi hükümete denk düşmez? ihsan eliaçık kendi reklamını yapıyor. evet, sürekli "dün şurada konuştum tıklayın izleyin" modunda dolaştığının ben de farkındayım bir süredir. şeriati'nin kitapları da kendi konuşmalarından derlenmiş. şöyle bir baktım da, fikirlerini duyurmak için epeyce konuşması gerekmiş.&lt;/span&gt;&lt;br style="color: #333333; font-size: 12px; line-height: 16px;" /&gt;&lt;br style="color: #333333; font-size: 12px; line-height: 16px;" /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-size: 12px; line-height: 16px;"&gt;esasında tuhaf bir yerde duruyor şeriati. türk solunun sahiplenmedeki aceleciliğini ya da peşinen reddediş nedenlerini anlamak, sünnilerin şeriati ikileminin yanında kolay bile sayılabilir. çizginin muaviyenin şekillendirdiği tarafında olma fikri yeterince rahatsız ediciyken -ki abdulbaki gölpınarlı aynı şeyi söyledikten sonra çizginin öbür tarafı daha fena bozuldu diyerek teselli ediyordu hiç değilse- şeriati ister sünni olun, ister şii; hiçbir şey sandığınız gibi değil diyor.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br style="color: #333333; font-size: 12px; line-height: 16px;" /&gt;&lt;br style="color: #333333; font-size: 12px; line-height: 16px;" /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-size: 12px; line-height: 16px;"&gt;şu hayatta en çok akıl karışıklığı ile sorun yaşamayanlara özeniyorum. sapitanlar.com'a bir gözat istersen. saydıracakları insanları diyalogcular, reformistler diye gruplandıracak kadar titiz çalışmışlar. sıkıntıya iyi geldiği kesin, baş ağrısı yapabilir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3945549697009939008-3409952574780248180?l=guhercile.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guhercile.blogspot.com/feeds/3409952574780248180/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3945549697009939008&amp;postID=3409952574780248180&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/3409952574780248180'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/3409952574780248180'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guhercile.blogspot.com/2012/02/seriati-uzerine.html' title='Şeriati üzerine'/><author><name>gezenbezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14025591256240834451</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/S_r0oUa2IkI/AAAAAAAAE4I/b3KSJvNkgKo/s400/2010_04_21__6741.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-To6HE25jCSU/TzrKjDfxQxI/AAAAAAAAIHg/n_7eptn12q4/s72-c/seriati.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3945549697009939008.post-6806529915251696468</id><published>2012-02-14T12:36:00.001+02:00</published><updated>2012-02-14T12:37:45.598+02:00</updated><title type='text'>Baharda Yine Geliriz</title><content type='html'>&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-0DyVyWvrTAU/Tzo39_9tGzI/AAAAAAAAIG0/EfrpA-HD-bY/s1600/baharda.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-0DyVyWvrTAU/Tzo39_9tGzI/AAAAAAAAIG0/EfrpA-HD-bY/s320/baharda.jpg" width="212" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; line-height: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Ankara’yı sevmek için kendimi zorlarım kimi zaman. Ondan kolay kolay kurtulamayacağımı kabullendiğim anlarda. Ankara illa ki sevilecekse yaşanmışlıklarıyla sevilir diye Ankaralı yazarlara giderim. Belki benim bilmediğim, anlamadığım bir şey vardır bu beter kentte diye. Bir de onlar anlatsınlar şu sokakları, binaları. Allanmış pullanmış bir Ankara belki daha güzeldir? Belki daha yaşanılasıdır? Belki daha sevilesi?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; line-height: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; line-height: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;i&gt;Baharda Yine Geliriz&lt;/i&gt; kitabını alıncaya kadar &lt;i&gt;Barış Bıçakçı&lt;/i&gt;’yı bilmiyordum. Bir arkadaşla tavla oynadık. Yenilen yenene içinde Ankara geçen bir kitap alacaktı. Yendim. Kitapçıda o kapak fotoğrafını görünce ‘bunu istiyorum’ dedim. Ankara’nın başlangıcı benim için işte o fabrika görüntüsüdür. Ankara’daki ilk yıllarım benim solculuk yıllarımdı. Her eyleme gitmeyi, her boka girişmeyi devrimcilik bellemiştik. ‘Takıldığımız’ grup eylem kortejine Maltepe’den başlayıp hep o caddeden katılırdı. O zamanlar o fabrikanın altından sarılı kırmızılı kortejler geçerken bunun iyi bir fotoğraf olacağını düşünürdüm. Fabrikayı işgale hazırlanan kızıl bayrak. Artık o fabrika işçinin olacak. Fabrika özgürleşecek. Ortodoks hödük solculuğun dibiydik yani. Fabrikanın özgürleşemeyeceğini zira fonksiyonu köleleştirmek olan bir şeyin özgürlükle bir işi olamayacağını o takıldığımız gruptan arkamıza bakmadan kaçınca fark ettik. O hödüklük o gruptan mıydı yoksa o grupla takılmayı marifet sanan gençliğimizin salaklığı mıydı, hala bilmem. Bunca şey demekti o yıkık dökük fabrika benim için. Anlaşılan o fabrikaya takılıp kalan tek ben değilmişim. Sahi ne oldu ki o bina/fabrika?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; line-height: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; line-height: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;“Bu berbat şehirde görüp görebileceğiniz en güzel şeyin terk edilmiş bir fabrikanın kara yıkıntısı olması saçma ya da gülünç mü? Değil!”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; line-height: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; line-height: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Kitabı aldıktan sonra estetize edilmiş bir Ankara okumak için &lt;i&gt;Barış Bıçakçı&lt;/i&gt; okumanın çok da doğru bir seçim olmadığının ayrımına vardım. Öyle ki &lt;i&gt;Bıçakçı&lt;/i&gt; da en az benim kadar nefret ediyor Ankara’dan. Bir farkla. O bunu üretkenliğe taşıyor, bense Ankara’yı içimde bir yük gibi taşıyorum. &lt;i&gt;Baharda Yine Geliriz&lt;/i&gt; Ankara’yı sevdirmez. Hatta sizin içinde ola ola artık farkına bile varmadığınız pis bir Ankaralılık halini yüzünüze çarpar. Çaat diye. Bu 106 sayfalık kitapla &lt;i&gt;B. Bıçakçı&lt;/i&gt;’yı çözdüm demiyorum elbette. Ben Ankara’yı çözdüm! Evet, nefret ediyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; line-height: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; line-height: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Bir şekilde bulaştığım öykü okumaya devam ettim bu kitap sayesinde. Öyküye daha yeni yeni alışan ben, bu kısacık öykülerle ne yapacağımı bilemedim. Kimisi 2 sayfa sadece! Kurguya öylesine alışık bu bünye uyum sağlayamıyor bu duruma. &lt;i&gt;Bıçakçı&lt;/i&gt;’nın ortalama insanlık hallerimizi –buna Ankaralılık hali demeyi de tercih edebilirdim- aktarmış güzel bir yalınlıkla. O hallerle kesiştiğiniz çok yer var. Demek ki Ankara’da size özel gelen hiçbir şey size özel değil-miş. Diğer yerlerde nasıldır bilmem. Aynı olayları aynı kişilerle dönüp dönüp yeniden yaşa. İşte!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; line-height: normal;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; line-height: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Güya kitabı anlatıyorum ya kitap arada kayboldu da gitti. Ama zaten okuduklarımın bana anımsattıklarını yazıyorum aslında buraya. Neyse.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; line-height: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; line-height: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&amp;nbsp;&lt;i&gt;Baharda Yine Geliriz&lt;/i&gt;’deki &lt;i&gt;Şehir Rehberi&lt;/i&gt; bölümüne bayıldım. Becerebilseydim her bir bölüm için ayrı bir grafik tasarım yapmaya girişirdim. &lt;i&gt;Bıçakçı&lt;/i&gt;’yla ilk tanışıklığımın bir film üzerinden (&lt;i&gt;Bizim Büyük Çaresizliğimiz&lt;/i&gt;) olmasının bir nedeni varmış. Harbiden de onu okurken aynı konu üzerine siz de başka şeyler tasarlamaya başlıyorsunuz. O sıradanlığın bambaşka bir boyutta da algılanabileceğini fark ediyorsunuz. Sağ olsun, sayesinde otobüslerde sıklım tıklım eve giderken etrafınızdan yazacak, çizecek ne çıkartabileceğinizi düşünmeye başlıyorsunuz. Zaten, başka da şansınız yok. Yaşadığınız yerle bir şekilde ilişki kurmak zorundasınız. Yoksa şu Ankara yaşamının hiçbir meşruluğu yok. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; line-height: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; line-height: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Bir türlü kitapta kalamıyorum yazarken. Ankara nefretim büyüyor da büyüyor, izin vermiyor. Bitiriyorum. Son söz: okuyun bu adamı Ankaralılar! Okuyun da bir de böyle görün hal-i pür melalimizi. &amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; line-height: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; line-height: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3945549697009939008-6806529915251696468?l=guhercile.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guhercile.blogspot.com/feeds/6806529915251696468/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3945549697009939008&amp;postID=6806529915251696468&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/6806529915251696468'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/6806529915251696468'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guhercile.blogspot.com/2012/02/baharda-yine-geliriz.html' title='Baharda Yine Geliriz'/><author><name>gezenbezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14025591256240834451</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/S_r0oUa2IkI/AAAAAAAAE4I/b3KSJvNkgKo/s400/2010_04_21__6741.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-0DyVyWvrTAU/Tzo39_9tGzI/AAAAAAAAIG0/EfrpA-HD-bY/s72-c/baharda.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3945549697009939008.post-1525894085248708612</id><published>2012-01-23T16:58:00.005+02:00</published><updated>2012-02-14T13:03:12.398+02:00</updated><title type='text'>اسلام شناسی  - İslam Nedir? Muhammed Kimdir?</title><content type='html'>&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-r3MaaJ1mwVg/Tx10_bMlT8I/AAAAAAAAIA0/Gq6xus7arKo/s1600/islam+ne.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-r3MaaJ1mwVg/Tx10_bMlT8I/AAAAAAAAIA0/Gq6xus7arKo/s320/islam+ne.jpg" width="221" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;İsmini bildiğim ama bir türlü okuyamadığım biriydi Ali &lt;i&gt;Şeriati&lt;/i&gt;. İslamla bağını kopar(a)mamış ve/ama sola bulaşmış kişiler için bu ismin bir ilaç niteliğinde olduğunun farkındaydım çeşitli vesilelerle. Camiada pek benimsenemeyen, hatta genellikle modernist ve aydınlanmacı gözlüklerle eklektizim ile suçlanan ve de kınanan bu kişilerin &lt;i&gt;Ali Şeriati&lt;/i&gt;’yi inatla birilerinin gözüne sokmaya çalışmaları takdire şayandı elbette. &lt;i&gt;Şeriati&lt;/i&gt;’nin ‘sizi rahatsız etmeye geldim’ dediği kitle, inananlardı. Derinlikli bir okuma yapacak inanmayanların da bezner rahatsızlıklar yaşayacakları muhakkak; çünkü din karşısında tavır alanlar ile inananlar din/Allah/peygamber konusunda aynı şeyi hissediyorlar. Ali &lt;i&gt;Şeriati&lt;/i&gt; bu noktada önemli, ya din -hadi İslam diyelim artık- inandığını söyleyenlerin anlattıklarından farklı bir şeyse? &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;i&gt;İslam Nedir? Muhammed Kimdir?&lt;/i&gt; kitabı &lt;i&gt;Ali Şeriati&lt;/i&gt; denince akla gelen kitaplardan değil. &lt;i&gt;Dine Karşı Din&lt;/i&gt; asıl bilinen kitabı. &lt;i&gt;Şeriati&lt;/i&gt;’nin manifestosu. &lt;i&gt;Dine Karşı Din&lt;/i&gt;’in yazım tarzı sert ve alışkın olmadığım bir tarz. O yüzden daha bildiğim gibi yazılmış olan sosyolog &lt;i&gt;Şeriati&lt;/i&gt;’nin yazdığı bu kitabı külliyatın giriş kitabı olarak seçtim.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Kitapta bana ilginç gelen şeyleri not etmişim. &lt;i&gt;İtalikler benim.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; margin-top: 0cm;" type="disc"&gt;&lt;li class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Ekonomik ve toplumsal sınıfların      yanısıra itikadi sınıflar da vardır. &lt;i&gt;İyi      de o zaman toplumsal sınıflar ne?&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Din, din adamlarıının elinde      gericileşir. En başta devrimci olan din, değişimin önünde durmaya yeminli      hale gelir. &lt;i&gt;Kurumsal din?&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;İslam eşitlikçidir. Bkz. Şura. &lt;i&gt;Konsey komünistleri, nerdesiniz?&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;İnsan kendi kaderini kendi yazar. &lt;i&gt;İrade? Tanrısal dileme?&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Akıl dinin kendisidir. Aklı      olmayanın dini de yoktur. &lt;i&gt;Allah o      aklı kullanmayın da pas tutsun diye mi verdi?&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Peygamber insandır, günahtan,      hatadan azade değildir. &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Toplumun ve tarihin değişmez bir      geleneği vardır. Bu gelenek bilimsel kanunlardır; değişmezdir. Tesadüf      faktörü karşısında, kahramanın iradesi karşısında ve dileme faktörü      karşısında değişmezdir. &lt;i&gt;Tarihsel      materyalizm! Hadi materyalizmin diğer göndermeleri de var, düpedüz tarihselcilik!&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Toplum (1) kahramanların ve      dahilerin eseri değildir –peygamberin rolü; (2) kesin ve belli kanunları      olan doğal bir şeydir ve (3) her canlı gibi bir ömrü vardır. Bir toplum      onu öldürecek ‘yeni’ toplumu kendi içinde taşır. &lt;i&gt;Yaşasın evrim! &lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Toplumun Allah tarafından konulmuş      kesin doğal kanunları vardır. Bunları ne kendisi (!), ne kahramanlar      (peygamber!) ne de tesadüf (evrim) değiştirebilir. &lt;i&gt;İşte Allah burada.&lt;/i&gt; &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;İnsan özgürdür, toplumun kurallarına      uymak durumundadır. &lt;i&gt;Kayıtlı      hürriyet, şartlı özgürlük. &lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Peygamber toplumun kanunlarını icat      etmezler, keşfederler. Peygamber Sünnetullah’tır: tarih ve toplumun      kanunlarını tanırlar ve bunları kendi amaçları doğrultusunda kullanırlar. &lt;i&gt;Şeriatiye göre Zarahustra, Buda, Lao      Tzu ve Konfüçyus da sosyolojik kategori olarak peygamberler; onları ilahi      peygamberlerden ayıran şey öğretilerindeki düalizm. &lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Tarihin akışını o kanunlara göre      insanlar belirler. Her değişim insanların iradelerinin sonucudur. Allah      kendi belirlediği kanunlara ve şartlara aykırı olarak dilemez: “Allah, bir      halkın içinde bulunduğu durumu, o halkın bireyleri kendilerini      değiştirmedikçe asla değiştirmez” (13, Rad 11). &lt;i&gt;Öyleyse tarih için geçerli olan sadece evrim değil, devrimdir de!&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Her ıslahat hizmettir ama her hizmet      ıslahat değildir. Din alimlerinin Yunancı kafası emirleri ikiye ayırır:      (1) yapılması zorunlu inşai emir (namaz, zekat vs.) ve (2) yapılması      zorunlu olmayan irşadi emir (ilim vs.). &lt;i&gt;İşte Şeriati için her türlü zulmün kaynağı burası aslında.&lt;/i&gt; &lt;i&gt;İslamın şartına 5 de, namaz kıl, hacca      git, diğer emirler keyfidir de çal, çırp, biriktir, kul hakkı ye.&lt;/i&gt; &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Evrim, İslama aykırı değildir. &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Din amaç değil, araçtır. Önemli olan      amaçtır; İslam araçtır. &amp;nbsp;&lt;i&gt;İyi de amaç ne?&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;İslam doktriner değildir. Ebu      Hanife: “Benim delilimi bilmeden fetvama göre hareket eden kişinin bu      yaptığı haramdır”, İmam Şafi (ve İmam Hanbeli): “Düşüncede ve imanda      taklit caiz değildir, yasaktır”&lt;i&gt;. &lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;“İçtihat kapısı” her daim açıktır&lt;i&gt;. Vakti zamanında Türkler kapatsa da!&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;i&gt;Tevhid      her şeyin anahtarıdır.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Tanrı sadece varlığın yaratıcısı,      yani insanın varlığın yaratılışı hakkındaki sorusuna verdiği cevap değil,      aynı zamanda bizzat varlıktır! &lt;i&gt;Bu en      başta ontolojik daha sonra epistemolojik olarak çok önemli bir tespit.&lt;/i&gt;      &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;İnsan neden Tanrı’ya karşı duygusal      bir ihtiyaç içindedir? Tüm varlıklarda bulunan mutlak güç, güvenli bir      sığınak ve belli bir kutsal yön ve mana hissinden dolayı. İnsan kesin      inanç veren, onu sorumlu kılan ve varlığa anlam katan tek Tanrı’ya tapma      şekli tevhid’dir. &lt;i&gt;La ilahe illallah ‘ın      dediği başka bir şey var demek ki&lt;/i&gt;. &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Tüm kötülüklerin 3 nedeni vardır:      cehalet, korku ve menfaat. &lt;i&gt;Kabul. &lt;/i&gt;Bu      nedenlerden dolayı toplum (1) haksızlık yapar, cinayet işler, (2) korkudan      veya tamahkarlıktan bu gruba alet olan azınlık ve (3) haksızlığa uğrayan      çoğunluk’tan oluşur hale gelir. Bu 3 grupta bulunanlar insanlık bakımından      aşağılıktır. Olgunluk ve yüce insani değerlere yükselme kabiliyetinden      mahrumlardır.&lt;i&gt; Foucault ve Nietzsche      bu!&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Tevhid’de Allah kainatın ruhudur ve      bütün varlıkların yönüdür &lt;i&gt;(Hegel)&lt;/i&gt;      ve bu siyaseten şu demektir: insan ondan başkasına yalvarmaz, başkasının      önünde eğilmez, başkasından yardım dilemez ve korkmaz &lt;i&gt;(Genç Hegelciler grubu, Bakunin, Kropotkin..)&lt;/i&gt;. “Muhavvid, özgür,      bağımsız ve cesur bir insandır”&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;i&gt;Şeriati bir sosyolog. Kapitalizmin      oluşumunu kenz (biriktirme) ile Weberci bir şekilde açıklayabilir      görünüyor. Ama böyle bir işe girişmiyor. Makinist bürokrasiden de      bahsediyor, &lt;/i&gt;Charlin Chaplin&lt;i&gt;’in &lt;/i&gt;Modern Times&lt;i&gt;’ından da. &lt;/i&gt;Şeriati &lt;i&gt;hiçbir şey değilse sıkı bir antikapitalist ve de      anti-emperyalist. &lt;/i&gt;Sartre&lt;i&gt;’ın kankası, &lt;/i&gt;Fanon&lt;i&gt;’un yoldaşı. &amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;i&gt;Antimilitarizm&lt;/i&gt;. “Toplum yeni bir düşünceyi      benimsemiş olsa bile bu düşünceyi en son belirleyecek olan ordudur”. &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;i&gt;Anarşizm&lt;/i&gt;. “Kaderini başkasının eline      bırakırsan veya baklasının elinde olduğuna inanırsan, hürriyetini birine      satarsan, birisini kendinin sahibi sanırsan veya sahibin olduğunu iddia      edenin dediğini kabul edersen bu şirktir, yoldan çıkmışsındır.” &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;“Kim gücü, ilmi, ırkı ve servetiyle      büyüklenir, diğerinden üstün olduğunu öne sürer, insanlara kendi iradesini      dayatır ve keyfine göre yönetmeye kalkarsa, bu tanrılık iddiasıdır.      Şirktir. Bunları kabul eden de şirktedir.”&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Mutlak hakimiyet, irade, büyüklük,      kudret, otorite, mülkiyet Allah tekelindedir. Muvahhid ona teslim olur.      İslam budur. &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;İslam, çevrenin rengini değiştirmek      için onun rengine bürünür (!). &lt;i&gt;Kabeye      hac, güsul hatta namaz vs. Cahiliye dönemi adetleri. Allah cahiliye      Araplarının bilmediği bir tanrı değildi. Onlar arasında tek tanrı olarak      ona inananlar mevcuttu. İslam ile gelen şey yeni isimlendirmeler,      ibadetler değil. Tevhid&lt;/i&gt;. &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Şeytan Allah’In rakibi değil      kuludur. O insanın rakibidir. İşte bu yolla iyilik ile kötülük ikiliğinde      Tanrı ve şeytan bulunmaz. O nedenle Zerdüşt, Lao Tzu vs. sosyolojik bir      peygamberdir, ama ilahi sayılamazlar. Ehrimen karanlıkken, Ahuramazda      aydınlıktır. İslamda, tüm ikilikler Allah’ta birleşir. Allah Yunan tanrısı      Janus’tur, geçmiş ve geleceği bilen iki çehreli tanrı. Birbirine karşıt      boyutları olan. &amp;nbsp;&lt;i&gt;İşte burası benim &lt;/i&gt;Gerald Messadie&lt;i&gt;’nin &lt;/i&gt;Şeytanın Genel Tarihi&lt;i&gt; kitabını okurken fark ettiğim ve      kitabı çöpe atmak istediğim yerdi. İslam’daki Allah ve şeytan düşüncesini      de diğer İbrahimi dinler ile ve de Zerdüştlükle eşitlemeye girişmişti. “İyi      de o öyle değil ki” deyip kitaptan vazgeçtim fakat tam da ayırtında      değilmişim demek ki bunun nedeninin. &lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;İnsan düalisttir. İnsan dünyasında 2      güç var: birincisi, durgunluk, huzur ve sükunettir –ki bunlara &lt;i&gt;Şeriati&lt;/i&gt; iniş, unutulmuşluk, yok      oluş ve cehalet der- ve insanı kendisine, aşağıya, doğru çeker; ikincisi,      kurtuluş, özgürlük, basiret, iyilk ve güzelliktir ve insanı kendisine      doğru, yukarıya, çağırır.&lt;i&gt;      İyilik-kötülük, günah-sevap vs. değil.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;İnsanın ilk insana yani Adem’e kendi      ruhundan üflediği şey irade, seçim ve özgürlüktür. İnsan bu nedenle      meleklerden üstündür. &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Çoban x sürü. Pek başbakanımız      Tayyip’in her fırsatta muhalefete söyleyip “durduğu iki koyun güdemezsiniz”      lafına binaen &lt;i&gt;Şeriati&lt;/i&gt; demiş ki “Çoban      ve sürü benzetmeleri doğu siyaset kültüründe önemli bir yer tutar. Çünkü      (1) Çoban başka bir cinstir, sürü başka bir cins; (2) Çabanı sürü seçmez,      patron (Tanrı) onu o makama oturtur; (3) Sürü eleştiremez, itiraz edemez,      ayaklanamaz, devrim yapamaz, çoban değiştirilemez, azledilemez; (4) Çoban      koyuna karşı değil patrona karşı sorumludur. Bu ilişkide çoban ile patron      birdir. &amp;nbsp;&lt;i&gt;Gördük mü başbakanımız aslında ne diyor sanki?&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Muhammed’e bakarken, döneme bu      dönemin bakış açısıyla değil o döneme özgü bakış açısıyla bakılmalıdır. &lt;i&gt;Retrospektivizme hayır!&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Tarih boyunca devrimcilerde ortak      olan şu; en azından babalarının gözünde iyi evlat değillerdir. Ve önce      toplumdan koparlar, sonra topluma dönerler. &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Baba ve mektebin görevi (1) çocuğu      zamanının istenen ve alışılagelen kalıplarına göre şekillendirmek ve      olgunlaştırmak ve (2) onun sapmasını engellemektir. Bu nedenle “büyük      dahiler ya okul görmemişlerdir veyahut iyi bir öğrenci olmamışlardır”. &amp;nbsp;&lt;i&gt;Eğitime      hayır!&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Köken olarak &lt;i&gt;şuh&lt;/i&gt; kelimesi bedenin çirkinliği, &lt;i&gt;bereket&lt;/i&gt; de develerin yattığı yerdeki toprak ve çerçöple      karışmış dışkı ve idrar imiş. &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Muhammed kadın düşkünü bir sapık      değildir. Sayfa 527’den: “Şehveti tatmin eden ünsur kadın sayısı değil,      kadının güzelliğidir. Çapkın erkek dul, yaşlı ve çocuklu kadınların değil,      güzel, canlı ve işveli kızların peşine düşer. Hele Ömer’in kızı gibi çok      çirkin olan ya da güzel olsalar da önceki koca veya kocalarının elinde      cazibelerini kaybetmiş, bakireliğinin yeşil çizgisi ve hevesli gençlik      işvesi yerine ihtiyarlığın kırışıklığı, olgunluğun soğukluğu ve soyluluğun      ağırbaşlılığı oturmuş olan kadınlara değil!” &lt;i&gt;Şeriati’nin Muhammed’in eşlerini detayları ile anlattığı bölüm bu      bakımdan çok ilginç. İslamın aslında çok eşliliğe izin vermediğini iddia      ederken bu kadar ikna edici değildi. Ama Şeriati’nin dilindeki erkek buram      buram da kokmuyor değil hani.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Felsefe gereksiz hatta zararlıdır. Yunanlılar      felsefe ve sanat konusunda harikulade deha gösterdikleri halde bir      tekerlek bile icat edemediler; çünkü ağır yükleri kölelere, yoksullara      taşıtıyorlardı. Batı için okuma yazma bilmeyen Spartaküs (çeviride Ispartaküs),      Sokrat, Platon ve Aristo gibilerle dolu bir akademiden daha etkin; Doğu’da      bedevi Ebuzer yüzlerce İbni Sina, İbni Rüşt ve Molla Sadra’dan daha      faydalıdır. &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-GqoKQ4OeKFk/Tx11BaHWtMI/AAAAAAAAIA8/9khdPGmV8A4/s1600/shariati.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-GqoKQ4OeKFk/Tx11BaHWtMI/AAAAAAAAIA8/9khdPGmV8A4/s320/shariati.jpg" width="218" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Bir kitap olarak &lt;i&gt;İslam Nedir? Muhammed Kimdir?&lt;/i&gt; herkesin okuyabileceği kolay bir kitap değil. &lt;i&gt;Şeriati&lt;/i&gt; dediklerini ispat için uzun ayrıntılara da dalmış kimi zaman. Özellikle neredeyse kitabın yarı hacmini oluşturan Muhammed’in hayatını anlatan bölüm çok detaylı. Özel bir ilgi duymayan birisi için çok ama çok uzun, fakat anca böyle anlayabiliyorsunuz peygamberi. Peygamber Muhammed bildiğiniz insan. İlk Müslümanlar da öyle aldım kafamı elime, koydum kolumun altına, elimde kılıç, sallarım ha sallarım, tek muradım zilyon tane huri insanları değiller. Çoğu –dikkat çoğu- siyaseten veya ile/kabile bağları nedeniyle Müslümanlar. Muhammed’in ölümünden sonra iktidar yüzünden birbirlerine giren ya da fırsat bu fırsat deyip İslamdan ayrılan insanlardan müteşekkil bir toplum. Bu anlatının &lt;i&gt;Şeriati&lt;/i&gt;’nin Şiiliği ile ilgisi ne kadar var, bunu süzebilecek yetkinlikte değilim. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; text-indent: 36pt;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-6gMaQXR244s/Tx11CoO43-I/AAAAAAAAIBE/yJwcC6XtYVo/s1600/shariati+%25281%2529.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-6gMaQXR244s/Tx11CoO43-I/AAAAAAAAIBE/yJwcC6XtYVo/s320/shariati+%25281%2529.jpg" width="224" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Özellikle sol literatürden beslenenler için İslam özelinde dini ele alışıyla ilk bölüm ve Muhammed özelinde peygamberliği ele alışıyla son bölüm sosyal bilim açısından mutlaka okunmalı. Ama öyle moda usulüyle bakalım İslam’dan sol çıkar mı? veya bakalım İslam’ı aklayabilmişler mi? ukalalığıyla okuyacaksanız, okumayın. &lt;i&gt;Şeriati&lt;/i&gt; ne size İslamı tebliğ ediyor (aslında ediyor da bir yerde) ne de İslama sol öğretiyi monte etmeye çabalıyor. &amp;nbsp;Bir İslam alimi ve sosyolog olarak İslamı ve Muhammed’i tekrar okuyor. Dini metinler okumamışsanız veya okumakta zorlanıyorsanız dahi bu bahsettiğim bölümler gayet anlaşılır nitelikte. Dini metinler okumaya alışkınlar için Muhammed’in hayatının anlatıldığı bölüm çok yavan gelebilir çünkü hiçbir mucize yok, Allah’ın hatasız kulu peygamberden eser yok, tamamen tarihsel bir vaka analizi var. Muhammed’i kadın peşindeki azgın adam yerine kadın eline düşmüş bir zavallı olarak görürseniz o metinde şaşırmayın; zira &lt;i&gt;Şeriati&lt;/i&gt;’nin kadın meselesinde edecek iki kelamı da var.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Uzun zamandır okumak istediğim bir kişiydi &lt;i&gt;Şeriati&lt;/i&gt;. Okudum. Asırlardır orada duran ama benim şimdiye kadar hiç dikkat etmediğim şeyler varmış, öyle hissettim. Şimdi dahasını okuyacağım. Elimde &lt;i&gt;Dine Karşı Din&lt;/i&gt; var. Hayırlısı… &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;  &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3945549697009939008-1525894085248708612?l=guhercile.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guhercile.blogspot.com/feeds/1525894085248708612/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3945549697009939008&amp;postID=1525894085248708612&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/1525894085248708612'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/1525894085248708612'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guhercile.blogspot.com/2012/01/din-nedir-muhammed-kimdir.html' title='اسلام شناسی  - İslam Nedir? Muhammed Kimdir?'/><author><name>gezenbezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14025591256240834451</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/S_r0oUa2IkI/AAAAAAAAE4I/b3KSJvNkgKo/s400/2010_04_21__6741.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-r3MaaJ1mwVg/Tx10_bMlT8I/AAAAAAAAIA0/Gq6xus7arKo/s72-c/islam+ne.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3945549697009939008.post-4040669621643339794</id><published>2012-01-10T23:11:00.005+02:00</published><updated>2012-01-11T00:30:37.627+02:00</updated><title type='text'>best of 2011</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Geçen sene izlediğim filmlerden kendi&amp;nbsp;&lt;i&gt;best of 2011&lt;/i&gt;&amp;nbsp;listemi oluşturdum. Ne yazık ki çok film izlememişiz geçen sene. 71tane sadece. utanmasak haftada 1 film! ayıp ayıp.. Listeleri oluştururken çok zorlandım. Film sayısı az olunca liste de çok çeşitlenemedi ne yazık ki. Olsun, bu da ilk senenin kendini bilmez listeciği olsun.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;En İyi Hollywood topteni:&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Kendimi iyi bir Hollywood sineması takipçisi olarak görürdüm eskiden. Hararetle de savunurdum sinemanın sanat olduğu kadar da eğlence aracı da olduğunu -dost meclislerinde hala savunurum. ama şu da bir gerçek ki özellikle 3D'nin de bokunu çıkarmaya başlamasıyla birlikte bünyemde Hollywood sinemasından bir kaçış baş göstermeye başladı. İşte listem:&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-wYDS2EO6Rc4/TwyX3Q8DiVI/AAAAAAAAH-Q/viSAlHWD4XY/s1600/Untitled-1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" height="176" src="http://3.bp.blogspot.com/-wYDS2EO6Rc4/TwyX3Q8DiVI/AAAAAAAAH-Q/viSAlHWD4XY/s400/Untitled-1.jpg" width="400" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;1. X-Man: First Class (2011) :&amp;nbsp;&lt;/b&gt;Serinin ilk filminden beri diyorum ki&amp;nbsp;&lt;i&gt;Xavier&amp;nbsp;&lt;/i&gt;hümanisttir yani komprodor bir haindir,&amp;nbsp;&lt;i&gt;Magneto&lt;/i&gt;&amp;nbsp;özüsözübirdir yani tarih ve sınıf bilincine sahip bir devrimcidir.&amp;nbsp;&lt;i&gt;X-Men First Class&lt;/i&gt;&amp;nbsp;öyle bir film ki artık neden&amp;nbsp;&lt;i&gt;Magneto&lt;/i&gt;’yu&amp;nbsp;&lt;i&gt;Xavier&lt;/i&gt;’den daha ‘adam gibi adam’ gördüğümüz konusunda bir şüphemiz kalmadı. Meğer düzeni bozmaya yeltenen her bireye duyduğumuz takıntılı tutku yüzünden değil de o sınıfsal öfkeyi yüzünde gördüğümüz için&amp;nbsp;&lt;i&gt;Magneto&lt;/i&gt;’yu seviyormuşuz. Hem serinin en iyi filmi olması nedeniyle, hem de kullanılan her efekti yerinde ve dengeli kullanması nedeniyle işte ilk listemin ilk sırasında…&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;2. Inception (2010):&amp;nbsp;&lt;/b&gt;Bu filmi sevmem için sayısız neden vardı. En başta senaryo. Filmi birden çok izledim. Muhtemelen de her sene bir kez elimden geçecektir. Her izledikten sonra gerçekten anlıyor muyum veya kaçırdığım bir şey var mı emin olamasam da kafamın harıl harıl çalıştığını hissettim.&amp;nbsp;&lt;i&gt;Memento’&lt;/i&gt;dan beri bu kadar yoran (+) bir senaryoyla uğraşmamış ya da&amp;nbsp;&lt;i&gt;Matrix&lt;/i&gt;&amp;nbsp;serisinden beri bu kadar etkili efekt kullanımına şahit olmamıştım. İki not düşeyim: (1)&amp;nbsp;&lt;i&gt;Nolan&amp;nbsp;&lt;/i&gt;tamam, ‘entelektüel’ sinemaseverler için artık tartışılmaz bir isim; (2) karşımıza ilk babyface kontenjanından giren&amp;nbsp;&lt;i&gt;DiCaprio&lt;/i&gt;&amp;nbsp;da tamamdır…&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;3. Full Metal Jacket (1987):&amp;nbsp;&lt;/b&gt;Sir yes sir. Askerden dönünceye kadar&amp;nbsp;&lt;i&gt;Pınar Selek&lt;/i&gt;’in&amp;nbsp;&lt;i&gt;Sürüne Sürüne Erkek Olmak&lt;/i&gt;&amp;nbsp;kitabını okumamaya yeminliyim. Keşke aynı kuralı bu film için de koysaymışım. Defalarca kez izlediğim bu filmi izlediğim gece hep dehşet rüyalar görüyorum. Bedelli de patladı kıçımızda. Yakında Suriye’yle mi yoksa İran’la mı girişeceğiz belli de değil. Hiçbiri olmasa zaten saçmasapan kanlı bir çatışma hali içindeyiz. Yes sir! emret komutanım!&amp;nbsp;&lt;i&gt;Kubrick&lt;/i&gt;&amp;nbsp;ben senin…. &amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;span style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif; line-height: 115%;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-T-ePMt1kNl0/TwybvnIrseI/AAAAAAAAH-Y/ycaKPGV88Zw/s1600/Untitled-2.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" height="120" src="http://1.bp.blogspot.com/-T-ePMt1kNl0/TwybvnIrseI/AAAAAAAAH-Y/ycaKPGV88Zw/s640/Untitled-2.jpg" width="640" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif; line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;4.&lt;/b&gt;&amp;nbsp;Perfume (2006)&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;5&lt;/b&gt;. Shutter Island (2010)&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;6.&lt;/b&gt;&amp;nbsp;Kingdom of Heaven (2005)&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;7.&lt;/b&gt;&amp;nbsp;A.I. (2001)&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;8&lt;/b&gt;. Sucker Punch (2011)&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;9&lt;/b&gt;. Mary and Max (2009)&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;10.&lt;/b&gt;&amp;nbsp;Up (2009)&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;En iyi Hollywood-dışı topteni:&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Başka doğru dürüst isimlendirme bulamadım.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-6SBuWEtHdXk/TwydBnpA2LI/AAAAAAAAH-g/suUnInDvbxg/s1600/Untitled-3.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" height="177" src="http://4.bp.blogspot.com/-6SBuWEtHdXk/TwydBnpA2LI/AAAAAAAAH-g/suUnInDvbxg/s400/Untitled-3.jpg" width="400" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;1. La Tata Asustada (2009):&amp;nbsp;&lt;/b&gt;Patatesi ömür billah sevmezdim, şu filmden sonra bir daha hiç sevemem herhalde. Peru iç savaşında annesi tecavüze uğramış bir kız acı süt hastalığına yakalandığına inanıyor. Hastalık hamilelik veya doğum sonrası tecavüze uğrayan kadınlardan emzirdikleri bebeklerine geçiyor. Kızcağız annesiyle aynı şeyi yaşamamak, tecavüze uğramamak için kendince bir yönteme başvuruyor. Kimselerin öyle çok beğenmediği bu filmi ben çok beğendim. Lima ‘pueblosu’nda geçen iç bunaltıcı yaşam mı, tek ağacın bitmediği Peru coğrafyası mı yoksa iki orgla yapılan düğün&lt;i&gt;&amp;nbsp;&lt;/i&gt;müzikleri mi bilmem, ama ben çok beğendim. Sarsıldım…&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;2. Babel (2006):&amp;nbsp;&lt;/b&gt;Çok büyük ihtimalle bu film de Hollywood yapımı (paramount). Gönül işte, bu filmi diğer Hollywood filmleriyle yan yana koyamıyor. Çünkü öykü çok iyi. Anlatım çok iyi.&amp;nbsp;&lt;i&gt;Inarritu&lt;/i&gt;&amp;nbsp;bu işi beceriyor. Sırf olayların aktığı mekanlar olsaydı yine defalarca izlerdim bu filmi. Ekip zaten çok iyi.&amp;nbsp;&lt;i&gt;Cate Blanchett&lt;/i&gt;&amp;nbsp;bile var, daha ne olsun? –Ön kabul: “&lt;i&gt;Cate Blanchett&lt;/i&gt;’in oynadığı filmler iyidir”. Bir de ben o Japon kızı çok beğendim.. &amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;3. Je Vais Bien, Ne T'en Fais Pas (2008):&lt;/b&gt;&amp;nbsp;Yuh artık. Film bittikten sonra bile hala o müzik çalıyormuş gibi hissettim uzun süre. Sonra ne izlediğimin, bana ne anlatıldığının farkına vardım. Varmaz olsaydım. Sanki ben oyunculukların keyfini çıkartırken yazan yöneten Lioret kuytuya saklanmış elinde bir balyozla beni bekliyormuş. Elini korkak alıştırmamış, hiç çekinmiyor o balyozu kullanmaktan. Ve o balyoz sersemletmiyor, vurunca öldürüyor…&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-aRugiUS0_CM/TwyfE3L8weI/AAAAAAAAH-o/kUSjvkNfLQ0/s1600/Untitled-4.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" height="120" src="http://3.bp.blogspot.com/-aRugiUS0_CM/TwyfE3L8weI/AAAAAAAAH-o/kUSjvkNfLQ0/s640/Untitled-4.jpg" width="640" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: rgba(255, 255, 255, 0.917969); font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: rgba(255, 255, 255, 0.917969); font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;4.&lt;/b&gt;&amp;nbsp;Yo Tambien (2009)&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp; 5.&lt;/b&gt;&amp;nbsp;500 Days of Summer (2009)&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp; 6.&lt;/b&gt;&amp;nbsp;L'Heritage (2006)&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;b&gt;7.&lt;/b&gt;&amp;nbsp;Light Thieft (2010)&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;b&gt;8.&lt;/b&gt;&amp;nbsp;Tat Av Kvinnen (2007)&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;b&gt;9.&lt;/b&gt;&amp;nbsp;FAQ about Time Travel (2009)&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;10.&lt;/b&gt;&amp;nbsp;Mis Fortunates (2009)&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;En iyi 2010-2011 &amp;nbsp;yapım filmleri toptenim:&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Artık sinemaya pek gitmiyoruz galiba. Listeyi son 2 yıl ile sınırlasam bile kasıldım. Çok da güncel değilmişim demek ki. Başka sinema bloglarını okumasam sinema adına boş bir yıldı bile diyebilirim. Oysa biliyorum bu sene tonlarca film kaçırdığımı. Bu sene izlerim ben de 2011 filmlerini....&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;1.&lt;/b&gt;&amp;nbsp;X-Man: Fİrst Class (2011): Diyeceğimi dedim...&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;2.&lt;/b&gt;&amp;nbsp;Inception (2010): Diyeceğimi dedim...&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;3. Shutter Island (2010):&amp;nbsp;&lt;/b&gt;Şu&amp;nbsp;&lt;i&gt;DiCaprio&lt;/i&gt;’nun oynadığı filmlerin sonundan artık emin olmak istiyorum ben. Kendi istatistiklerim öyle diyor son yıllarda&amp;nbsp;&lt;i&gt;(+Inception&lt;/i&gt;). Adventure oyun tarzında ilerliyor film. Olayı siz çözmeye çalışıyorsunuz ama maalesef siz yöneltemiyorsunuz asıl adamı. Ama en sonunda afallayıp kalan siz oluyorsunuz. Bu sırada da&amp;nbsp;&lt;i&gt;Martin Scorsese&lt;/i&gt;&amp;nbsp;ile&amp;nbsp;&lt;i&gt;DiCaprio&lt;/i&gt;&amp;nbsp;bir kez daha sizi işaret edip bir yerleriyle gülüyorlar. Alınmayın, keyfini çıkartın!&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;4. Light Thieft (2010)&lt;/b&gt;:&amp;nbsp;Muhtemeldir ki daha önce hiç Orta Asya menşeli film izlememişim. Ayıp etmişim. Bu bir Kırgız filmi. Post-sovyetik dönemde jeopolitik olarak kritik bir bölgedeki bir köyde yaşayan bir adamı anlatıyor.&amp;nbsp;&amp;nbsp;Bölgedeki ekonomik çöküntüyü, zorunlu göçü, kültürel yozlaşmayı (!) ve iktidar savaşlarını işte bu adamın etrafında geçen günlük sıradan olaylarla görüyorsunuz. Ve tabi Kırgız coğrafyası ile birlikte. İzlerken&amp;nbsp;&lt;i&gt;Kaplumbağalar da Uçar&lt;/i&gt;’ın&amp;nbsp;&lt;i&gt;Satellite&lt;/i&gt;’si geldi sürekli. Vurguları ile değil, hikayelerin anlatılma biçimi yüzünden galiba. Basit ama güzel bir filmdi..&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;5. Tambien La LLuva (2010):&amp;nbsp;&lt;/b&gt;En iyi bağımsız’lar listemde bu filmin olmamasının tek nedeni olabilir: yeterince anlamamışımdır herhalde bu filmi. Ya da hep dediğim gibi zaten bildiğin bir şeyi önüme koyduklarında o kadar da etkilenmiyorum galiba. Bolivya’da set kurmuş bir film ekibi Colombus’un Dominik adasını keşfini canlandırıyor. Bütçe kısıtlı olduğu için oradaki yerliler oyuncular kadrosunda çalışıyorlar, tabi aslına uygun olarak, yani figüranlar olarak. O oyuncuların çok ciddi bir dertleri var. Kimseye ait olmayan su’ya el konulmuş ve onların kullanım hakkı gasp edilmiştir. Yerliler su hakkı için mücadeleye başlar ve olaylar gelişir. Konu iyi, güncel. Amerika’nın sömürgeleştirilmesi iç içeiki kurgu halinde anlatılıyor. Zaten aynı taraftayız;&amp;nbsp;&lt;i&gt;Ken Loach&lt;/i&gt;’ın kankası&amp;nbsp;&lt;i&gt;Laverty&lt;/i&gt;&amp;nbsp;yazmış senaryoyu ama tam olmamış. Bir şey eksik. Ya da fazla. Çok mu didaktik ne?&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;6.&lt;/b&gt;&amp;nbsp;Bizim Büyük Çaresizliğimiz (2011)&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;7.&lt;/b&gt;&amp;nbsp;Sucker Punch (2011)&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;8.&lt;/b&gt;&amp;nbsp;Alting Bliver Godt Igen (2010)&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;9.&lt;/b&gt;&amp;nbsp;Celal Tan ve Ailesinin (2011)&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;10.&lt;/b&gt;&amp;nbsp;Shrek 3 (2010)&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;En iyi Yerliler topfayfım:&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;artık 20 berbat yapımda bir tane de güzel işler çıkıyor. Ben bile takip etmeye başladım ufak ufak. Yine de çok izlemediğim için top10 listesi saçma olacaktı. O nedenle top 5 listesi yaptım:&lt;/div&gt;&lt;span style="background-color: rgba(255, 255, 255, 0.917969); font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Yg_n91JS4ZU/TwykO7E0KzI/AAAAAAAAH-w/65h9Gnk3vRM/s1600/Untitled-5.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" height="170" src="http://2.bp.blogspot.com/-Yg_n91JS4ZU/TwykO7E0KzI/AAAAAAAAH-w/65h9Gnk3vRM/s640/Untitled-5.jpg" width="640" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="background-color: rgba(255, 255, 255, 0.917969); font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;1. Vavien (2009):&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;i&gt;Taylan biraderler&lt;/i&gt;in enfes filmi. İlk tanıtımını ‘taşra sıkıntısı içindeki insanlar’ diye yapmışlardı. Doğrudur. Öyküsü sıra dışı ama o taşralılık ve sıradanlık hali film içinde çok güzel akıyor. Bunları sosyolojik bir analize tutmak gerek belki de ama pas geçiyorsunuz işte. Rahat bırakıyorsunuz. Bırakın insanlar piknik yapsın, karılarını öldürsün, otuzbir çeksin, fiat doblo ticari kullansın, küçük yerin büyük adamı olsunlar. Bırakın yahu, burası taşra! Anlatanlar da&amp;nbsp;&lt;i&gt;Taylan Bros&lt;/i&gt;… Not:&amp;nbsp;&lt;i&gt;Binnur Kaya&lt;/i&gt;’yı seviyoruz,&amp;nbsp;&lt;i&gt;Settar&lt;/i&gt;’ın hayranıyız…&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;2. Bizim Büyük Çaresizliğimiz (2011):&lt;/b&gt;&amp;nbsp;Bir Ankara filmi işte. Öyle olunca mecburen “neredeyse sadece” diyaloglar oluyor. Diyaloglar için&amp;nbsp;&lt;i&gt;Barış Bıçakçı&lt;/i&gt;&amp;nbsp;lazım. Üstüne bir de&amp;nbsp;&lt;i&gt;İlker Aksum&lt;/i&gt;&amp;nbsp;ile&amp;nbsp;&lt;i&gt;Fatih Al&lt;/i&gt;’ı koyunca sonuç güzel, samimi bir film oluyor işte. Ankara mekansal olarak kısır (&lt;i&gt;Behzat Ç.&lt;/i&gt;&amp;nbsp;Fanları pek kabullenmeye yanaşmasalar da!). Bizim kahramanlar boş bir anlarında kendilerini Amasra’ya atınca kendimi tutamayıp baya gülmüşüm. Artık bu&amp;nbsp;&lt;i&gt;Bıçakçı&lt;/i&gt;’nın kitabında böyle miydi yoksa&amp;nbsp;&lt;i&gt;Seyfi Teoman&lt;/i&gt;&amp;nbsp;mı ekledi bilmem. Ama samimi dediğim buydu işte. Ankara’da boş anlarda Amasra’ya gidilir çünkü. Çok mu öznel oldu?&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;3. Beş Vakit (2006):&lt;/b&gt;&amp;nbsp;Sinema dergisi gelmiş geçmiş en iyi 100 Türk filmini seçmeye kalkıp bir liste yapınca birden baktık ki&amp;nbsp;&lt;i&gt;Reha Erdem&lt;/i&gt;&amp;nbsp;diye mühim bir yönetmen var ve biz hiç izlememişiz filmlerini. İlk aldığımız filmi buydu işte. Sayesinde geç tanışıklığımız dolayısıyla ayıpladık kendimizi. Çanakkale Ayvacık’ta çekilmiş bu film. “pastoral yaşam” diyerek kendimi yiyip bitirdiğim bu günlerde derdime deva olmayı geç yaralarıma tuz basan bir film oldu bu film. İzleyenden izleyene değişir ama ben küçücük bir köyde yaşamanın çok çeşitlilik sunan, hayatın nonstop 24 saat aktığı bir metropolde yaşamaktan daha güzel olabileceğini düşündüm. O tenekeden damlar, sıvasız duvarlar, sabah tavukları, başıboş köpekler, inatçı keçiler, fakirlik, yoksunluk, işe yaramaz yaban zeytinleri, çirkin minare, uzaktaki deniz, kalın kafalı erkek kardeş, huysuz baba... evet huysuz baba bile bana orada daha çekici geldi buradaki şey-lerden. İşte buna film başarısı denmez de ne denir? –ek:&amp;nbsp;&lt;i&gt;Üç Maymun&lt;/i&gt;’u takip edilesi kılan tek şey sinematografisi idi. Bu filmin de geri kalır yanı yok bu açıdan…&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;4.&lt;/b&gt;&amp;nbsp;Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi (2011)&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;5.&amp;nbsp;&lt;/b&gt;AROG (2008)&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;En Kötü &amp;nbsp;topten:&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Nedenlerini belirtmeden listeleyeceğim. Şunu söylemem de lazım tabi: kötü film demek sıkıcı film demek değildir. Şu listedeki filmlerin bir çoğu eğlenceli (o nedenle sonuna kadar izlenebiliyorlar zaten) ama kötüler işte. O kadar kötüler ki eğlenceli olan o. Yoksa&amp;nbsp;&lt;i&gt;Paul Bettany&lt;/i&gt;'yi en az&amp;nbsp;&lt;i&gt;Jason Statham, Vin Diesel&lt;/i&gt;&amp;nbsp;hatta&amp;nbsp;&lt;i&gt;Bruce Willis&lt;/i&gt;&amp;nbsp;kadar seviyorum ben. Ama hiçbiri bir&amp;nbsp;&lt;i&gt;Nicholas Cage&amp;nbsp;&lt;/i&gt;etmez...&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;1.&lt;/b&gt;&amp;nbsp;Ev (2010)&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;2.&lt;/b&gt;&amp;nbsp;Legion (2009)&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;3.&lt;/b&gt;&amp;nbsp;Captain America (2011)&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;4.&lt;/b&gt;&amp;nbsp;Unstoppable (2010)&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;5.&lt;/b&gt;&amp;nbsp;The Last Song (2010)&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;6.&lt;/b&gt;&amp;nbsp;Kids are Allright (2010)&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;7&lt;/b&gt;. Spanglish (2004)&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;8.&lt;/b&gt;&amp;nbsp;Priest (2011)&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;9.&lt;/b&gt;&amp;nbsp;Sorcerers Apprentice (2010)&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;10.&lt;/b&gt;&amp;nbsp;SWAT (2003)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Listelerde olmayan ama birşeyler söylenmeden geçilemeyecekler:&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Pompoko (1994):&lt;/b&gt;&amp;nbsp;Gerçekten ürkütücü bir anime. Elimize geçtiğinde güzel bir öykü olacağını varsaydık çünkü DVD kapağında okuyup da bildiğimiz yegane isim&amp;nbsp;&lt;i&gt;Miyazaki&lt;/i&gt;&amp;nbsp;idi. Bilmiyorduk ama yönetmen de efsaneymiş:&amp;nbsp;&lt;i&gt;Takahata.&lt;/i&gt;&amp;nbsp;Kahramanlarımız rakunlar. Şekil değiştirebilen rakunlar. İnsanların yaşam alanlarına müdahalesine direnmeye çalışıyorlar ve savaş başlıyor. Çok uzun ve çok yorucu bir anime. Derinlemesine tekrar izlemek gerek. Sanırım rakunları anlatmıyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;The Cove (2009):&lt;/b&gt;&amp;nbsp;Çok cesur bir belgesel. Gerçekten bu koyda neler olup bittiğini filme alabilmek için hayatlarını ortaya koymuş bir ekibin işi. İnsanın yunuslar için birilerinin bu kadar çabalamasına inanası gelmiyor. Tüm Japonlara zorla izlettirilmeli.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Press (2010)&lt;/b&gt;:&amp;nbsp;&lt;i&gt;Özgür Gündem&lt;/i&gt;&amp;nbsp;gazetesinin bir dönemini anlatan bir filmdi. Ben çok samimi ve dürüst bulmadım. Çalışanlar zorluklarla mücadele içindeler, inatlaşıyorlar ve direniyorlar ve gazeteyi çıkarmaya devam ediyorlar. İnandıkları şey artık iman haline gelmiş, sorgulan(a)mıyor. Gazete toplantısında kurulacak cümle üzerine yaptıkları tartışma da ne kadar militan ne kadar gazeteci olduklarına dair işaret veriyor. Özeleştiri sahnesi diyelim buna. Peki&amp;nbsp;&lt;i&gt;Özgür Gündem&lt;/i&gt;&amp;nbsp;neydi/nedir? Bir hareketin yayın organı mı yoksa gazete mi? Öldürülenler gazeteci miydi yoksa militan mı? Bunlar devletin soruları. Bunlar her bireyin kafasının içine boca edilmiş propaganda. Buna ne cevap veriyor bu film? Vermiyor. Veremez çünkü “orada” o militanlık hali ile o gazetecilik hali öyle bir çırpıda ayrıştırılamıyor işte. Peki film bunu mu diyor? Yine hayır. Peki film ne diyor? Ben anlamadım. Daha doğrusu denildiği söylenen şeyin söylenebildiğinden ben emin değilim. Ya da ben çok şey bekliyorum ben bu 'politik' filmlerden...&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Tango &amp;amp; Cash (1989):&lt;/b&gt;&amp;nbsp;&lt;i&gt;Magic Box Star 1&lt;/i&gt;&amp;nbsp;zamanlarının efsane filmi. Lisede ya vardık ya yoktuk. Hep asi ama vahşi, seksi ama cesur&amp;nbsp;&lt;i&gt;Cash (Kurt Russell)&lt;/i&gt;&amp;nbsp;olmayı düşlerdik –bakıyorum da hepimiz sümsük&amp;nbsp;&lt;i&gt;Tango&lt;/i&gt;&amp;nbsp;olmuşuz&amp;nbsp;&lt;i&gt;(Stallone).&lt;/i&gt;&amp;nbsp;İşte öyle bir film bu benim için.&amp;nbsp;&lt;i&gt;Digiturk&lt;/i&gt;’te denk gelip izledim. Gözlerim doldu vallahi…&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;İncir Reçeli (2011):&amp;nbsp;&lt;/b&gt;Rezillik. Çok yanlış AIDS mesajlarıyla dolu bir film. Sevgiline AIDS bulaştırmamak için sevişmiyorsun ama kendini kaybedecek kadar barlarda içip bilmediğin kişilerle gece geçiriyorsun. Bu ne len? İşte özgür kadın algısının istediği kadar içen, istediğiyle giden ama sevgilisine kıyamadığı için (sağlık yönünden korundukça hiçbir mahzuru olmasa da) sevişmeyen az buçuk entel özgür kız profili. Tat verdiniz! Sıradışı görünen erkek nodelleriyle de tat verdiniz. Sıçayım sizin özgür insan anlayışınıza Issız-Adam-giller!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-SlDm1d0v8v4/Twy7bqTDTMI/AAAAAAAAAoM/PsNgr7KfwT0/s1600/Untitled-7.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="425" src="http://4.bp.blogspot.com/-SlDm1d0v8v4/Twy7bqTDTMI/AAAAAAAAAoM/PsNgr7KfwT0/s640/Untitled-7.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;İşte 2011'de izlediğim ne varsa...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Süper önemli not:&lt;/b&gt; &lt;i&gt;Majid Majidi&lt;/i&gt;'nin &lt;i&gt;Song of Sparrow&lt;/i&gt;'unu unutmuşum 2011 değerlendirmesi yaparken. Muhteşem filmdir. Arada kaynamasın.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3945549697009939008-4040669621643339794?l=guhercile.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guhercile.blogspot.com/feeds/4040669621643339794/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3945549697009939008&amp;postID=4040669621643339794&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/4040669621643339794'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/4040669621643339794'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guhercile.blogspot.com/2012/01/best-of-2011.html' title='best of 2011'/><author><name>gezenbezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14025591256240834451</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/S_r0oUa2IkI/AAAAAAAAE4I/b3KSJvNkgKo/s400/2010_04_21__6741.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-wYDS2EO6Rc4/TwyX3Q8DiVI/AAAAAAAAH-Q/viSAlHWD4XY/s72-c/Untitled-1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3945549697009939008.post-6835080009462577887</id><published>2011-12-09T15:53:00.000+02:00</published><updated>2011-12-09T15:53:03.289+02:00</updated><title type='text'>Göçmüş Kediler Bahçesi</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-0YFrRnSXKR8/TuIRyQE2-1I/AAAAAAAAHxw/9H9TWvbtL_s/s1600/gkb.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: black;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-0YFrRnSXKR8/TuIRyQE2-1I/AAAAAAAAHxw/9H9TWvbtL_s/s1600/gkb.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Öyle öyküyü çok seven biri değilim. Bilip tanıdığım yazarların kitaplarını biraz gözü kapalı alırım. Bazen bir yazarın roman sanıp bir kitabını alırım, öykü kitabı çıkar. &amp;nbsp;Yine de denerim okumayı, çoğunlukla zevk almam. Hem kendimi roman okumaya hazırlamış olduğumdan hem de anlatılan hikayenin tadı damağımda kaldığından birazcık da hayal kırıklığı yaşarım. Şiirden de pek hazzetmem, doğru; Ama inat edip de şiir kitaplarını elimden düşürmediğim de olmuştur. ‘Bu kadar kişi peşindeyken ben sevmiyorsam bende vardır bir şey’ diye. Sonunda kabul ettim kendi çapında bir öküz olduğumu da vazgeçtim artık şiir okumayı denmekten. &amp;nbsp;Etrafımda çok öykü düşkünü arkadaşım yoktu maalesef. Şiire vakfettiğim emeği öyküye göstermedim hiç. Keşke ilk okumaya başladığım dönemde birileri elime edebiyat dergilerini zorla tutuştursaydı. Aynı zorla elime siyasi dergileri tutuşturdukları gibi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Aslında bir tür olarak öyküyü bilmiyor da değilim. Ben liseden kredili sistem sayesinde 2.5 (yazıyla iki buçuk) senede mezun olan şanslı azınlıktan biriydim. Her dönem mutlaka bir ders listeme girerdi: Edebi Metinler dersi. Milli eğitime duacı olacağım tek ders de budur aslında --bir de din hocasının girdiği felsefe dersi. Tüm metinler Türk edebiyatındandı. Haftada 6 saat biz bunları okur üzerine konuşurduk. Fen-Matematik branşı mezunları harıl harıl geometri soruları çözerken ve bilumum fizik formülü ezberlerlerken biz&amp;nbsp;&lt;i&gt;Memduh Şevket Esendal&lt;/i&gt;&amp;nbsp;okuyorduk. Bu dönemi öykü okuduğum dönem olarak saymıyorum tabi ki. Önemli olanın ‘okumak’tan kastın ne olduğu. O nedenle hiç öykü okumadım diyorum ya.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Dönelim.&amp;nbsp;&lt;i&gt;Bilge Karasu&lt;/i&gt;’nun&amp;nbsp;&lt;i&gt;Göçmüş Kediler Bahçesi&lt;/i&gt;&amp;nbsp;kitabını 1998’de almışız. Neden aldığımızı hatırlamaya çalışınca aklıma iki şey geliyor: kuzenimin kedili kitap okuma alışkanlığının bana da bulaşmış olması ve&amp;nbsp;&lt;i&gt;Bilge Karasu&lt;/i&gt;’nun isminin o sıralar okuyup durduğumuz&amp;nbsp;&lt;i&gt;Bilgesu Erenus&lt;/i&gt;’un ismi ile çok benzeşmesi. Pek tabi duymuştuk&amp;nbsp;&lt;i&gt;Bilge Karasu&lt;/i&gt;’nun kim olduğunu ama tanımıyorduk işte. Kitabı alır almaz okumaya başladım. İki üç deneme sonrasında bıraktım. Bu kendine has kitabı öyle haldır huldur okuyamadım işte. Hatta buna o kadar bozulmuştum ki bir daha öykü kitabı al(a)madım elime.&amp;nbsp;&lt;i&gt;Tomris Uyar&lt;/i&gt;’ı bile pas geçtim, düşünün!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Okunacak onca kitap beni beklerken kitaplığın raflarından&amp;nbsp;&lt;i&gt;Göçmüş Kediler Bahçesi&lt;/i&gt;&amp;nbsp;bir daha göz kırptı bana. Üzerinden 13 sene geçtikten sonra. Hadi bismillah deyip başladım kitaba. Artık acelem yok ya yavaş yavaş, sindire sindire okudum. Keyfini çıkarta çıkarta! Yıllarca bekleyip durmasının bir hikmeti varmış meğer. Büyük keyif! İşte edebiyat! İşte öykü! Artık kendime bir kitabı farklı dönemlerde okumanın farklı okumalar olduğunu ispatlamış durumdayım. Aferin bana, hayatımın bir yerlerinde iki adım öne atabilmişim demek ki.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;Göçmüş Kediler Bahçesi&lt;/i&gt; ana hikaye arasına serpiştirilmiş 11+1 masaldan oluşuyor. Her biri bağımsız görünüyor, ama&amp;nbsp;değiller. Doğrusu, kurgu olarak bağımsız olsalar da derinlikli bir okumayla bir derdin ifadesi oldukları görünüyor. Neyse ki bu blogda, “kitaptan ne anladınız” gibi bir bölüm yok. İyi ki yok. Bütün ukalalığımla diyebilirim ki &lt;i&gt;Bilge Karasu&lt;/i&gt; demek şunu demek istedi de sen ne anladın, o senin birikimine, yaşanmışlığına kalmış işte. Şunu deyip geçeyim: farklı okuma düzeylerine imkan veren çok keyifli bir öykü kitabı &lt;i&gt;Göçmüş Kediler Bahçesi&lt;/i&gt;. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;(Daha analitik bir çözümleme için şu kaynağa bakabilirsiniz: &lt;a href="http://turkoloji.cu.edu.tr/YENI%20TURK%20EDEBIYATI/seyma_sezer_bilge_karasu.pdf"&gt;turkoloji.cu.edu/...&amp;nbsp;&lt;/a&gt;&amp;nbsp;.&amp;nbsp;Ama şimdiden söyleyeyim harika bir çözümleme olduğu için eklemedim bu linki buraya. Bir metni bu kadar kurcalamak iyidir belki de bu kadar analitik bir takibin nesnesi haline getirmek de biraz zıvanadan çıkartmaktır herhalde. İş metnin kendisi olunca böyle oluyor demek ki. O halde dua edelim hep birlikte: iyi ki edebiyatçı! değiliz. Şükür)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Bir cümleyi, bir paragrafı defalarca okuduğum oldu. Anlamadığımdan değil, bir daha okumak istediğimden. Güzel düşünülmüş, süzülmüş, fazla tek kelime olmadan edilmiş cümleler. Bir bakın Allah aşkına:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;“"Adamın biri bir deniz balığı tutmuş günün birinde, o kadar sevmiş ki yanında hep kalsın istemiş. Her gün suyunu tazelermiş, denizden kova kova çekip taşıyarak. Bir süre sonra usanmış deniz suyu taşımaktan, musluk suyunu denemiş. Balık biraz tedirgin olmuş ama alışmış sonunda tatlı suya. Gel zaman git zaman adamın içinde bir merak olmuş, tatlı suya alışan balık havaya da alışır mı diye... Balık önce boğulayazmış, debelenmiş, sonunda havaya da alışmış. Günlerden bir gün adamın denize gideceği tutmuş. Balığı da yanında. Koymuş onu çakıllığın gölgeli bir köşesine, kendi de denize girmiş. Çocuklar geçiyormuş oradan o ara. Balığı görmüşler. Nasılsa, acımışlar, bu balık karaya vurmuş, yazık, denize atalım, demişler. Adam deliler gibi yüzüp yetişesiye balık boğuluvermiş denizde." &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-rVbJ0p1UgII/TuISR0_01nI/AAAAAAAAHx4/wsG8igBVXwk/s1600/Bilge_Karasu.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: black;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://3.bp.blogspot.com/-rVbJ0p1UgII/TuISR0_01nI/AAAAAAAAHx4/wsG8igBVXwk/s200/Bilge_Karasu.jpg" width="200" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Okurken bazı kelimeleri de uydurmuş diye düşünmedim de değil. Hatta bazılarından o kadar şüphelendim ki TDK’dan baktım, bulamadım. Büyük bir ustalıkla kullanılmış o kelimeler tanıdık geliyorlar ama tanıştırılmamışsınız işte. Tanışın, pek mutlu olacaksınız.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Masallar arasında en beğendiklerim &lt;i&gt;Geceden Geceye Arabayı Kaçıran Adam, Yağmurlu Kentin Güneşçisi, Dehlizde Giden Adam, İncitme Beni&lt;/i&gt; (en çok sevdiğim), &amp;nbsp;&lt;i&gt;Alsamender &lt;/i&gt;ve &lt;i&gt;Bir Başka Tepe&lt;/i&gt; oldu. Sanırım varlık (veya yokluk) için verilen mücadeleyi seviyormuşum ben. Bkz: linkteki yazı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Bu kadar bekledim diye üzülmüyorum &lt;i&gt;Bilge Karasu&lt;/i&gt; okumak için. İyi ki şimdi okumuşum da iyi ki bu kadar keyif almışım. Yavaş yavaş, sindire sindire okunmalıymış. Koşturup dururken ara verip, kafayı kaldırıp, nefeslenmek gerekiyormuş. Özlemişim. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3945549697009939008-6835080009462577887?l=guhercile.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guhercile.blogspot.com/feeds/6835080009462577887/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3945549697009939008&amp;postID=6835080009462577887&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/6835080009462577887'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/6835080009462577887'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guhercile.blogspot.com/2011/12/gocmus-kediler-bahcesi.html' title='Göçmüş Kediler Bahçesi'/><author><name>gezenbezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14025591256240834451</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/S_r0oUa2IkI/AAAAAAAAE4I/b3KSJvNkgKo/s400/2010_04_21__6741.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-0YFrRnSXKR8/TuIRyQE2-1I/AAAAAAAAHxw/9H9TWvbtL_s/s72-c/gkb.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3945549697009939008.post-6959294842146662376</id><published>2011-11-30T15:17:00.003+02:00</published><updated>2011-11-30T15:29:55.040+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='polisiye'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='roman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Leonie Swann'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alman'/><title type='text'>Glennkill: Bir Koyun Polisiyesi - Glennkill: Ein Schafskrimi</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-_fpgx6HouPw/TtYpYKg115I/AAAAAAAAHw8/wGjr3UfpGTo/s1600/glenkt%25C3%25BCr.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: black; font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-_fpgx6HouPw/TtYpYKg115I/AAAAAAAAHw8/wGjr3UfpGTo/s320/glenkt%25C3%25BCr.jpg" width="216" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;İrlanda kıyıları boyunca uzanan yalıyarlar. Üzerinde otlayan koyunlar. Otlağın ortasında göğsüne kürek saplanmış bir çobanın cansız gövdesi. Kim öldürdü, sorusunu cevaplamaya pek niyeti olmayan kasabalıların otlağa nafile gidiş gelişleri. Cinayeti çözmeyi bu nedenle üslenmek zorunda kalan “dünyanın belki de en akıllı” koyunu&amp;nbsp;&lt;i&gt;Miss Maple&lt;/i&gt;.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Daha önce de “hayvan polisiyesi” okumuştum. En başta aklıma gelen tabi ki&amp;nbsp;&lt;i&gt;Akif Pirinçci&lt;/i&gt;’nin&amp;nbsp;&lt;i&gt;Felidae&lt;/i&gt;’si. Haddinden fazla bilmiş ve maceraperest olan&amp;nbsp;&lt;i&gt;Francis&amp;nbsp;&lt;/i&gt;adındaki bir kedinin yeni taşındıkları mahalledeki kedi cinayetlerinin peşine düşmesiydi konu. Bayılmıştım. İçinde kedi olan birçok kitabı sevdiğim doğru. Bu kitabı sevmemin de belki en büyük nedeni buydu. Tek nedeni de değildi ama. Kurgu çok iyiydi ve kitabın her adımında&amp;nbsp;&lt;i&gt;Pirinçci&lt;/i&gt;’nin kedilerle ne kadar haşır neşir olduğunu ve potansiyel olarak ne kadar kedileşebileceğini sezebiliyorduk. Kitabı beğenmem o kadar da yersiz değilmiş demek ki, çünkü&amp;nbsp;&lt;i&gt;Felidae&amp;nbsp;&lt;/i&gt;7 kitaplık bir seri olmuş. &lt;i&gt;Pirinçci&lt;/i&gt;’de sorun olan tek şey onun Almanca yazmasıydı. Yani çeviriyi beklemek zorunda kalmamızdı. Çevrildi ve basıldı Türkçede; ama baskısı bitti, umursayan yok (Güncel Yayıncılık duy sesimizi!)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Bir Alman geleneği midir bilmem ama&amp;nbsp;&lt;i&gt;Glennkill: Bir Koyun Polisiyesi&lt;/i&gt;&amp;nbsp;de Almanca yazılmış. &amp;nbsp;Hayvanlar üzerinden polisiye yazmanın belli klişeleri kırmaya elverdiğinin farkındayım. Polisiye okuru için pek polis gibi olmayan, çok sevdiği karısını ve biricik çocuğunu elim bir şekilde kaybetmiş, bu nedenle yalnız, üstüne başına pek dikkat etmeyen paspal, çoğunlukla alkolizme meyilli, pek bi entelektüel, adalet uğruna kanun dışına çıkmaktan çekinmeyen ama adaletsiz kanun adamlarının da korkulu rüyası olabilen dedektifler artık o kadar da sıra dışı olmuyor. Artık yeni polisiye tipleri yaratılmalı: solcu düşmanlıklarıyla nam salmış bir ülkede vicdan sahibi bir&amp;nbsp;&lt;i&gt;Behzat Ç.&lt;/i&gt;&amp;nbsp;karakteri sıra dışı olabiliyor mesela ve de maalesef. Kurguyu değişik kılabilmek uğruna vakaya bir hayvan cinsi gözüyle yaklaşmak da bir başka kaçış olasılığı doğruyor demek ki…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;Glennkill&lt;/i&gt;’in &lt;i&gt;Felidae&lt;/i&gt;’den mühim bir farklılığı var. &lt;i&gt;Felidae&lt;/i&gt;’de maktul (katili ve mevzuyu söylemeyeyim) araştırmacıyla aynı cinsken, yani kediyken, &lt;i&gt;Glennkill&lt;/i&gt;’de öldürülen bir insan ama araştıran koyun (sürüsü). Bu nedenle olsa gerek &lt;i&gt;Glennkill&lt;/i&gt;’in mevzusu daha ‘insani’ ve bu yüzden de daha ‘sıradan’. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;Glennkill&lt;/i&gt;’deki koyunlar olabildiğine koyun olan koyunlar. Koyun olmaktan mutlu olan koyunlar. Neyse ki çoban &lt;i&gt;George&lt;/i&gt;’un her akşam kitap okuması sayesinde az buçuk da olan bitenden haberdar koyunlar. &amp;nbsp;Kitaplardan veteriner farmakolojisini de öğrenmişler, harlequinn tarzı erotik aşk öyküleri de duymuşlar. Aslında insan dünyasına dair bildikleri çoğu şeyi &lt;i&gt;George&lt;/i&gt; ve etrafındaki insanları gözlemekten değil de bu kitaplardan edinmişler. &amp;nbsp;İşte cinayeti çözecekken kullandıkları kullanacakları insana dair bilgi bu kadar. Zira hangi otun daha aromalı, leziz ve kıymetli olduğunu düşünmekten başlarını kaldırıp insan dünyasına bakmamışlar –ki düşünsünler. Ehh &lt;i&gt;George&lt;/i&gt; da pek insan canlısı değilmiş hani. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Biraz zor bir kitap oldu benim için. Sıkıldım. Yüzeysel geldi. Hele ki yazarı &lt;i&gt;Leonie&lt;/i&gt; &lt;i&gt;Swann&lt;/i&gt; koyun dünyasına giriyormuş gibi yaptığında. İddia ediyorum babam kadar olmasam da koyunlar hakkında daha çok şey biliyorumdur. &lt;i&gt;Swann&lt;/i&gt; bu öyküyü kurabilmek için gidip merada iki saat dikilmiş, koyunlara bakmış ve kısa notlar aldıktan sonra da gidip &lt;i&gt;Glennkill&lt;/i&gt;’i yazmış sanki. Tabi biraz da kütüphane çalışması yapmıştır. İşte bu nedenle çok sevemedim &lt;i&gt;Glennkill’&lt;/i&gt;i. Keşke &lt;i&gt;Swann&lt;/i&gt; daha da koyunlaşabilseymiş. (işte bu nedenle çok sevmişim demek ki Felidae’yi). Ama içindeki ince dokunmaları da takdir ediyorum tabi ki --bkz. İsa, koyun, çoban, rahip vs. ilişkiselliği, hatta en eğlendiğim yerler de oralar oldu desem yalan da olmaz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Son not: kitabın hemen başındaki hangi koyunun kim olduğuna dair bir liste var, tiyatro kitaplarının başındaki takdim listesi gibi. Çok işe yarıyor. Çünkü kitabı okurken sürekli kim kimdi demek zorunda kalıyorsunuz. Demek ki &lt;i&gt;Swann&lt;/i&gt;’ın kendisi veya yayıncısı da farkındaymış kitabın çok da akmadığının… &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-7jmbyWJTJ-I/TtYqGdQ1bDI/AAAAAAAAHxE/paxrIa1JiBg/s1600/Swann1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: black; font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" height="244" src="http://2.bp.blogspot.com/-7jmbyWJTJ-I/TtYqGdQ1bDI/AAAAAAAAHxE/paxrIa1JiBg/s320/Swann1.jpg" width="320" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="line-height: 115%;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Anlaşılan o ki kitabın uluslararası best-seller olması seriye devam ettirmiş &lt;i&gt;Swann&lt;/i&gt;'ı. İkinci kitabı da yazmış: "&lt;i&gt;Garou: Bir Koyun Korku Romanı&lt;/i&gt;". Hadi bakalım, bir çevrilsin de görüşürüz &lt;i&gt;Leonie &lt;/i&gt;Hanım!&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3945549697009939008-6959294842146662376?l=guhercile.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guhercile.blogspot.com/feeds/6959294842146662376/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3945549697009939008&amp;postID=6959294842146662376&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/6959294842146662376'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/6959294842146662376'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guhercile.blogspot.com/2011/11/glennkill-bir-koyun-polisiyesi.html' title='Glennkill: Bir Koyun Polisiyesi - Glennkill: Ein Schafskrimi'/><author><name>gezenbezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14025591256240834451</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/S_r0oUa2IkI/AAAAAAAAE4I/b3KSJvNkgKo/s400/2010_04_21__6741.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-_fpgx6HouPw/TtYpYKg115I/AAAAAAAAHw8/wGjr3UfpGTo/s72-c/glenkt%25C3%25BCr.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3945549697009939008.post-1593494212775122288</id><published>2011-08-12T14:22:00.008+03:00</published><updated>2011-11-30T14:51:42.305+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ersin Karabulut'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Murat Menteş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='roman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iletişim'/><title type='text'>Korkma Ben Varım</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-cohKuHsFki8/TkUMBgOR1mI/AAAAAAAAG-w/5BS8xCJfwz4/s1600/korkma+ben+var%25C4%25B1m.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: black; font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-cohKuHsFki8/TkUMBgOR1mI/AAAAAAAAG-w/5BS8xCJfwz4/s320/korkma+ben+var%25C4%25B1m.jpg" width="212" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial;"&gt;Yine kendi dilimde yazılmış bir kitabı bitirdim. Yine üzerine ahkam kesmek istiyorum. Geri çekiliyorum.&lt;/span&gt;&amp;nbsp;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial;"&gt;&amp;nbsp;Zor bir iş bu. Olur da bir gün canı sıkılıp yazar kendi ismini gugıllarsa, burayı bulursa, okursa, hatta orada kalmayıp bir de yorum yazarsa “ulen mal onu mu dedim ben” derse. Korkarım. O yüzleşme cesareti bende var mı? Yok biliyorum, yok. Hep bi bahanem oldu yazmamak için. &lt;i&gt;Gürsel Korat&lt;/i&gt; okudum mesela. &lt;i&gt;Rüya Körü&lt;/i&gt;. Kafam çok dağınık dedim yazmadım. &lt;i&gt;Ayfer Tunç &lt;/i&gt;okudum. Bu kitaptan önce &lt;i&gt;Kapak Kızı&lt;/i&gt;’nı okumak gerekmiş dedim, erteledim. Oysa etrafımdakiler bilir. &lt;i&gt;Yeşil Peri Gecesi&lt;/i&gt;’ni okuduktan sonra zangır zangır titredim ben. O dürüstlük beni haddinden fazla sarstı. Şimdi tuttum, işim yokmuş gibi &lt;i&gt;Murat Menteş&lt;/i&gt; okudum. Okumaz olaydım.&lt;/span&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial;"&gt;Tamam biliyorum kitapları başkasına satacak cümleler bulmak için okumuyorum. Yoksa, niyeti bozsaydım, sevdiğim yerleri işaretlemeye başlasaydım, benden sonra işbu kitaptan kimseye hayır gelmezdi. Hatta lime lime olan kitapcağızın öte dünyada bana edeceği iki lafı da olurdu. Tövbe edilir de insandan ötürü hesap kapatılır belki de kitabın ah’ının hesabı verilmez.&lt;/span&gt;&amp;nbsp;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial;"&gt;&amp;nbsp;Mecanin-i kütüb’ü aştım da bibliyofil oldum. Neyse. Konumuz “&lt;i&gt;Korkma Ben Varım&lt;/i&gt;” idi.&lt;/span&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial; line-height: 115%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Kitap bir türlü bitmedi. Uzun süredir kasıtlı olarak bir kitabı bu kadar sündürmemiştim. Hemen bitmesin istedim. İşte yaşayan genç bir yazarı sevmenin asıl sorunu bu! Oku, beğen, diğer kitabını da al oku, sonra bekle. Bekle de yazar bir şeyi kendine dert edinsin de yazsın. Olur, bu edebiyat sürecinin pasif tarafı okuyucu ya, beklesin de yazarın keyfi çatsın! Herkes bi &lt;i&gt;Elif Şafak&lt;/i&gt; olamıyor ki o senenin anlam ve önemine binaen roman yazsın, her sene yeni bir kitap yumurtlasın. Neyse, o kadar da feci durumda değilim aslında. Bu bünye bi &lt;i&gt;İhsan Oktay Anar&lt;/i&gt;’ı veya &lt;i&gt;Murat Uyurkulak&lt;/i&gt;’ı bir şeyler yazsın diye beklerken araya başka birilerini katmaya alışkın. Kıssadan hisse: bekleyin &lt;i&gt;Murat Menteş&lt;/i&gt; birkaç kitap yazsın, ondan sonra okuyun!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial; line-height: 115%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial; line-height: 115%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Ama &lt;i&gt;Korkma Ben Varım&lt;/i&gt;’ı &amp;nbsp;neden okuyun dediğimi de söyleyeyim. Romanın kurgusu yüzünden, macera! (&lt;i&gt;Menteş&lt;/i&gt;’in tanımıyla), anlatış biçimi yüzünden (harika!) ve iyi bir romanın başka türlüsünün de olabileceğini görmek için. Durun şimdi. Bu son dediğimi açmak istiyorum biraz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial; line-height: 115%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial; line-height: 115%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Şimdiye kadar iyi roman diye bize anlatılanlar ne olursa olsun belli kalıplar dâhilinde görünürler. Mesela olaylar, olmadı karakterler, sıradışıdır (bir tutam marjinalleşme). Ya da karakterler cinselliklerini doya doya yaşarlar (bir tutam erotizm pozlu pornografi). Ve nihayetinde radikal söylemler (ve nihayetinde tozlu düşüncelerin reprodüksiyonu). İşte bu formüllerin dışında &lt;i&gt;Korkma Ben Varım&lt;/i&gt;. Romandaki &lt;i&gt;Fu&lt;/i&gt;’nun, &lt;i&gt;Gıcırbey&lt;/i&gt;’in veya &lt;i&gt;Hayati Tehlike&lt;/i&gt;’nin sıradan karakterler olduğunu söylemiyorum pek tabi. Okuyan bilir bunların ne manyak tipler olduğunu. Hatta olay kurgusu dahi uçuktur. Ama savruk değildir işte. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial; line-height: 115%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial; line-height: 115%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Bu romanda İstiklal-Kadıköy-Cihangir tiplemeleri yok işte. Şu AKP’ye %50 oyu kimin verdiğine bir türlü akıl erdiremeyen tipler de yok. Bildiğin tipler var. &amp;nbsp;Aşık olan, adam döven, cumaya giden, simit yiyen, Bruce Lee’yi seven, ahkam kesen ve cinayet işleyen insanlar var. Senin benim gibi tipler. Sevdim be…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial; line-height: 115%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial; line-height: 115%;"&gt;Murat Menteş&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial; line-height: 115%;"&gt; ismini &lt;i&gt;Afili Filintalar&lt;/i&gt;’dan duydum. Haberim de vardı kitaplarından. Nasip değilmiş daha önce okumak. İyi ki de değilmiş. Tam ihtiyacım olduğunda elime geldi kitap. Memnunum. Ve üzgünüm de. &lt;i&gt;Korkma Ben Varım&lt;/i&gt; elimdeyken bitmesin diye süründürmüştüm kitabı, şimdi de çabuk harcamayayım diye okumuyorum &lt;i&gt;Dublörün Dilemması&lt;/i&gt;’nı. Anlayın işte, bu kitap beni ne hale koydu. &lt;i&gt;Murat Menteş&lt;/i&gt;’i de pek sevdim ben. Hadi gel şurada bi çay içelim, içerken tavla oynayalım, arkasından da teravihe gidelim dese düşerim peşine. Al karşına konuş, sonra da ahh ahh iki kadeh atabilseydik keşke de. Bu kitap nasıl bir hissiyat yarattıysa bende?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-ruzCeRcRYqg/TkULxq2TPsI/AAAAAAAAG-s/9qbN6Cx57_Y/s1600/mentes.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: black; font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial; line-height: 115%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif; line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-1ZIQWd8ZVH0/TkUREMDtLyI/AAAAAAAAG-0/2vkJtTcJLnI/s1600/281792_2257554964310_1411449404_32675837_1149581_n.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://3.bp.blogspot.com/-1ZIQWd8ZVH0/TkUREMDtLyI/AAAAAAAAG-0/2vkJtTcJLnI/s200/281792_2257554964310_1411449404_32675837_1149581_n.jpg" width="150" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif; line-height: 18px;"&gt;İyi bir kitap yazısında mutlaka yazarın kendi kitabı hakkında söylediklerine de yer verilmeliymiş. Buyurun efendim yazarına göre kitabın konusu: &amp;nbsp;“Çok iyi bir adam var, ondan daha iyi bir adam daha var, ikisinden de daha iyi olan bir başka adam bunları öldürüyor”. &amp;nbsp;Nasıl sevmezsin şimdi bu adamı? Hele ki suretini çeşitli eylemlerde görüyorsan, hele ki &lt;i&gt;İhsan Eliaçık&lt;/i&gt;’la konuk olduğu programı izliyorsan ve de yaptığı (hem de verdiği tabi ki) röportajları takip ediyorsan…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial; line-height: 115%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;“İyi bir edebi metin insanda cümlelerini ezberleme hissi uyandırmalı”. Bu da onun sözü. Tamamen katılıyorum. Ezberleme iyidir. Kitabı çizmek kötüdür. Vebali büyüktür. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial; line-height: 115%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial; line-height: 115%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;(Not: benim okurken keyif aldığım birkaç Murat Menteş röportajı: &lt;a href="http://www.suavikemalyazgic.com/murat-mentes-roportaji"&gt;Suavi Kemal Yazgıç&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://kulupdilemma.wordpress.com/2009/08/29/murat-mentes-ile-roportaj-kendimi-islam-aydini-gormuyorum/"&gt;kulüp dilemma&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://muhteviyat.com/sanat/murat-mentes/"&gt;muhteviyat&lt;/a&gt; (kötü bir röportaj ama Murat Menteş’i tanımak için iyi fırsat), &lt;a href="http://www.kafaayari.com/?p=1380"&gt;kafa ayarı &lt;/a&gt;(en sevdiğim bu oldu) &amp;nbsp;. Tabi ki şu yazı da gözden kaçmamalı, &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetayV3&amp;amp;ArticleID=970820&amp;amp;Date=28.12.2009&amp;amp;CategoryID=113"&gt;Alper Canıgüz, Murat Menteş ve Emrah Serbes all together&lt;/a&gt;)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;(Not 2: &lt;i&gt;Ersin Karabulut&lt;/i&gt;'a da bir teşekkür borçluyuz cümleten)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3945549697009939008-1593494212775122288?l=guhercile.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guhercile.blogspot.com/feeds/1593494212775122288/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3945549697009939008&amp;postID=1593494212775122288&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/1593494212775122288'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/1593494212775122288'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guhercile.blogspot.com/2011/08/korkma-ben-varm.html' title='Korkma Ben Varım'/><author><name>gezenbezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14025591256240834451</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/S_r0oUa2IkI/AAAAAAAAE4I/b3KSJvNkgKo/s400/2010_04_21__6741.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-cohKuHsFki8/TkUMBgOR1mI/AAAAAAAAG-w/5BS8xCJfwz4/s72-c/korkma+ben+var%25C4%25B1m.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3945549697009939008.post-5762808487563184651</id><published>2011-06-17T15:22:00.006+03:00</published><updated>2011-11-30T14:52:24.054+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='fransa'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='michel ragon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ayrıntı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sscb'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='roman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ispanya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyalizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='anarşizm'/><title type='text'>Kaybedenlerin Belleği - La Mémoire des Vaincus</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-f7QZJw1xxQo/TftFa65g3TI/AAAAAAAAG7w/f27cH2PdU6A/s1600/kaybedenlerin-bellegi20101230010551.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-f7QZJw1xxQo/TftFa65g3TI/AAAAAAAAG7w/f27cH2PdU6A/s320/kaybedenlerin-bellegi20101230010551.jpg" width="213" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;“O zaman neden” diye başlayan bir soru hep ürkütmüştür beni. Çünkü soru en baştan sizin savunduğunuz şeyin aslında hayatta gerçek bir karşılığı olmadığını ve belki hoş ama boş konuştuğunuzu şıppadanak söyleyiverir size. Aynı zamanda da çok güzel bir köşeye sıkıştırma taktiğidir tabi. Mesela benim muhafazakar aile çevremde bu hemencecik “madem öyle, ‘o zaman neden’ halk sizin yanınızda değil?” formunu alır ve sizi yamultur. Buna ne yanıt verirseniz verin, sıçtığınızın resmidir -gerçekte sorunun biçimi yanlıştır. Olası yanıtlar ve altında okunan (1) halkımız farkında değil, bilinçsiz (1a) haa bi siz bilinçlisiniz, halk koyun yani (bkz. TKP’nin seçim kampanyası); (2) halkımız cahil (2a) haa bi siz okudunuz, çoban’ın oyuyla seninkisi bir mi?; (3) halkımız kandırılıyor (3a) haa bi siz akıllısınız, yüzde kaç dediydi Aziz Nesin?. Ya da solcu bir siyasi meclistesinizdir ve tartışma mutlaka (ama mutlaka) “madem öyle ‘o zaman neden’ hep yenildiniz?” formuyla neticelenecektir; neden enternasyonelden atıldınız? Neden Paris komünü yenildi? Neden Bolşeviklere teslim oldunuz? Neden kızıl orduya yenildiniz? Ha Kronstadt? Ukrayna? Neden İspanya’da, Katalunya’da yenildiniz? Neden 68 yenildi? Milyon tane “neden?”in ardından klişe “aynı şeyi düşlüyoruz ama… “lı bir cümle kesin. Yenilmiş olmak yenileceğinizi garantileyecektir neredeyse. Yapılanlar yapılacakların teminatıysa hangi birinize güvenelim sevgili Leninistler, Troçkistler, Stalinistler, Maoistler ve bilimum iktidar heveslisi sosyalistler. Ve dahi ezilen ulusların milliyetçileri. Ve hatta demir yumruklu komünistler. Ve de sendikacılar?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;İşte aynı benim gibi hissetmiş olmalı &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Michel Ragon&lt;/i&gt; da oturmuş bu kitabı yazmış. Kendisi aslında çok bilinen bir sanat eleştirmeni ve mimarmış. Neden bu kitabı yazdığını gerçekte bilmesem de hissedebiliyorum. Bu mesele üzerine baya kafa yormuş, bulgularını roman haline getirmiş ama kişilik gelişimiymiş, karakterlerin tutarlıklarıymış konularını dert etmemiş de &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Ragon&lt;/i&gt;. Ama yazmakla da ne iyi etmiş! Ancak şu da var ki kitap o tarihsel olaydan buna koşarken sizi sanki bir günce okuyormuş hissiyatına sürükleyip bir belge’sel okuduğunuzu düşündürtüyor. Unutmamalı ki bu bir kurgu. Gerçi ben daha önce okumalarım ile &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Ragon&lt;/i&gt;’un anlattıkları arasında hiçbir çelişkiyi yakalayamadım (sadece Emma Goldman’dan bahsederken ‘o tarihte orada değildi sanki’ dedim ve pek yanılmadım). Ama birisine anarşistlerin neden hep yenildiklerini anlatmak ve bunun yanı sıra ‘kızıl’ların neden hep yenileceklerini ve ihanet edeceklerini anlatmak isterseniz uğraşmayın, bu romanı okumalarını salık verin…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Ragon Kaybedenlerin Belleği&lt;/i&gt;’nde o kaybedenlerin neden kaybettiklerine pek cevap vermiyor, öyle bir derdi de yok sanki, ama cevap verir gibi gördüğümüz yerde de kolay yoldan, aynı bizim gibi, kızıllar yüzünden diyor. ‘Önemli olan yenmek veya yenilmek değil, haklı olmak veya olmamak’. Tamam da, hani ‘haklıyız kazanacağız’dı? Önerme doğruysa tabi. Haklı olduğumuz için mi kazanacağız, yoksa kazandığımız için mi haklı olduğumuzu varsayacağız? Haklı olduğu için kazanılsaydı anarşistler hiç yenilmezlerdi; demek ki diğeri doğru: kazandıkları için haklı olduğunu düşünüyor bu tip Marksistler. Artık ne kazandılarsa? (Oysa işin öbür boyutu da var tabi. bkz. &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Terry Eagleton, Marx Neden Haklıydı?&lt;/i&gt; kitabı. Tahminimce, bu haklı olan Marx, o tarih sayfalarında veya bilumum solcunun dergilerinde yazılı olan kazanan Marx değil; hep bir tarafın ihmal edilen, örselenen Marx, hani şu anarşizmin teorisyeni olan Marx –bkz. Conatus dergisi).&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-agb51IB6rFE/TftF4ysgMZI/AAAAAAAAG74/imp0254CsUI/s1600/ragon2.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="224" src="http://2.bp.blogspot.com/-agb51IB6rFE/TftF4ysgMZI/AAAAAAAAG74/imp0254CsUI/s320/ragon2.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&amp;nbsp;Ragon&lt;/i&gt; için önemli olan bu kızılların ihanetlerini ortaya sermek, anarşistlerin neden kaybetmeye mahkum olduklarını sorgulamak değil. Bu kahramanımız &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Fred&lt;/i&gt;’den belli. Daha çocukken kendisini bir şekilde Fransız Anarşistlerinin içinde buluyor. Bonnot Çetesiyle öyle tanışıyor. Sonra askerden kaçıp SSCB’ye gidiyor ve kendisini Bolşevik Hükümet için çalışan bir anarşist olarak buluyor –ki bu Ragon’un kitabından anarşistlerin en büyük günahı. Tüm yargısız infazlar, katliamlar, Kronstadt, Ukrayna olurken o politbüro elemanlarını naifçe vicdanlı olmaları için ikna etme çabasında.. SSCB’den kaçıp Fransa’ya gidince Durruti ile tanışıyor. İç savaş başlayınca önce Barcelona’ya sonra Madrid’e gidiyor. Hep eli kulağındaki devrimlerin ortasında buluyor kendisini. Fred’i hiç işçiler arasında örgütlenme çalışması yaparken görmüyoruz. Kendisi bir işçi, ama sadece işçiyken siyasetle pek uğraşmayan bir işçi. Yani siyasette varken hep ‘büyük’ adamlarla var. O nedenle &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Ragon&lt;/i&gt; bir anarşistin o dışarıdaki halk ile nasıl ilişkilenebileceğini, onu nasıl ikna edebileceğini dert edinmemiş kendisine. O anarşistlerin neden yenilip durduğuna bir cevabı da o nedenle yok. Olamaz da aslında. Yani &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Ragon&lt;/i&gt; bir anarşistin öyle yaptığını biliyor da neden öyle yaptığını bilmiyor gibi. Mesela &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Fred&lt;/i&gt; iç savaş süresince Barcelona’dayken gününü gün ediyor, her gün başka bir kadın militanla bambaşka fanteziler deniyor. Ama&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt; Fred&lt;/i&gt; gibi bu ortamların içinde büyümüş bir anarşist (doğuştan anarşist) bu kadınları pek anlamıyor. Hatta o cinsel özgürlüğü abuk bile buluyor. Neyse, anlatmayayım kitabı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Okuyun bu kitabı. Okuyun da, roman niyetine okursanız çok şey de beklemeyin bu kitaptan. Mesela ben bu kitabı okurken sürekli olarak olayları yaşayan &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Fred&lt;/i&gt;’i değil de o olayları anlatan &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Ragon&lt;/i&gt;’u takip ettim. Yazar yarattığı karakterin öncesinde kendisini düşündürüyorsa okuyucusuna, o roman zayıftır nazarımda. Bir anarşist olan &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Fred&lt;/i&gt; ile değil de o &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Fred&lt;/i&gt;’i ve onun başından geçenleri anlatan &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Ragon&lt;/i&gt;’u izlemek gerçekten keyifli. Kitapta Volin’in Makhno’nun karısıyla yaşadığı ilişki gibi dedikodu malzemesi dahi var. O bölümü okurken &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;E.H. Carr&lt;/i&gt;’ın &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Bakunin&lt;/i&gt; kitabındaki dedikoduları hatırladım da sinirlendim. Gereksizdi. hadi son bir uyarım daha olsun: bu kitap anarşizmi, anarşistleri veya anarşistlerin neden kaybedenler olduğunu anlamak için okunmaz, aynı &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Hans Magnus Enzensberger&lt;/i&gt;’in &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Anarşinin Kısa Yazı: Buenaventura Durruti’nin Yaşamı ve Ölümü&lt;/i&gt; kitabında hissedilen duygudaşlığı yeniden yaşamak için okunur. İsteyen Lenin’den, Troçki’den, Stalin’den veya sosyalistlerden neden nefret ettiğine dair bir gerekçe de bulabilir bu kitaptan, ama dediğim gibi dedikodusu bol bir kitap bu. İlla bu adamları neden sevmediğini bir türlü çözemeyen varsa bu kitabın yanı sıra, &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Ida Mett&lt;/i&gt;’in &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Kronstadt 1921&lt;/i&gt;’ini, &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Peter Arşinov&lt;/i&gt;’un &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Ukrayna Anarşist Hareketi Mahnovişçina 1918-1921&lt;/i&gt;’ini veya &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Maurice Brinton&lt;/i&gt;’un &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Bolşevikler ve İşçi Denetimi: 1917’den 1921’e Devrim ve Karşıdevrim&lt;/i&gt; kitabını okusunlar. Hiç olmadı &lt;i&gt;Emma Goldman&lt;/i&gt;’ın &lt;i&gt;Rus Devriminin Çöküş Nedenleri&lt;/i&gt; veya &lt;i&gt;Voline&lt;/i&gt;’nin &lt;i&gt;Rus Devrimleri &lt;/i&gt;adlı&lt;i&gt;&amp;nbsp;&lt;/i&gt;kitapçıklarını okusunlar. Hadi bakalım. Okuyup gelin de tartışalım… &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;(bu arada; kitabın çevirmeni &lt;i&gt;Işık Ergüden&lt;/i&gt;. romanı okurken anlıyorsunuz zaten. sağolsun. yakında &lt;i&gt;Işık Ergüden&lt;/i&gt; çevirileri diye bir okuma dizisi başlatırsam şaşırmayın. ciddiyim)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;bu da bonus:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-5n85dWnlDI4/TftFdv5hIFI/AAAAAAAAG70/9sPWmkWhO1M/s1600/9782226039149-X.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://4.bp.blogspot.com/-5n85dWnlDI4/TftFdv5hIFI/AAAAAAAAG70/9sPWmkWhO1M/s400/9782226039149-X.jpg" width="255" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3945549697009939008-5762808487563184651?l=guhercile.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guhercile.blogspot.com/feeds/5762808487563184651/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3945549697009939008&amp;postID=5762808487563184651&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/5762808487563184651'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/5762808487563184651'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guhercile.blogspot.com/2011/06/kaybedenlerin-bellegi-la-memoire-des.html' title='Kaybedenlerin Belleği - La Mémoire des Vaincus'/><author><name>gezenbezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14025591256240834451</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/S_r0oUa2IkI/AAAAAAAAE4I/b3KSJvNkgKo/s400/2010_04_21__6741.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-f7QZJw1xxQo/TftFa65g3TI/AAAAAAAAG7w/f27cH2PdU6A/s72-c/kaybedenlerin-bellegi20101230010551.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3945549697009939008.post-8654528090385464623</id><published>2011-06-16T16:28:00.002+03:00</published><updated>2011-06-17T15:52:44.775+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Karl Olsberg'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='can'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='roman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='fiction'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yapay zeka'/><title type='text'>Sistem - Das System</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-eDFkYwG9-MQ/TfoD4vddikI/AAAAAAAAG7o/lm6rohqXbIo/s1600/Sistem-Karl-Olsberg__30480998_0.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-eDFkYwG9-MQ/TfoD4vddikI/AAAAAAAAG7o/lm6rohqXbIo/s320/Sistem-Karl-Olsberg__30480998_0.jpg" width="221" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;Bazen bir pazarlama gazıyla gidip bir kitap alasım gelir, şu adına “yaz kitapları” dediğimiz kitaplardan birini işte. Genelde de pek pişman olmam o aldığım kitaplardan. O kitap belli kriterlere uygun olduğu için pazarlanıyordur çünkü. Yayınevi neredeyse emindir o kitabın bir best seller olacağından. Hele ki &lt;i&gt;Can&lt;/i&gt; gibi bir yayınevi bir best seller adayının tanıtımına bu kadar bütçe ayırıyorsa vardır bir hikmeti. Öte yandan okuyucu da aynı trendi takip ederse istediğine ulaşacağını bilir. Belki önce şöyle bir bakar etrafına, yüksel sokaktaki pek kalabalık kitapçıların tam karşısına arsızca stand açmış olan korsancıların tezgahlarına bu kitap ‘düşmüş’ mü acaba diye. Ne de olsa cebindeki para kıymetlidir, boktan amerikan aksiyon filmlerine sinemalarda verilen 15 lira bir türlü aksiyon yazarlarına değer görülmez nedense. Belki de sinemanın karanlık ortamlarında sevgilinin mıncıklann memesinin kitap okurken karşılığı olmamasındandır. Ve bu 15 lira o kadar değerlidir ki illa bu parayla kitap alıncaksa bu para mutlaka yüksek edebiyata veya iki gıdımlık solcu toplantılarında karşı cins(iyet)e satılacak teorik zırvalıklara &amp;nbsp;harcanmalıdır. İşte öyle bir ruh haliyle tam 22 lira verip aldım bu kitabı: &lt;i&gt;Karl Olsberg&lt;/i&gt;’in &lt;i&gt;Sistem&lt;/i&gt;’i…&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;Arka kapak yazısı tatmin edici değildi ama &lt;i&gt;Can&lt;/i&gt; yayınları referansı vardı. Konu defalarca işlenmiş ama belki de bu yüzden hak ettiği ciddiyeti kaybetmiş bir konuydu. Ya insanoğlunun yarattığı teknoloji, kontrolden çıkar ve insanlığa savaş açarsa! Kitabın kendi içinde de &lt;i&gt;2001 Space Odyssea&lt;/i&gt;’ya gönderme yapılmış (Ben de bir önceki konuda &lt;i&gt;Arthur C. Clark&lt;/i&gt;’ı anmıştım &lt;i&gt;HAL&lt;/i&gt; vesilesiyle). Ama &lt;i&gt;HAL&lt;/i&gt; tek hücreli bir organizamaya karşılık gelen güç kaynağına hala bağımlı olan akıllı bir bilgisayarken, &lt;i&gt;Pandora&lt;/i&gt; kendisini tüm internet ağı üzerinden dünyaya yaymış olan, bu sayede bilgisayarlardan, kamera sistemleri, cep telefonları, sinyalizasyonlar, uydular, nükleer santraller, trafik sistemleri, hatta mp3 çalarlar ve otomatik kapı ve yangın sistemlerine dek çipi olan her elektronik birime hükmetme kudretine erişmiş çok hücreli bir sistem. &lt;i&gt;Pandora&lt;/i&gt; bu yüzden tekil değil; postmodernizmin çoğulluklarından biri (çokluk bile denilebilir belki). Aynı olması gerektiği gibi; bu sistemin tümü beyin, ve bu beynin bir beyni yok! Yani bir merkezi yok ki dünyayı kurtarmak isteyen kahramanlarımız fişini çekip &lt;i&gt;Pandora&lt;/i&gt;’yı etkisiz hale getirsinler.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;Bu söylediklerimin kitap içerisinde hiç de temel bir yeri yok. &lt;i&gt;Olsberg&lt;/i&gt; bu konuda diyeceklerini çok-satar okuyucusu boğmayacak kısalıkta ve sıkıcılıkta Prof&lt;i&gt;. Weisenberg&lt;/i&gt;’e söyletmiş. 400 sayfada 4 sayfa. Çok bile! Bu yüzeysellikteki bir kitap pek tabi ki o en başta bahsettiğim aksiyon filmlerinden fazlasını ifade edemiyor. Hatta kitapta anlatılan &lt;i&gt;Pandora &lt;/i&gt;bile değil aslında. Dünyayı kurtarmaya namzet kahramanlarımızın polislerden, birinin karısından ve kayınpederinden diğerinin de tecavüzcüsünden kaçışıp durmaları. Abarttım biraz tabi ama ortada adam gibi bir kötü adam dahi yok. Aksiyon açısından dahi vasatı aşamamış bu kitap!&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-JJxmKLGBD1E/TfoEoLPBSRI/AAAAAAAAG7s/kktHmiCkwT8/s1600/arti.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/-JJxmKLGBD1E/TfoEoLPBSRI/AAAAAAAAG7s/kktHmiCkwT8/s320/arti.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;Ama çok satar bu kitap! İçinde teknoloji var. Nükleer bombalar, biyolojik silahlar, tank, silah, bıçak var; sonra kovalamaca sahneleri, tekne, helikopter, düşen uçaklar, kareoke yapan Japonlar, kişiliksiz ama klişe bir polis, kafası çalışan ince belli kısa siyah saçlı dahi kız, ha seviştiler ha sevişecekler denilen sahneler, kötü kapitalistler, çok meşgul biliminsanları, psikolojik sorunlu insanlar.. oo daha ne olsun. Koy içine &lt;i&gt;Nicholas Cage&lt;/i&gt;’i, &lt;i&gt;Bruce Willis’i&lt;/i&gt; ve aksiyon prensi &lt;i&gt;Jason Statham&lt;/i&gt;’ı (Yanlış olmasın bu üçlünn her filmini izlemişimdir ben!). Çok iş yapar bu kitap. Tabi korsana düşerse…&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;Eğer fiction kitap okuma isteğiyle yanıp tutuşuyorsanız bulaşmayın bu kitaba. Gidin &lt;i&gt;Dan Brown&lt;/i&gt; okuyun, &lt;i&gt;Maxime Chattam&lt;/i&gt; veya &lt;i&gt;Christopher Grange&lt;/i&gt; neyinize yetmiyor? İlla ki amerikanvari olacaksa bu işin piri &lt;i&gt;Tom Clancy&lt;/i&gt; var, olmadı &lt;i&gt;Stephen King&lt;/i&gt; var &lt;i&gt;Peter Straub&lt;/i&gt; var. Bu kitabı ‘arkadaşta varsa belki’ kategorisine alıyorum. Ve&lt;i&gt; Can&lt;/i&gt; yayınlarına da teesüflerimi sunuyorum. Sonuna kadar hadi şimdi toparlanacak, şimdi vurucu olacak dedik. Sonunda dünya barışı çıktı yahu… &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3945549697009939008-8654528090385464623?l=guhercile.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guhercile.blogspot.com/feeds/8654528090385464623/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3945549697009939008&amp;postID=8654528090385464623&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/8654528090385464623'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/8654528090385464623'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guhercile.blogspot.com/2011/06/sistem-das-system.html' title='Sistem - Das System'/><author><name>gezenbezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14025591256240834451</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/S_r0oUa2IkI/AAAAAAAAE4I/b3KSJvNkgKo/s400/2010_04_21__6741.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-eDFkYwG9-MQ/TfoD4vddikI/AAAAAAAAG7o/lm6rohqXbIo/s72-c/Sistem-Karl-Olsberg__30480998_0.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3945549697009939008.post-7557602583600758445</id><published>2011-06-07T18:04:00.003+03:00</published><updated>2011-06-08T13:56:26.632+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bilimkurgu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Larry Niven'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='edebiyat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hardcore sci-fi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='roman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='altıkırkbeş'/><title type='text'>Zamansız Dünya - A World Out of Time</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-U0AGWJAcCfU/Te49RWt77qI/AAAAAAAAG7U/0ZHmtZ5nXbI/s1600/Worldoutoftime.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-U0AGWJAcCfU/Te49RWt77qI/AAAAAAAAG7U/0ZHmtZ5nXbI/s320/Worldoutoftime.jpg" width="206" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;“Yok, Türkiye’de şöyle keyifle okunacak hardcore bilimkurgu kalmadı artık” diye hayıflanıp durduğum günlerde burnumun ucunda sevip saydığımız bir yazarın bilmediğim bir kitabının olduğunu öğrenmeme işaret denmez de ne denir ki? Hemen kitaba el koyma operasyonu gerçekleştirdim ve hemen okumaya giriştim. Ama okunmadı, okunamadı. O ‘hemen’ sürdü de sürdü, kitap süründü…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;Larry Niven&lt;/i&gt;’ı severiz sayarız. Hatta vakti zamanında &lt;i&gt;Arthur C. Clark&lt;/i&gt;’ın &lt;i&gt;Rama&lt;/i&gt; serisini okurken araya &lt;i&gt;Larry Niven&lt;/i&gt;’in &lt;i&gt;Halka Dünya&lt;/i&gt;’sını (&lt;i&gt;Ring World&lt;/i&gt;) sıkıştırınca &lt;i&gt;Niven&lt;/i&gt;’ın dehasına hayran kalmış ve kronolojik sıralamaya uygun olarak &lt;i&gt;Clark&lt;/i&gt;’ın &lt;i&gt;Niven&lt;/i&gt;’ı taklit ettiği sonucuna bile varmıştık. Ama &lt;i&gt;Niven&lt;/i&gt;’ın elime geçen şu son kitabını, yani &lt;i&gt;Zamansız Dünya&lt;/i&gt;’yı, okuduktan sonra fark ettim ki &lt;i&gt;Clark&lt;/i&gt;’ın her kitabı farklı tatlar sunarken, &lt;i&gt;Niven&lt;/i&gt;’ın şöhreti neznimde tek kitaplıkmış. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Benzetmeye devam edersek &lt;i&gt;Arthur C.Clark&lt;/i&gt;’ın &lt;i&gt;2001&lt;/i&gt; serisinin baş kahramanlarından&lt;i&gt; HAL&lt;/i&gt;’in bu kitaptaki &lt;i&gt;Peersee&lt;/i&gt; benzeşiyor ama &lt;i&gt;Peersee&lt;/i&gt; o kadar da öykünün odağında değil. Hatta biraz ileri gidip şu bile denebilir: &lt;i&gt;Arthur C. Clark&lt;/i&gt; ‘72 yılında yayınladığı &lt;i&gt;Rama&lt;/i&gt;’yı ‘70 yılında yazılan &lt;i&gt;Halka Dünya&lt;/i&gt;’dan çaldıysa, &lt;i&gt;Larry Niven&lt;/i&gt; da bu artificial intelligence’in boyuneğmeyen versiyonunu ‘68’de yayınlanan Arthur C. Clark’ın&lt;i&gt; HAL&lt;/i&gt;’inden &lt;i&gt;Peersee&lt;/i&gt;’yi devşirerek ‘77’de &lt;i&gt;Zamansız Dünya&lt;/i&gt;’yı yazarak çalmıştır. &amp;nbsp;En nihayetinde alan da memnundur, satan da. Bir ben memnun değilimdir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Saçmasapan cümlelerimden de anlaşılacağı üzere bu kitaptan hiç memnun kalmadım. Bitse de gitsek dedirtti bana. Ve tekrar &lt;i&gt;Arthur C. Clark&lt;/i&gt; bu alemde kral sayılırken neden &lt;i&gt;Larry Niven&lt;/i&gt;’ın es geçildiğini anlamış olduk. Hatta şöyle diyeyim &lt;i&gt;Halka Dünya&lt;/i&gt; serisinin diğer kitapları için &lt;i&gt;Niven&lt;/i&gt;’a son şansı veriyorum. Zira bu romanı basan &lt;i&gt;altıkırkbeş&lt;/i&gt; dahi bu &lt;i&gt;Devlet&lt;/i&gt; isimli serinin devamını basmamış. Uyarıyorum, son şansını iyi kullan &lt;i&gt;Niven&lt;/i&gt;, yoksa adını ucuz bilimkurgu romanları (pulp science fiction) arasında anacağım ve aklımda Vietnam savaşına karşı bildiri hazırlayan bilimkurgu yazarı olarak değil Reagan’ın danışmanı olarak kalacaksın. Nasıl tehdit? &lt;i&gt;Larry Niven&lt;/i&gt;, akıllı ol! &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3945549697009939008-7557602583600758445?l=guhercile.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guhercile.blogspot.com/feeds/7557602583600758445/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3945549697009939008&amp;postID=7557602583600758445&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/7557602583600758445'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/7557602583600758445'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guhercile.blogspot.com/2011/06/zamansz-dunya-world-out-of-time.html' title='Zamansız Dünya - A World Out of Time'/><author><name>gezenbezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14025591256240834451</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/S_r0oUa2IkI/AAAAAAAAE4I/b3KSJvNkgKo/s400/2010_04_21__6741.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-U0AGWJAcCfU/Te49RWt77qI/AAAAAAAAG7U/0ZHmtZ5nXbI/s72-c/Worldoutoftime.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3945549697009939008.post-370955695696461610</id><published>2011-05-18T12:16:00.003+03:00</published><updated>2011-05-18T13:21:59.398+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bilimkurgu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='edebiyat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='zaman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cyberpunk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='altıkırkbeş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Philip K. Dick'/><title type='text'>Çığrından Çıkmış Zaman - Time Out of Joint</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: right; margin-left: 1em; text-align: left;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-QUZ6XxSz5go/TcsCkV9dArI/AAAAAAAAG3I/WRdb6saectw/s1600/TimeOutOfJoint%25281sEd%2529.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-QUZ6XxSz5go/TcsCkV9dArI/AAAAAAAAG3I/WRdb6saectw/s320/TimeOutOfJoint%25281sEd%2529.jpg" width="212" /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: small;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;İlk baskı (1954)&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Kitap bitti. Kapağını kapattım. Hemen başucumdaki okuma lambasını söndürdüm ve uykuya daldım. Tamam bu kitap da beni uykumdan etmişti etmesine de ama bazı kitaplar vardır ya, hani gözlerinizden uyku aksa da bir türlü devamını sonraya bırakamazsınız ya da nihayet kitaba kıyıp bitirirsiniz ve hemen akabinde aklınıza “vay be...”den daha mantıklı ve daha yerinde bir cümle gelmez, işte o kitaplardan da değildi Çığrından Çıkmış Zaman (CCZ) benim için.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Neyse ki her gecenin bir sabahı var (bir umut!). Şöyle bir dönüp bakınca aslında iyi bir kitabın zayıf bir çevirisini okuduğumu fark ettim. Boşu boşuna uyumadan önce okuduğum kitaplara yazık oluyor diye hayıflanıp durdum. Bunu söyleyebilmem beni rahatlatmadı, aksine kızdırdı. Daha önce adını duymadığım ama üzerinde Philip K. Dick adını görünce hemen aldığım bir kitabı sırf ben bu kitaptan haberdar değildim (hatta iyi bir kitap olsaydı ben kesin bilirdim! ) diye küçümseyip uykuya dalış kitabı olarak tükettim işte. Çağıma gayet uygun olarak. Oysa bu kitap daha önce ayıla bayıla okuduğum Mars’ta Zaman Kayması – Martian Time Slip kitabından veya Gökteki Göz – Eye in the Sky’dan, hatta Yüksek Şatodaki Adam – The Man in High Castle’dan geri kalmazdı sanki. --de eşeklik bende işte..&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Bu blogu bir türlü şekillendiremedim kafamda. Hala buraya tam olarak ne yazacağımı bilmiyorum (en azından en başlarda bir süre yaptığım gibi izlediğim her filmi yazmayacağımı, daha doğrusu yazmak istemediğimi de biliyorum artık. Şimdilik sadece okuduklarım hakkında iki çiziktirme kararındayım). İşte buradan başladım ve 2011’in başından beri –ki bizim için aynı zamanda müthiş bir milattır- okuduklarımızın bendeki karşılıklarını yazacaktım ilk önce. Listemde sıra CCZ’ye gelmiş iken durdum. İlk hissettiğimi şeyin kızgınlık olduğunu fark ettim çünkü. Şaşırdım. CCZ için şu an hissettiğim şudur: hakkını vermediğim kitap!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;PKD neden cyberpunk’ın babası sayılır ve neden onlarca ülkede yüzlerce fan club’ı vardır sorularına verilebilecek en güzel yanıtlardan biri de bu kitap olmalıdır aslında. Yine o çok beylik&amp;nbsp; olan ve mükemmel entelektüelin ilk lafını edelim: yine bir gerçeklik sorgulamasıyla karşı karşıyayız. Bittabi buna sorgulama diye biz diyoruz. “PKD yeni, başka, alternatif bir gerçeklik kuruyor” desek ve karşımızda ustanın kendisi olsa muhtemeldir ki “senin kurduğun ve inandığın gerçekliğin benim kurduğumdan daha gerçek olmasını sağlayan ne peki” derdi. İşin aslı usta’nın Marsta Zaman Kayması kitabında direttiği “kimin gerçekliği” sorusunu sormayı seviyoruz işte, aynı Kafka’nın Gregor Samsa’sını yad edip duruşumuzun nedeni de o. İşte CCZ’yi sevdiysek de aslında aynı nedenden sevdik.&lt;b style="font-style: italic;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-ijW9cdcSmcM/TcsBLaj8mPI/AAAAAAAAG3E/bmEDZoFjwRI/s1600/philip_k_dick.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em; text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-ijW9cdcSmcM/TcsBLaj8mPI/AAAAAAAAG3E/bmEDZoFjwRI/s320/philip_k_dick.jpg" width="253" /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Kitabın içeriğine dair bir şeyler demek de gerek belki de. Ragle Gumm hayatındaki tek meşgalesi bir günlük gazetenin her gün yayınladığı Küçük Yeşil Adam bir sonraki adımda nerede olacak? adlı yarışması olan işe yaramaz bir dayı. ABD’nin neresinde olduğu bilinmez küçük bir kasabada yaşayan ideal orta sınıf bir aileye mensup, biraz evde kalmış, biraz da asosyallikten muzdarip bir zatı muhterem. Aslında bir kahraman. Biz bilmesek de bazı şeyleri gören ama kelimelere dökemediği için gördüklerini yok hanesine kaydeden, tüm hayatını gazete yarışmasını sürekli olarak kazanıp durmasına borçlu olan bir kişi. İşte o Gumm’ın gözlerinin önünde bir meşrubat dolabı yok olur ve PKD usta konuşmaya başlar...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Bu kitap PKD’nin ilk kitaplarından biri. Şöyle diyelim: bu kitap PKD’nin gerçeklikler ve zamansallıklar ile uğraştığı kitaplar dizisinin ilklerinden. Ancak anlaşılan o ki PKD yazın hayatında anlatacakların asıl temelini bu kitapta atmıştır (bu konuda Yves Potin imzalı PKD’nin CCZ’sinde 4 gerçeklik seviyesi adlı harika bir makale buldum. Link &lt;a href="http://replay.web.archive.org/20090106231057/http://www.philipkdickfans.com/frank/yves-tooj.htm"&gt;burada&lt;/a&gt;. Üşenmezsen bir gün çevirip buraya koyarım). Sırf bu nedenle bu kitabı araya kötü çeviriler girmeden orijinal dilinde hem de uyanıkken okumak gerekiyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Kitabı anlatmak istiyorum ama bu çok yersiz olacağı için vazgeçiyorum. Yine de şunu söyleyeyim: kitabı okurken PKD’nin “gerçeklik siz inanmayı bıraktığınızda dahi gitmeyen şeydir” tanımını akılda tutmakta fayda var. Yoksa gerçeklikler arasında yitip gidilebilir alimallah. Kitap da bu tanım üzerine kurulu. Hatta diyelim ki bu kitap post-teorilere giriş kitabı olarak okutulmalıdır. Bu da bitirmeden evvel ki uyarı olsun da post’u duyunca post’u deldireceğini sanan sert abiler yanaşmasınlar PKD külliyatına.&amp;nbsp;Şu da PKD’nin son sözü olsun: “kelime gerçeği temsil etmez; kelime gerçeğin ta kendisidir”. Hadi bakalım....&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3945549697009939008-370955695696461610?l=guhercile.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guhercile.blogspot.com/feeds/370955695696461610/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3945549697009939008&amp;postID=370955695696461610&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/370955695696461610'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/370955695696461610'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guhercile.blogspot.com/2011/05/cgrndan-ckms-zaman-time-out-of-joint.html' title='Çığrından Çıkmış Zaman - Time Out of Joint'/><author><name>gezenbezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14025591256240834451</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/S_r0oUa2IkI/AAAAAAAAE4I/b3KSJvNkgKo/s400/2010_04_21__6741.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-QUZ6XxSz5go/TcsCkV9dArI/AAAAAAAAG3I/WRdb6saectw/s72-c/TimeOutOfJoint%25281sEd%2529.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3945549697009939008.post-6036520927509797927</id><published>2011-05-18T00:02:00.007+03:00</published><updated>2011-05-18T12:18:46.333+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aras'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='roman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yervant Odyan'/><title type='text'>Yoldaş Pançuni</title><content type='html'>&lt;div style="color: #eeeeee; text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-lLrOg_Tp0Zc/TdLiKtyqphI/AAAAAAAAG58/JU-cFegRet8/s1600/pancuni0.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: black; font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-lLrOg_Tp0Zc/TdLiKtyqphI/AAAAAAAAG58/JU-cFegRet8/s320/pancuni0.jpg" width="228" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;İşte tam bir antikomünist kitap! Bu kitabı arasanız tarasanız &lt;i&gt;Odyan&lt;/i&gt;’ın zamanının Ermeni sosyalistlerine içeriden bir eleştiri yaptığını falan okuyacaksınız, külliyen yalan! &lt;i&gt;Odyan&lt;/i&gt; hiç de sosyalistlerin yanında (arasında hiç!) olan bir adam değilmiş. Hatta bir yakınını sosyalistler mi öldürmüş neymiş de bu kitapla onlardan bir çeşit intikam almış. Kaynak için &lt;a href="http://hayatoldugugibi.blogspot.com/2009/12/yoldas-pancuni-yuz-yasnda-ii.html"&gt;link burada&lt;/a&gt;…&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Amma velakin &lt;i&gt;Odyan&lt;/i&gt;’ı siyasal ve kişisel geçmişiyle birlikte düşünüp &lt;i&gt;Yoldaş Pançuni&lt;/i&gt;’yi okumak da çiğlik olacak. Ben şanslıydım; çünkü &lt;i&gt;Yoldaş Pançuni&lt;/i&gt;’yi okumadan önce ilk paragrafta söylediklerimin hiçbirinden haberdar değildim -ama maalesef siz bu kitabı okuyacaksanız, size istemeden de olsa &lt;i&gt;Odyan&lt;/i&gt; hakkında spoiler vermiş oldum. Kitap bir mizah (!) kitabı sayılabilir; kolay okunduğu da söylenebilir ama keyifli okudum dersem neyden keyif aldığımdan da bahsetmem gerekecek ki, istemiyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;Odyan&lt;/i&gt; önce &lt;i&gt;Pançuni&lt;/i&gt;’nin kısa bir özgeçmişini veriyor. Sonra da &lt;i&gt;Pançuni&lt;/i&gt;’nin parti merkezine yazdığı mektupları derleyerek öyküsünü kuruyor. Yöntem bu. Ama bunu yaparken aynı anlatım yöntemiyle yazılmış olan bu kitap ne &lt;i&gt;Jose Saramago&lt;/i&gt;’nun &lt;i&gt;Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş&lt;/i&gt;’u &lt;i&gt;(As Intermitancias da Morte)&lt;/i&gt; kadar iyi kurgulanmış ne de kendisi de sıkı bir ultraliberal olan &lt;i&gt;Mario Vargaz Llosa&lt;/i&gt;’nın &lt;i&gt;Yüzbaşı ve Kadınlar Taburu (Pantaleon y Las Visitadoras) &lt;/i&gt;kadar mizahi. Ortada bir derdin olduğu kesin ve bu dert ilk bakışta sosyalizm düşmanlığı olarak değil de aptal sosyalistlere hasımlık olarak görünüyor. Ancak şu an bile sosyalizm davasına memur bir çok kişi için bu kitabın haklılığı su götürmezdir. Benim antikomünist demem kötü niyetimle, &lt;i&gt;Odyan’&lt;/i&gt;ın kişisel kiniyle veya &lt;i&gt;Pançuni&lt;/i&gt;’nin aptallıkları ile alakalı değil; sosyalistler için çok alıcı bir sorunla, yani ulusal sorun ile alakalı. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Siyaset ile haşır neşir olmaya başladığım zamanlarda ilk kez duymuştum &lt;i&gt;Pançuni&lt;/i&gt;’nin adını. Fiil olarak &lt;i&gt;Pançunileşmek&lt;/i&gt; formunda da kullanılıyordu, isimden isim türetilmiş haliyle &lt;i&gt;Pançunilik&lt;/i&gt; formunda da. O zamanlar içinde bulunduğum siyasi yapıya hep &lt;i&gt;Pançuni&lt;/i&gt;- vesilesi ile küfür edilip durulurdu. &lt;i&gt;Pançunilik&lt;/i&gt; yapmak “ulusal davaya ihanet etmek” demekti. Yani tutup Kürt siyasetine “mesele sınıfsaldır; mücadele verecekseniz hadi bakalım başınızdaki feodal kalıntılarla, yani ağalarla, şeyhlerle, aşiret reisleriyle de mücadele edin Kürt emekçileri. Pek tabi ki Türk kardeşlerinizle birlikte” diye dışarıdan artist artist laf ederseniz, ondan sonra ağzınızla kuş tutsanız da &amp;nbsp;kaderiniz artık sizin ezen ulusun milliyetçileri ile eşitlenmeniz ve söylediklerinizin tek amacının Kürt ulusal mücadelesini bölmek olduğundan hareketle –iyi ihtimalle- ihmal edilmeniz ve ötelenmeniz olurdu. Çünkü mesele ezen ve ezilen sınıflar değil ezen ve ezilen uluslar, halklardır. &lt;i&gt;Pançunilik&lt;/i&gt; yapmak, o ulus mücadelesini sınıf savaşı perspektifi ile parçalamaya çalışmak demektir; &lt;i&gt;Pançunileşmek&lt;/i&gt; ise yeri geldiğinde objektif hainliğe delalettir, yeri geldiğinde olmayan (!) bir sınıf çatışkısını görmek ve olmayan çatışkıyı yaratmaya işarettir. &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Mesela &lt;i&gt;Pançuni&lt;/i&gt; propaganda çalışması yapmak üzere bir Ermeni köyü olan Dzabılvar’a gittiğinde tüm ahalinin kendi halinde yaşayıp gittiğini görür ve hemen fitne yaratmaya girişir. &lt;i&gt;Pançuni&lt;/i&gt; köyün diğer geri kalan ahalisinden iki fazla koyuna, dört fazla tavuğa sahip olan &lt;i&gt;Res Serko&lt;/i&gt;’yu köyün kapitalist sınıfının yegane temsilcisi olarak, bir burjuva olarak tespit eder. Kapitalist sınıfının işbirlikçileri olmadan yapamayacağı gerçeğinden doğru köy kilisesinin papazını da işbirlikçi gerici sınıfın namzeti olarak mimler. Köyün delisini, kıçına tekme basılmış ırgatını, sağır bir nineyi ve haylaz bir çocuğu örgütleyerek işe girişir. Tek amaç sömürgen kapitalist sınıfa karşı amansız bir savaştır. Ama kapitalist sınıfın kendisiyle kavga etmeye yanaşmaması nedeniyle (!) sürekli sorun yaratır ve en sonunda köyün sınıf mücadelesi neticesinde Kürt eşkiyaların marifetiyle sonunu getirir. Gerisinde köylülerin cansız bedenlerini bırakıp kaçarken devrimin kansız olmayacağından emindir &lt;i&gt;Pançuni&lt;/i&gt;. Çok mizahi di mi?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;Pançuni&lt;/i&gt; sosyalizm davasına kafayı takmış görünen öz itibarıyla çıkarcı ve işe yaramaz adamın tekidir. Onun nezninde sınıf mücadelesinin ne kadar yanlış bir şey olduğunu görürüz. Mesela mevzu aynı dili konuşan, aynı kilisenin (veya caminin) cemaati olan, aynı düşmanla karşı karşıya olan fetüs formundaki bir ulus ise, sınıf mücadelesi bölücüdür. &lt;i&gt;Odyan’&lt;/i&gt;a göre &lt;i&gt;Pançuni &lt;/i&gt;arada sırada Türk askerleri ve Kürt eşkiyaları ile işbirliği yaparak da olsa sınıf savaşını yürütmeye çalışan inançlı ve inatçı bir haindir, çünkü yeni inşa edilen bir ulus içinde farklı sınıflar yoktur (aynı Türkiye Cumhuriyeti’nin de ayrıcalıklı zümreleri olmayan sınıfsız bir milletten müteşekkil bir ulus-devlet olması gibi). Bir ulus başka bir ulusun tehditi altındaysa, o ulus içerisindeki sınıf ayrımları varsa da gözardı edilmelidir (tehdit emperyalizmse, sömürgeleşmeyse veya işgalse öncelik vatan-milletin bekası). Ve son olarak, sosyalistler sırf gerçekte çok da mühim olmayan “toplumsal farklılıklar”ı yaratmak uğruna düşmanla işbirliği yapan, vatanını satmaya dünden razı olan hainlerdir (Komünistler Rusya’ya!). Pançuni o kadar alçaktır ki ezilen işçi sınıfını uyandırabilmek uğruna Kürt köylülere Ermeni kafilelerini katledip mallarına el koymalarını bile teklif eder!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Ulusal kurtuluş mücadelesi ile sınıf savaşı arasındaki gergin ilişki tabi ki bugün de devam ediyor. Mesela Kürt siyaseti sınıfsal görünmeye çalışmasına rağmen değildir, hatta sürekli olarak sınıf mücadelesi dışlanma eğilimindedir. Bu nedenle bazı aşiret reisleri, dini bütün muhteremler veya liberallerle her daim içli dışlı olmak zorunda kalır. Ana akım Kürt siyaseti açısından Kürtler &lt;i&gt;Pançun&lt;/i&gt;ilere izin veremezler. Mevzu ulusal varoluş mücadeleyken sınıf mücadelesine yer yoktur, hatta sınıfsal perspektif tehlikelidir. Bu mizah kitabında Odyan öyle bir hikaye anlatır ki &amp;nbsp;“&lt;i&gt;Pançunigiller&lt;/i&gt; –yani sosyalistler- Ermeni halkı arasına nifak sokmasalardı belki de 1915 faciası yaşanmazdı” iddiası çok da temelsiz görünmez. Hadi bunu da geçtik, ama Odyan sağolsun, ulusalcılık ve milliyetçilik siyaseti varyeteleri ile sınıf siyaseti arasındaki ayrılığı ve aykırılığı yeniden hatırladık. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Kitabın benim için ilgi çekici yönlerinden biri, kitabın farkında olmadan bir iddiayı desteklemesidir. O iddia şudur: “1917 ekim devrimine kadar ‘iki düşman kardeşin’ yani rekabet halindeki anarşizm ile sosyalizmin siyasal arenadaki ağırlıkları birbirine yakındır”. &lt;i&gt;Pançuni&lt;/i&gt; bir sosyalisttir ama referansları Marx’dan ziyade Bakunin ve Kropotkin’dir. Örneğin, Pançuni ve yoldaşları Surp Vartan manastırını ele geçirip ismini değiştirirler: Kropotkin manastırı. Öte yandan Pançuni amansız bir evlilik düşmanı ve özgür aşk savunucusudur. Eğitim düşmanıdır. İşçiler ve köylülerin yanısıra ilk olarak ayaktakımını (Bakunin’in lümpen proletaryasını) örgütlemeyi düşünür. İstanbul’da 31 Mart’a iştirak eden Ermenilerdense komşu köydeki Kürdü, Türkü ve Lazı tercih edecek kadar antimilliyetçidir. Özel mülkiyete saygısı yoktur. Ama kapitalizmin ekonomik çözümlemesine de ihtiyacı yoktur. Bir örgüt ve eylem fetişistidir –yanlış şekilde bu bir parti olsa da. Yani tam bir anarşisttir! Hatta onca kez sosyalizm derken bir kez bile devrim demez. O kadar anarşisttir!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;[ara not: Anadoludaki ilk anarşist metin 19. yüzyıla girerken Ermenice olarak İzmir’de basılmıştı. Yani buralardaki anarşist gelenek, serüvenine Ermeni devrimcileriyle başlamıştır. Hadi bir şey daha söyleyeyim yeri gelmişken: Ermeni devrimci hareketi içerisinde etkili bir isim olan &lt;i&gt;Aleksander Atabekyan&lt;/i&gt; bir anarşisttir ve aynı dönemde hem Anarşizmin önemli isimleriyle çalışırken hem de Osmanlının Ermenilere karşı giriştiği katliamlarla mücadele eder. Dönemin Ermeni anarşistleri –sosyalistleri- hiç de Oryan’ın anlattığı gibi hain değillerdir. Daha fazla bilgi için müraccat: artık yayınlanmayan ve eksikliği hala doldurulamayan &lt;i&gt;Siyahi &lt;/i&gt;dergisinin 9. sayısındaki &lt;i&gt;Cemal Selbuz&lt;/i&gt;’un &lt;i&gt;Azatutyan Canaparhin Anarxistmi: Aleksander Atabekyan&lt;/i&gt; adlı makalesinde]&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Kitabı okuyup da &lt;i&gt;Pançuni&lt;/i&gt;’yi sevmek mümkün değil çünkü kendisi tam bir aptal olarak resmedilmiş (yani &lt;i&gt;Train de Vie&lt;/i&gt;’deki &lt;i&gt;Komünist Yossi &lt;/i&gt;ile hiçbir alakası yok). Lakin tüm bu aptallığı içinde dahi &lt;i&gt;Pançuni&lt;/i&gt;'yi&lt;i&gt; Odyan&lt;/i&gt;’dan daha tutarlı görünüyor. Ama tutarlılık gerçek bir politik zeminde çok da bir şey ifade etmiyor maalesef. Tamam ulusal zeminde siyaseti sevmiyoruz ve de onaylamıyoruz, eyvallah da, en sonunda bu konu hakkında söyleyeceklerimiz de &lt;i&gt;Pançuni&lt;/i&gt;’den öte gitmiyor işte: “no war between nations, no peace between classes”. (uluslar arasında savaşa, sınıflar arasında barışa hayır". Buna aptallık diyen desin, bizim de onlara diyecek iki çift lafımız var elbet…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #eeeeee; text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #eeeeee; text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #eeeeee; text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3945549697009939008-6036520927509797927?l=guhercile.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guhercile.blogspot.com/feeds/6036520927509797927/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3945549697009939008&amp;postID=6036520927509797927&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/6036520927509797927'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/6036520927509797927'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guhercile.blogspot.com/2011/05/yoldas-pancuni.html' title='Yoldaş Pançuni'/><author><name>gezenbezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14025591256240834451</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/S_r0oUa2IkI/AAAAAAAAE4I/b3KSJvNkgKo/s400/2010_04_21__6741.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-lLrOg_Tp0Zc/TdLiKtyqphI/AAAAAAAAG58/JU-cFegRet8/s72-c/pancuni0.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3945549697009939008.post-1886538014013422228</id><published>2011-05-12T22:37:00.000+03:00</published><updated>2011-05-13T23:37:05.522+03:00</updated><title type='text'>internetime dokunma</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-vpjRN0DMicI/Tcw3CuRervI/AAAAAAAAG3M/H0IetrkCIWo/s1600/sansur2-2.jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://2.bp.blogspot.com/-vpjRN0DMicI/Tcw3CuRervI/AAAAAAAAG3M/H0IetrkCIWo/s400/sansur2-2.jpeg" width="273" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3945549697009939008-1886538014013422228?l=guhercile.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guhercile.blogspot.com/feeds/1886538014013422228/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3945549697009939008&amp;postID=1886538014013422228&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/1886538014013422228'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/1886538014013422228'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guhercile.blogspot.com/2011/05/internetime-dokunma.html' title='internetime dokunma'/><author><name>gezenbezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14025591256240834451</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/S_r0oUa2IkI/AAAAAAAAE4I/b3KSJvNkgKo/s400/2010_04_21__6741.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-vpjRN0DMicI/Tcw3CuRervI/AAAAAAAAG3M/H0IetrkCIWo/s72-c/sansur2-2.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3945549697009939008.post-3020884219929905525</id><published>2011-05-04T16:36:00.011+03:00</published><updated>2011-05-18T12:22:20.905+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dark urban fantasy'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='China Mieville'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yordam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='edebiyat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='fantastik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Londra'/><title type='text'>Kral Fare - King Rat</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-fL5efkhd9RY/TcFU9Ok83EI/AAAAAAAAG10/3Qv9dpuHhF0/s1600/chinamievile+%25281%2529.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em; text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://2.bp.blogspot.com/-fL5efkhd9RY/TcFU9Ok83EI/AAAAAAAAG10/3Qv9dpuHhF0/s400/chinamievile+%25281%2529.jpg" width="275" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Küçükken arada sırada uğramak zorunda olduğumuz bir akrabamızın benimle aynı yaşta olan bir oğlu vardı. Bu çocuğun böyle çeşit çeşit masal kitapları vardı. Kapağı açılınca rengârenk sayfalarla karşılaşırdınız, hatta kimisi 3D formatına bürünürdü bu sayfaların. Ne özenirdim o çocuğa, ne severdim o kitapları. Hem büyük, renkli, “kaygan kağıtlı”, kimisi 3 boyutlu idi hem de bunlar benim pek haberdar olmadığım masalları anlatırlardı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Sürekli olarak küçükken kitaplarla ilişkimin hep sınırlı kaldığını düşünürdüm ama şimdi dönüp bakıyorum da o kadar da uzak değilmişim kitaplara aslında. Mesela sürekli olarak ilçe kütüphanesinin üye kartını taşırdım ben. Bir sürü şey hatırlıyorum o kütüphaneden…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;O bizim öğrencilik dönemlerimizde dönem ödevi hazırlamak şartı vardı. Hem de her dersten. Eğer 8-10 arası alırsanız o ödevden karneye düşecek olan notunuz 1 artardı, yok eğer 6’dan aşağı geldiyse o not, o zaman 1 eksik düşerdi karneye. Ben not artışına aldırmayan, daha doğrusu buna pek ihtiyaç duymayan bir öğrenciydim. Sanırım kimince inek vasfında, kimince ukala vasfındaydım.&amp;nbsp; Ama yine de kütüphaneye üyeliğim aslında bu ödevlerin üstesinden gelebilmek için ihtiyaç duyduğum &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Ana Britannica&lt;/i&gt; ve &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Meydan Laorusse&lt;/i&gt; ciltlerine erişim içindi. Dönem, henüz ansiklopedilerin 60 kupona verildiği dönem değil, fasikül fasikül gazete bayilerinden satın alındığı ama seri tamamlandıktan sonra dahi nedense o fasiküllerin bir türlü ciltlettirilmediği dönemdi. Bir dönem sonra vitrinlerde yer kalmayınca annelerin yeter artık ben &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Arcopal &lt;/i&gt;yemek takımı istiyorum diye isyan ettikleri dönem başlamıştı ki Allah’tan o dönemde orta öğretim öğrencilerinin dönem ödevi hazırlama yükümlülükleri kalkmıştı hatta bizler kredili sistem sağ olsun 2,5 senede liseyi bitirmeye hazırlanıyorduk. Pardon, zaman çizelgemde hayli ileri gittim, şimdi dönelim geri…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;En başta, ilkokul öğrencisiyken öğretmen götürürdü zorla. Hatta ödevlerimizi orada yapmamızı isterdi. Her öğrenci gibi biz de öğretmenin dediğini yapmamak için inatlaşırdık tabi. Ve o kütüphane salonlarında kaytarmak için tek seçenek vardı, o da oradaki öykü ve masal kitaplarıydı. Düşünüyorum da dönemin kütüphane müdürü haddinden fazla milliyetçi biri olsa gerek ki oradan sadece &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Nasreddin Hoca, Keloğlan&lt;/i&gt; ve bilumum &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Dede Korkut&lt;/i&gt; kitabı hatırlıyorum. Sanki bütün &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;La Fontaine&lt;/i&gt;’leri hep başka yerlerden okumuşum. İşte o akraba çocuğunun kitapları ondan da hoşuma giderdi. Tamam &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Pamuk Prenses ve 7 Cüceler&lt;/i&gt;’i, &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Kırmızı Başlıklı Kız&lt;/i&gt;’ı, &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Cinderella&lt;/i&gt;’yı, &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Bremen Mızıkacıları&lt;/i&gt;’nı, &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Pinokyo&lt;/i&gt;’yu veya &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Yalancı Çoban&lt;/i&gt;’ı biliyordum ama onda &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Rapunzel &lt;/i&gt;vardı, &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Hansel ve Gratel&lt;/i&gt; vardı, &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Uyuyan Güzel, Kurbağa Prens, Kırmızı Çizmeli Kedi, Kurşun Asker&lt;/i&gt; vardı. Tabi ki bir de &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Fareli Köyün Kavalcısı*&lt;/i&gt;.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Bu saydıklarımın birçoğunu öyle ya da böyle hatırlıyordum ama &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Fareli Köyün Kavalcısı’nı (FKK)&lt;/i&gt; hatırlamıyordum hiç. Okuduğumu biliyorum ama bende hiçbir karşılığı yokmuş demek ki. Ama hiç de bil(e)mezdim kendimi çocuk sahibi olmaya hazırladığım bir dönemde bu masalı tekrar hatırlayacağımı. &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;China Mieville&lt;/i&gt; sağolsun.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Vakti zamanında okumayı çok seven ve düzen çarklarına girmeyi şiddetle reddeden, bir dönem mutlaka beline kadar saçlarını uzatmış her genç gibi biz de bir yayınevi kurmayı tasarlıyorduk. Sabahlara kadar &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;sontilki&lt;/i&gt;yle birlikte kitap taramış, hatta ülke dışındaki yayınevlerine mailler atıp kitap bile istemiştik. Yolladığımız o arzulu ve coşkulu maillere kanan kimi yayınevleri (&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;AK Press&lt;/i&gt; bunlardan biriydi) bize kitap göndermişlerdi. İşte istediğimiz kitaplardan biri de &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;China Mieville&lt;/i&gt;’nin &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Merdido Street Station&lt;/i&gt;’u idi. Okuma görevi &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;sontilki&lt;/i&gt;’nindi. Kitap, hazretlerinden olumlu görüş almıştı da basma kararı almıştık, diye hatırlıyorum. Para bulamadık tabi ki. Kaldı. Kahrolsun kapitalizm!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Yordam&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;gibi bilinen ve sağlam kitaplar basan bir yayınevinin cyberpunk, gotik punk veya urban dark fantasy gibi bir alana girmesine ve seriye &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;China Mieville (CM)&lt;/i&gt; ile başlamasıyla şok olduk ve sevindik. Hatta tüm kıskançlığımızı takınıp, o adamı ilk önce biz bulmuştuk, dedik, “&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Mieville&lt;/i&gt; sıkı bir Troçkist – Marksist ya, &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Yordam &lt;/i&gt;ondan basıyordur o kitabı” diyerek bok bile attık. Çatladık, resmen çatladık. En sonunda kendimize bi geldik de rahatladık, keyiflendik. Kitapçı raflarında görür görmez hemen aldık da okuduk.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;İşin aslına bakılırsa &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Kral Fare&lt;/i&gt;’nin &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;FKK&lt;/i&gt; ile ilgili olduğunu kitabı okumaya başlamadan önce bilmiyordum (&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;CM&lt;/i&gt; ismini görünce kitabın arka sayfasını bile okumamışım anlaşılan). Hatta okumaya başladıktan sonra da bir süre “çok tanıdık” deyip durdum. Kitabın yükselip de tavan yaptığı yerlerin birinde &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Kavalcı&lt;/i&gt; kavalına üflemeye başlayınca milyon tane farenin onun peşine düştüğünü ve Londra’nın göbeğinde kendilerini Thames nehrine bırakıp telef oldukları anlatıldı da anca o zaman aydım.&amp;nbsp; O ana dek kitabı ilk okuduğum yazarın keyifli bir kitabı olarak okuyordum, ondan sonra kitabı bir masal cover’ı olarak okumaya başladım, ki bu büyük bir hataymış.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Kral Fare&lt;/i&gt;’ye bir masalın (hadi bir efsanenin diyelim) urban dark fantasy olarak uyarlanmış hali demek ziyadesiyle mümkün. Ama kitabı sadece buradan okumak &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;CM&lt;/i&gt;’nin karanlık fantezilerini küçümsemek anlamına gelmesin. &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Kral Fare&lt;/i&gt; bana fazlasıyla &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Neil Gaiman&lt;/i&gt;’ın &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;YokYer&lt;/i&gt;’ini hatırlattı; ancak &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Gaiman &lt;/i&gt;bir masal yaratırken &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;CM &lt;/i&gt;bir masalı gayet soğukkanlı bir gerilime çevirmeye çalışıyor. Bunu başarıyor da! Kitabın bazı bölümlerinde, mesela ….’n Londra metrosunun karanlık tünellerinde kanlı bir pelte gibi patlayışı veya güzelim &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Natasha&lt;/i&gt;’nın şuursuz halde &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Kavalcı&lt;/i&gt;’nın esiri haline gelişi gibi, ben cidden ürperdim. Tabi ki kitabın asıl zirvesinden bahsetmiyorum bile…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Kitabı okurken en büyük keşke’m “keşke elektronik müziğe biraz daha aşina olsaydım” oldu. &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;CM&lt;/i&gt;’nin anlatımında genelde müzik özelde ritim o kadar önemli bir yere oturuyor ki &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Kavalcı&lt;/i&gt; sadece sihirli bir kaval çalan bir adamdan ziyade müzik ve ritim dehası acımasız bir katil olarak konumlanıyor. Ritmi öyle bir kullanıyor ki &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Kavalcı, CM&lt;/i&gt; bu sayede romanın zirve noktasında, bir katliam ortamında, zaman akışını istediği gibi eğip büküp elektronik müzikli, az ışıklı bol kanlı orgy formunda bir dans-seks partisi kurgulayabiliyor. &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;CM&lt;/i&gt; öyle bir &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Kavalcı &lt;/i&gt;yaratmış ki sanki sadece o sayede &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Kral Fare&lt;/i&gt;’yi yaratmış gibi olmuş. Bu &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Kavalcı&lt;/i&gt;’yı bu kadar önemli kılan şey ise &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;CM&lt;/i&gt;’nin onun anlatma becerisi değil kuşkusuz. Hatta &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;CM Kavalcı&lt;/i&gt;’yı hiç &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Kavalcı&lt;/i&gt;’dan doğru anlatmamış bile; asıl kahramanımız &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Saul&lt;/i&gt;’un hissettikleri üzerinden biliyoruz &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Kavalcı’&lt;/i&gt;yı, onun ne kadar kötü olduğunu. Lakin &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Kavalcı&lt;/i&gt;’nın kötülüğü ne bileyim salt kötülük olan &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;İskeletor&lt;/i&gt; veya &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Ali Cengiz&lt;/i&gt; gibi değil de daha çok &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Dark Night&lt;/i&gt;’taki &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Joker&lt;/i&gt;’in kötülüğü gibi. Biraz mahkum kalınmış bir kötülük. &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;CM&lt;/i&gt; romanın herhangi bir yerinde herhangi birine kötü yakıştırmasını yapmıyor. Kötülük gibi görünen şeyin arkasında tüm kötülüklerin anası var yine: iktidar. &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Kavalcı&lt;/i&gt;yı, &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Farelerin Kralı’&lt;/i&gt;nı, &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Anansi’&lt;/i&gt;yi ve &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Saul’&lt;/i&gt;u karşı karşıya getiren şey iktidar savaşından öte bir şey değil aslında. Ama…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Anlatımı keyifli (bu açıdan çeviriye de güzel demek lazım tabi) ama çok da derin olmayan bir kitap &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Kral Fare&lt;/i&gt;. Ancak romandaki karakterler sağlamlar ve gerçekten kişilikliler. &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;YokYer&lt;/i&gt;’de şikâyet edip durduğum hissiz ve neden öyle yaptığı kestirilemeyen karakterler yerine neyi neden yaptığını bilen ve ne hissettiklerini anladığımız kişilerle karşılaşmak gerçekten güzeldi. Ama bu karakterli karakterler &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Kral Fare&lt;/i&gt;’yi iyi bir kitap yapmaya yetiyor mu şüpheliyim. Okunurken keyif alınan ama okunduktan sonra pek izi kalmayan kitaplar arasında düşünmek daha yerinde olur &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Kral Fare&lt;/i&gt;’yi. Ama bu karakterli karakterler ve anlatım becerisi &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;CM&lt;/i&gt;’yi kesinlikle okunup takip edilesi bir yazar haline getiriyor. Umuyorum ki &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Yordam&lt;/i&gt; verdiği sözü tutar da &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;CM&lt;/i&gt;’nin diğer tüm eserlerini çevirip basmaya devam eder (hatırlatma: bakmayın siz bu konuyu şimdi girdiğime, kitap …’da çıktı, ben de .. da okudum).&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;İşte &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Yordam&lt;/i&gt;’a iki soru: (1) Yeni kitap ne zaman gelecek? Ve (2) Neden &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;China Mieville &lt;/i&gt;serisine bu kitapla başladık?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-IQ_T88ycMPQ/TcFVongur3I/AAAAAAAAG2E/vP8ZEBrjZ8s/s1600/China-Mi-ville-001.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://4.bp.blogspot.com/-IQ_T88ycMPQ/TcFVongur3I/AAAAAAAAG2E/vP8ZEBrjZ8s/s400/China-Mi-ville-001.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;* &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Fareli Köyün Kavalcısı&lt;/i&gt; nasıl çocuk masalı olmuş anlamadım ben. Hadi bizim nesil zaten &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Clementine&lt;/i&gt;’lerle büyüdü de şimdi de çocuk kitapları raflarında bulmak mümkün bu masalı. &amp;nbsp;Öykünün aslı bir efsaneye dayanıyor: &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Pied Piper of Hamelin&lt;/i&gt;. “Orta Çağ’da Almanya’da Hamelin diye bir kent varmış. Ahali kenti istila eden sıçanlardan pek muzdaripmiş. Bir gün kente alacalı kıyafetleri içinde bir &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Kavalcı &lt;/i&gt;gelmiş. Demiş ki, sıçanlardan sizi kurtarırım ama paranızı da alırım. Ahali bu öneriyi kabul edince başlamış kavalından bir şeyler çalmaya. Sıçanlar büyülenmiş gibi düşmüş ardına. &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Kavalcı &lt;/i&gt;da gitmiş hepsini Weser nehrine dökmüş, katletmiş. Sonra parasını istemiş, vermemişler, üstüne üstük bi de aşağılayıp kovmuşlar &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Kavalcı&lt;/i&gt;’yı. Gel zaman git zaman ahali bir gün kilisedeyken &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Kavalcı i&lt;/i&gt;ntikam için geri dönmüş, başlamış kavalını çalmaya. Bu kez köyden 131 çocuk büyülenmiş de düşmüş kavalcının peşine. Kavalcı çocukları almış da gitmiş. Hatta tek çocuk kurtulmuş, çünkü o topalmış” &amp;nbsp;Bu nasıl masal haline getirilmiş ki? Şimdi gidip bir kitapçıdan almak lazım…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3945549697009939008-3020884219929905525?l=guhercile.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guhercile.blogspot.com/feeds/3020884219929905525/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3945549697009939008&amp;postID=3020884219929905525&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/3020884219929905525'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/3020884219929905525'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guhercile.blogspot.com/2011/05/kral-fare.html' title='Kral Fare - King Rat'/><author><name>gezenbezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14025591256240834451</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/S_r0oUa2IkI/AAAAAAAAE4I/b3KSJvNkgKo/s400/2010_04_21__6741.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-fL5efkhd9RY/TcFU9Ok83EI/AAAAAAAAG10/3Qv9dpuHhF0/s72-c/chinamievile+%25281%2529.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3945549697009939008.post-5643692895894845270</id><published>2011-03-12T23:44:00.003+02:00</published><updated>2011-05-05T00:00:45.340+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Settar Tanrıöğen'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Seren Yüce'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Esme Madra'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Erkan Can'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bartu Küçükçağlayan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yerli sinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nihal Yoldaş'/><title type='text'>çoğunluk ver 2.0</title><content type='html'>&lt;div style="background-color: transparent;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit; font-size: 15px; white-space: pre-wrap;"&gt;(Bu yazı bizim&lt;a href="http://www.blogger.com/profile/11923785845719701531"&gt; mechul ogrenci&lt;/a&gt;'den. Kendisinin de dediği gibi &lt;i&gt;Çoğunluk&lt;/i&gt; konusunda bir hayli tartışmıştık. Ben oturup bi yazı yazınca -&lt;a href="http://guhercile.blogspot.com/2010/12/cogunluk.html"&gt;link burada&lt;/a&gt;- o da cevaben bir yazı yazmış. Buyrun efendim...)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: transparent;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit; font-size: 15px; white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit; font-size: 15px; white-space: pre-wrap;"&gt;Aslında filmi beraber seyretmiş olmamız, senin benim kadar etkilenmediğini görmem, belki sinema algımızın farklı olması dolayısıyla çoğunluk eleştirin hakkında bir şeyler yazmak istedim fakat araya başka bir takım işlerin girmesi dolayısıyla ilgilenemedim taa ki geçenlerde Tanıl Bora’nın ODTÜ film festivalindeki &amp;nbsp;“Vavien ve Taşra Kültürü” söyleşisinde, duyduklarım ve senin film eleştirini tekrar okumam dolayısıyla bir şeyler yazayım dedim.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: transparent;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="background-color: transparent; font-family: inherit; font-size: 11pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt; &amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="clear: right; float: right; font-family: inherit; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em; text-align: justify;"&gt;&lt;img border="0" height="228" src="https://lh6.googleusercontent.com/-EF70pQbPcgA/TXvkkiuIv9I/AAAAAAAAGe0/JskBIRyqgoQ/s320/vavien-turkiye-yi-temsil-edecek-736300.Jpeg" width="320" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: transparent;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="background-color: transparent; font-family: inherit; font-size: 11pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small; white-space: normal;"&gt;&lt;span style="background-color: transparent; font-size: 11pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small; white-space: normal;"&gt;&lt;span style="background-color: transparent; font-size: 11pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;İlk olarak Tanıl Bora’nın Vavien ve taşra ile ilgili olarak söylediklerinden Çoğunluk filmine gelmek istiyorum.Tanıl Bora taşra anlatısını Vavien &amp;nbsp;ve Çoğunluk filmini karşılaştırarak yaptı. Yani Vavien’deki kötü karakteriyle Çoğunluk’taki kötü karakterini (iki filmde de Settar Tanrıöğen oynuyor ve birisinde kötü rolünde, ne de severiz&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small; white-space: normal;"&gt;&lt;span style="background-color: transparent; font-size: 11pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;). &amp;nbsp;Bu karşılaştırma aslında taşra ve şehir kültürlerinin karşılaştırmasıydı. Yani taşra ve şehir orasınıfının (ortasınıfı daha sonra açıcam kızma hemen&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small; white-space: normal;"&gt;&lt;span style="background-color: transparent; font-size: 11pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;) karşılaştırması. İki filmde ki kötününde aslında ortasınıf olduğunu fakat birinin taşra ortasınıfı olmasından kaynaklı sadece bir kötü plan yaptığını ama bunu bile uygulamada beceremediğini, aslında köylü kurnazı dediğimiz bir saflığada sahip olduğunu vurgularken, şehirli ortasınıfın A, B, C hatta belki daha fazla planının olduğu, bu planların bir sürekliliğinin olduğu,daha acımasız, tuttuğunu koparmadan rahat etmeyen ve daha iktidar sahibi, güçlü bir kötü olduğunu görüyoruz. Bunları söylerken anlatmaya çalıştığım şey tıpkı senin bahsettiğin ve orta sınıfı ezen ezilen ilişkisinde bir yere koyma çabası. Kavramlarını biraz ortadoks bulduğum( kardeşim ben iki sınıf bilirim, işçi sınıfı ve burjuvazi derlerdi eskiden&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small; white-space: normal;"&gt;&lt;span style="background-color: transparent; font-size: 11pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;) için orta sınıfı bir yerlere sıkıştırmaya çalışacam.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: transparent;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit; font-size: 15px; white-space: pre-wrap;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="clear: right; float: right; font-family: inherit; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em; text-align: justify;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: transparent;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit; font-size: 15px; white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small; white-space: normal;"&gt;&lt;span style="background-color: transparent; font-size: 11pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small; white-space: normal;"&gt;&lt;span style="background-color: transparent; font-size: 11pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;İki filmde de anlatılan ortasınıfı ezen-ezilen diyalektiktiğinde bir ikiye bölünmüşlükten çok arada kalmış bir sınıf olarak düşünüyorum. Yani bu çelişkide ezilene karşı ezen taraftarı olmuş ama tam bir burjuva- aristokrat kültürüne de sahip olamamış, ezen tarafından tam kabullenilmemiş(tam anlamıyla ezen olamamış) bir sınıf. Orta sınıf karakteri ise, bu ezen sınıfa hep bir yaranma çabasından kaynaklı, ona söyleneni uygulayan, itaat eden, ezmeye çalışan ya da gördüklerine karşı ses çıkarmayan, görmezden gelen sadece kendi çıkarı doğrultusunda hareket eden ve aslında &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small; white-space: normal;"&gt;&lt;span style="background-color: transparent; font-size: 11pt; font-style: italic; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;çoğunluk&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small; white-space: normal;"&gt;&lt;span style="background-color: transparent; font-size: 11pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt; gibi davranan bir sınıf. Hep bir kaygan zeminde, kendine hükmedene göre rengini değiştiriyor. Dün milliyetçi, militarist olur, bugün islamcı muhafazakar. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small; white-space: normal;"&gt;&lt;span style="background-color: transparent; font-size: 11pt; font-style: italic; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Çoğunluk&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small; white-space: normal;"&gt;&lt;span style="background-color: transparent; font-size: 11pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt; olmasının sebebi ise ezen sınıf tarafından kaale alınan sınıf oldukları için onlara &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small; white-space: normal;"&gt;&lt;span style="background-color: transparent; font-size: 11pt; font-style: italic; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;çoğunluk&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small; white-space: normal;"&gt;&lt;span style="background-color: transparent; font-size: 11pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt; gibi davranılması. Belki onlar aslında &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small; white-space: normal;"&gt;&lt;span style="background-color: transparent; font-size: 11pt; font-style: italic; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;çoğunluk&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small; white-space: normal;"&gt;&lt;span style="background-color: transparent; font-size: 11pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt; değil ama &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small; white-space: normal;"&gt;&lt;span style="background-color: transparent; font-size: 11pt; font-style: italic; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;çoğunluk&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small; white-space: normal;"&gt;&lt;span style="background-color: transparent; font-size: 11pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt; sıfatı onlara ezen sınıf tarafından verilmiş bir görev. Yani Adorno’nun &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small; white-space: normal;"&gt;&lt;span style="background-color: transparent; font-size: 11pt; font-style: italic; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;“kültür endüstrisi” &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small; white-space: normal;"&gt;&lt;span style="background-color: transparent; font-size: 11pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;kavramıylada örtüşen ve &amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small; white-space: normal;"&gt;&lt;span style="background-color: transparent; font-size: 11pt; font-style: italic; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;“Günümüzde kültür herşeye&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small; white-space: normal;"&gt;&lt;span style="background-color: transparent; font-size: 11pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small; white-space: normal;"&gt;&lt;span style="background-color: transparent; font-size: 11pt; font-style: italic; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;benzerlik bulaştırır” &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small; white-space: normal;"&gt;&lt;span style="background-color: transparent; font-size: 11pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;da belirttiği yaratılan bir &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small; white-space: normal;"&gt;&lt;span style="background-color: transparent; font-size: 11pt; font-style: italic; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;çoğunluk kültürü &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small; white-space: normal;"&gt;&lt;span style="background-color: transparent; font-size: 11pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;bu. Orta sınıf ise bu kültürün uygulayıcısı olarak değerlendirilen sınıf. Tıpkı Refah Devletleri döneminde, fordist üretim sisteminde çalışan işçilerin böyle bir göreve sahip olmaları gibi neo-liberal dönemde de orta sınıf bu kültür endüstrisinin uygulamadaki mihenk taşı. Ama zaten ortasınıf dediğimiz şey tarihsel anlamda da hep böyle bir konumda. Ama dediğim gibi senin bahsettiğin sınıf ayrımları biraz ortadoks kavramlar. Bugün orta sınıfa üretim araçlarına sahip olma hakkı da veriliyor, sınıfını bildiği sürece tabii ki.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit; font-size: 15px; white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small; white-space: normal;"&gt;&lt;span style="background-color: transparent; font-size: 11pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small; white-space: normal;"&gt;&lt;span style="background-color: transparent; font-size: 11pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: transparent;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="https://lh5.googleusercontent.com/-XQkJeyHc4S0/TXvk5LcBNuI/AAAAAAAAGe4/csOAUubH400/s1600/Cogunluk2.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="https://lh5.googleusercontent.com/-XQkJeyHc4S0/TXvk5LcBNuI/AAAAAAAAGe4/csOAUubH400/s320/Cogunluk2.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="background-color: transparent; font-family: inherit; font-size: 11pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Ya aslında senin eleştirinde en çok beni üzen şey, yönetmeni geldiği sınıftan kaynaklı olarak yerden yere vurman, acımasızca eleştirmen. Bunda biraz emeğekarşı haksızlık yaptığını düşünüyorum. Onun Bilkent’li olması iyi bir sınıf analizi yapamayacağını gerektirmez. Biliriz ki Marx, Bakunin ve bir çoğu hep aristokrat ya da burjuva sınıftandır ve düşünce yön vermiş insanlardır. Yılmaz Güney’i toplumsal gerçekçi olarak alabiliyoruz da Seren Yüce’yi niye alamıyoruz. Ben bu yaptığı ortasınıf tahlilinden dolayı onu da bu kategoriye alma taraftarıyım. Bu bir “liberal bir anlatıdır” belki bir çözüm, bir yol önermez ve “olan” ı ortaya koyma çabasındadır belki ama dil olarak “toplumsal gerçekçilik” çabasındadır kanımca.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: transparent;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 15px; white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 15px; text-align: right; white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit; font-size: 15px; white-space: pre-wrap;"&gt;Son olarak “öteki” meselesinde dediklerine katılıyorum. Yani resmen bütün ötekilerden bahsedicem diye bir çabaya girişmiş, pek olmamış. Oysa filmde ki kürt ve kadın ezilenleri bize yeterince şey anlatıyor zaten. Bir de filmi izlerken gerçekten bir sıkıntı hissettim, beni sarstı ve bayağı da etkiledi diyebilirim. Bir arkadaşım da şöyle dedi “Eğer filmi sinema da değil de evde izliyor olsaydım, bir kaç yerinde durdurur, bir hava alır,sigara içer öyle devam ederdim.” Aynı şeyleri ben de hissettim aslında ve şimdiye kadar böyle hissettiğim çok film yok. Çoğunluk bunlardan biri olması dolayısıyla bile başarılı bence.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3945549697009939008-5643692895894845270?l=guhercile.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guhercile.blogspot.com/feeds/5643692895894845270/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3945549697009939008&amp;postID=5643692895894845270&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/5643692895894845270'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/5643692895894845270'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guhercile.blogspot.com/2011/03/cogunluk-ver-20.html' title='çoğunluk ver 2.0'/><author><name>gezenbezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14025591256240834451</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/S_r0oUa2IkI/AAAAAAAAE4I/b3KSJvNkgKo/s400/2010_04_21__6741.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='https://lh6.googleusercontent.com/-EF70pQbPcgA/TXvkkiuIv9I/AAAAAAAAGe0/JskBIRyqgoQ/s72-c/vavien-turkiye-yi-temsil-edecek-736300.Jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3945549697009939008.post-5611617556855019420</id><published>2011-01-06T02:00:00.006+02:00</published><updated>2011-05-11T16:51:59.519+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Neil Gaiman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ithaki'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dark urban fantasy'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='fantastik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='roman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Londra'/><title type='text'>YokYer - Neverwhere</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSUETU-a0xI/AAAAAAAAGKQ/OP2x_81gJGQ/s1600/Yokyer-Poster-Hediyeli-Neil-Gaiman__29470904_0.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em; text-align: justify;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSUETU-a0xI/AAAAAAAAGKQ/OP2x_81gJGQ/s400/Yokyer-Poster-Hediyeli-Neil-Gaiman__29470904_0.jpg" width="256" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sıra nihayet buna geldi de &lt;i&gt;Neil Gaiman&lt;/i&gt;’ı ilk kez okudum. Daha önce çevirip basmak için kitap ararken haberdar olmuştuk &lt;i&gt;Gaiman&lt;/i&gt;’dan. Sonra çizgi roman yayıncılığında ülkede güzide bir yer sahibi olan &lt;i&gt;Arkabahçe Yayıncılık&lt;/i&gt; DC Comics’ten telifini alıp basınca &lt;i&gt;Sandman&lt;/i&gt;’i gördük kitapçı raflarında&lt;i&gt;. İthaki Gaiman&lt;/i&gt;’ın kitaplarını bir dizi halinde bastığı sıralarda pek revaçta olan fantastik edebiyat eserleri bilimkurgu raflarını işgal ediyordu. Her şeyin bokunu çıkardığımız için ve de bu kapitalizmin ticaret mantığına fazlasıyla uyduğu için bu işgalci kitapların çoğuna edebiyat değil ucuz kitaplar diyorduk ve bu duruma ziyadesiyle bozuk olduğumuz için kitapçılarda bu rafları genellikle pas geçiyorduk. &lt;i&gt;Gaiman&lt;/i&gt;’ın bir daha gündemimize girişi &lt;i&gt;Stardust (Yıldız Tozu)&lt;/i&gt; filmiyle oldu. Gerçi filmi izledikten sonra aklımızda kalan &lt;i&gt;Gaiman&lt;/i&gt;’ın anlattığı öykü değil de &lt;i&gt;Robert de Niro&lt;/i&gt; ve &lt;i&gt;Michelle Pfeiffer&lt;/i&gt; gibi starların bu filmde oynarken ne kadar da eğlendikleriydi. Ama nihayetinde kendime göre bir gerekçe uydurmuş olmalıyım ki bulup almışım &lt;i&gt;YokYer&lt;/i&gt;’i &lt;i&gt;(Neverwhere).&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ha eğer bu kitabı alırkenki hedefim rahat rahat soft bir şeyler okumaksa (ki öyle görünüyor: 24 haziran 2010) tam isabetli bir atış yapmışım; yok eğer eli yüzü düzgün fantezi bir roman okumak idiyse başka bir şey de okuyabilirmişim. Çünkü bu bir romandan çok senaryo (script/text)! Bana bu yorumu ilk İlkay yapmıştı. İnternette blog için görsel materyal ararken fark ettim ki bu konuda İlkay asla ve asla yalnız değilmiş. Hatta çok da haksız değillermiş çünkü bu gerçekten de &lt;i&gt;Gaiman&lt;/i&gt;’ın BBC’de yayınlanan bir mini dizinin senaryosunu romanlaştırdığı kitapmış. Çizgi romanı dahi yapılmış. İşte bu benim için de birçok şeyi açıklayan bir şey oldu.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Olayımızın asıl kahramanı &lt;i&gt;Robert Mayhem&lt;/i&gt;’in neden en az sevgilisi &lt;i&gt;Jessica&lt;/i&gt; kadar sıkıcı ve tekdüze olduğu &lt;i&gt;Gaiman&lt;/i&gt;’ın bu karakteri bir dizi için yaratmış olması ile açıklanamaz elbette. Bir karakter dizi karakteri olsa dahi gelişebilir, dönüşebilir&lt;i&gt;. House MD&lt;/i&gt;’nin son sezonu &lt;i&gt;Dr. Gregory House&lt;/i&gt;’un aşık olduğu bir bölümle başladı yahu! Gerisini siz düşünün…&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;Robert&lt;/i&gt; benim gibi, senin gibi sıkıcı bir çalışan hayatı süren ortalama bir British’tir. Bir akşam yanında aynı kendisi gibi yuppie olan sevgilisi &lt;i&gt;Jessica&lt;/i&gt; varken kaldırımda kanlar içinde yardım isteyen bir genç kıza rastlar. Beş para etmez sevgilisinin tüm protestolarına karşın kıza yardım eder ve tüm hayatı değişir! Kızın adı &lt;i&gt;Door&lt;/i&gt;’dur çünkü; yani olan tüm kapıları açabilen, olmayan kapıları da bir parça zorlansa da açabilen bir Aşağı Londra kaçkını. Amacı katledilen ailesinin hesabını sormaktır ve kader &lt;i&gt;Door&lt;/i&gt; ile &lt;i&gt;Robert&lt;/i&gt;’ın yollarını kesiştirir işte.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSUEtvSxw-I/AAAAAAAAGKc/PDqFTvIiedw/s1600/Neverwhere.png" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em; text-align: justify;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSUEtvSxw-I/AAAAAAAAGKc/PDqFTvIiedw/s320/Neverwhere.png" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kitabı okurken &lt;i&gt;Gaiman&lt;/i&gt;’ın derdi ne diye düşüyorsunuz sürekli çünkü anlaşılan o ki &lt;i&gt;Robert&lt;/i&gt;’ın bir derdi yok! O sadece &lt;i&gt;Door&lt;/i&gt;’un ardında, &lt;i&gt;Avcı&lt;/i&gt;’nın yanında, &lt;i&gt;Bay Croup&lt;/i&gt; ve &lt;i&gt;Bay Vandemar&lt;/i&gt;’ın önünde&lt;i&gt;, Melek Islıngton&lt;/i&gt;’un eşliğinde ve &lt;i&gt;Marquis de Carabas&lt;/i&gt;’ın peşinde olan duygulardan azade bir halde yürüyor. Yeri geliyor sıçanlarla muhabbet ediyor, yeri geliyor ölümden dönüyor, ihanete uğruyor, bazen de küçük büyü numaraları ile uğraşıyor. Tüm bunlar olup biterken anlıyoruz ki bu yolculuk diğer ‘yolculuk’ temalı romanlardan, öykülerden veya filmlerden farklı. &lt;i&gt;Robert&lt;/i&gt; Aşağı Londra’daki yolculuğunda içsel bir yolculuk, ne bileyim bir farkındalık falan yaşamıyor. Tek farkında olduğu şey bilinen yüzeydeki Londra’nın altında, kanalizasyon tünellerinden, tüp geçitlerden, metro hatlarından müteşekkil başka bir Londra vardır (Aşağı Londra) ve burada kendine has yaşamlar kendi tarzlarında akıp gitmektedir.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;Gaiman&lt;/i&gt; bir ‘fairy tale’ anlatıyor olsaydı çok başarılı olacaktı veya &lt;i&gt;Sunay Akın&lt;/i&gt; tarzı bir hikaye anlatıcı olsaydı. Londra metrosundaki istasyonların isimlerinin nereden geldiklerine dair anlattıkları çok keyifli şeylerdi (Bizde belki İstanbul semtlerine uygulanabilir bir anlatım yöntemi olabilir. &lt;i&gt;Sunay Akın&lt;/i&gt; harbiden ihmal etmesin!). Ama o tüm bunların yerine alternatif bir dünya inşa etmeyi seçmiş ama hayalgücü ve anlatım yeteneği bir &lt;i&gt;J.R.R. Tolkien&lt;/i&gt; veya &lt;i&gt;Isaac Asimov&lt;/i&gt; olmadığı için pek de başarılı olamamış. Tabi bu söylediklerim bu senaryodan daha sonra romanlaştırılmış olan bu &lt;i&gt;YokYer&lt;/i&gt; için. Yoksa &lt;i&gt;Amerikan Tanrıları&lt;/i&gt; gibi diğer bilinen romanlarını okumadım.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSUF6xfg74I/AAAAAAAAGKo/298JLxx9-QE/s1600/neil%252Bgaiman.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em; text-align: justify;"&gt;&lt;img border="0" height="257" src="http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSUF6xfg74I/AAAAAAAAGKo/298JLxx9-QE/s320/neil%252Bgaiman.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;Bu tür benim pek alışkın olmadığım bir tür: &lt;b&gt;dark urban fantasy&lt;/b&gt;. Türkçeye belki en güzel “Kara Kent Fantastik Edebiyatı” diye tercüme edilebilir. &lt;i&gt;Fantasy&lt;/i&gt; kelimesini türkçede &lt;i&gt;fantezi &lt;/i&gt;karşılıyor ama bu kelimeyi fazlasıyla aşındırdığımız için &lt;i&gt;fantastik &lt;/i&gt;ile karşılıyoruz.&amp;nbsp; Fanteziye ya cinsel çağrışımlar yüklüyoruz ya da garip bir şekilde klasik anlamına gelebilecek bir karşılık: biraz fante(a)zi bir kıyafet istiyorum gibi. Halbuki fantezi iyiymiş: sınırları olmadan hayal edilebilen her şey! Neyse fantastik de yerinde bir kullanım bende. Sanırım en uygun kullanım fantastik edebiyat ve fantezi roman. Fantastik edebiyat denilince Türkiye’de sadece büyü, kılıç, yüzük, level falan filan anlaşılmasına dair bir yazı: &lt;a href="http://turkcebkf.wordpress.com/2010/07/13/turkiyede-fantastik/"&gt;http://turkcebkf.wordpress.com/2010/07/13/turkiyede-fantastik/&lt;/a&gt; .&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSUFPlXlLvI/AAAAAAAAGKg/XVyBvwKLRpU/s1600/croup_and_van_web.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em; text-align: justify;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSUFPlXlLvI/AAAAAAAAGKg/XVyBvwKLRpU/s320/croup_and_van_web.jpg" width="208" /&gt;&lt;/a&gt;Türkçesini &lt;i&gt;İthaki&lt;/i&gt; basmış kitabın (Mayıs 2010). Bir şeyi de merak etmedim değil: çeviri sırasında kahramanlardan birinin adı olan &lt;i&gt;Door&lt;/i&gt; ‘Kapı’ diye karşılanmamış ama &lt;i&gt;Hunter&lt;/i&gt; ‘Avcı’ olarak, &lt;i&gt;Angel Islington&lt;/i&gt; ‘Melek Islington’ olarak karşılanmış. &lt;i&gt;Door&lt;/i&gt;’u da ‘kapı’ olarak çevirmek tutarlı değil miydi? Benzer şekilde&lt;i&gt;, Mister Croup&lt;/i&gt; ve &lt;i&gt;Mister Vandemar&lt;/i&gt; isimlerindeki &lt;i&gt;Mister&lt;/i&gt;’lar ‘Bay’ olmuş madem de &lt;i&gt;Marquis de Carabas&lt;/i&gt;’taki unvan neden Marki olamamış? Sadece merak işte...&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Okurken sıkıldım mı? Hayır... Sadece daha fazlasını bekliyordum. Hem de kafa yormayan hafif bir şey okumak isterken. Bu da nasıl bir tanımlamaysa? Ama önerir misin derseniz: evet okuyun, ama arkadaşınızdan ödünç almanız ve harbiden 'kolay bir masal' okumak istemeniz kaydıyla... Özellikle &lt;i&gt;Bay Croup&lt;/i&gt; ve &lt;i&gt;Bay Vandemar&lt;/i&gt; çok eğlenceli tipler, romanın en (!) soğukkanlı katilleri olsalar da :)&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3945549697009939008-5611617556855019420?l=guhercile.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guhercile.blogspot.com/feeds/5611617556855019420/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3945549697009939008&amp;postID=5611617556855019420&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/5611617556855019420'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/5611617556855019420'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guhercile.blogspot.com/2011/01/yokyer.html' title='YokYer - Neverwhere'/><author><name>gezenbezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14025591256240834451</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/S_r0oUa2IkI/AAAAAAAAE4I/b3KSJvNkgKo/s400/2010_04_21__6741.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSUETU-a0xI/AAAAAAAAGKQ/OP2x_81gJGQ/s72-c/Yokyer-Poster-Hediyeli-Neil-Gaiman__29470904_0.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3945549697009939008.post-9133170811794001014</id><published>2011-01-04T22:50:00.001+02:00</published><updated>2011-01-04T22:54:52.969+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Guy Hibbert'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İrlanda'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gerard McSorley'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Paul Greengrass'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='terörizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Pete Travis'/><title type='text'>omagh</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal"&gt;Bundan bir önceki konuda bahsettiğim &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Siege&lt;/i&gt;’de &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;(Kuşatma)&lt;/i&gt; bir bomba patlıyordu ve New York’ta tanklar dolanmaya başlıyordu. Bu filmde de bir bomba patlıyor ama bu kez mekan Omagh, Kuzey İrlanda. Önceki film ne kadar patlamalarda ölenleri ihmal edip güya patlamaya neden olan olay dizisini anlatıyor görünüyorsa &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Omagh&lt;/i&gt; da o kadar patlamanın kurbanlarına ve ailelerine bakıp patlamanın nedenlerini ihmal ediyor görünüyor. Görünüyor diyorum çünkü patlamanın yol açtığı can kayıplarıyla ölümüne ilgileniyor, ama patlamayı açıklayan, meşrulaştıran bahanelerin hiç birine prim vermiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSOGIXSwHII/AAAAAAAAGJs/S_ysgdlQeUI/s1600/omagh-movie-poster-1020340585.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSOGIXSwHII/AAAAAAAAGJs/S_ysgdlQeUI/s320/omagh-movie-poster-1020340585.jpg" width="221" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;Kısa tarihçe:&lt;/b&gt; 1998’de Tony Blair, Kuzey İrlanda hükümeti ile Sein Fenn’in de (yani IRA’nın da) desteklediği Belfast Anlaşmasını imzalar. Bölgedeki karmaşanın bir an için dindiği geçici bir huzur dönemidir bu. Pek tabi ki huzursuz olanlar da vardır: IRA’dan kopan bir grup barış anlaşmasını imzalayan ebedi ve ezeli düşman İngiltere ile ihanet ettiğini savundukları IRA’yı protesto etmek için Omagh kasabasında bir bomba patlatırlar ve eylemi Real IRA (RIRA – Gerçek IRA, Gerçek İrlanda Cumhuriyet Ordusu) adına üslenirler.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSOGNovZCHI/AAAAAAAAGJw/0OlfU6diXXs/s1600/omagh-bomb-460b_951239c.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSOGNovZCHI/AAAAAAAAGJw/0OlfU6diXXs/s320/omagh-bomb-460b_951239c.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;gerçek sahne&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Omagh&lt;/i&gt; filminin anlatımı bombalamada ölenlerin aileleri üzerinden.&amp;nbsp; Patlamada oğlunu kaybetmiş bir baba kendisini diğer ailelerle birlikte bir dizi eylem içerisinde bulur. Ve bu eylemlerin hedefi ne siyasi bir söylemdir, ne de etnik-dinsel bir geçmiş. Hesap sormaktır amaçları, kim, neden, nasıl göz yummuştur bu terör eylemine. Filmin çok etkileyici bir anlatımı var, burada anlatıp içine etmek istemem…&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSOGVWEnJfI/AAAAAAAAGJ0/UWy2XnwmBkI/s1600/omagh-1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="210" src="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSOGVWEnJfI/AAAAAAAAGJ0/UWy2XnwmBkI/s320/omagh-1.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Burada da artık böyle filmler çekilmeli. Burası da artık böyle filmlerin çekilebileceği bir ‘normallik’ normuna sahip olmalı. Bir bomba hedefini kendi seçmiyor; onu yerleştirenler, ateşleyenler ve üzerinden kirli politik propaganda yapanlar seçiyor hedefi. Omagh eyleminde 29 kişi ölüyor 220 kişi yaralanıyor. RIRA grubu pek öyle hedef seçmiyor, hatta British Police Force ile birlikte, ölen sivil sayısının artması için elinden geleni ardına koymuyor. Kent merkezinde patlayan bomba hedefteki kişilerin Protestan, Katolik, mormon, İspanyol veya kaç yaşında olduğuna bakmıyor. Hepsi ölüyor. Film de işte artık İrlanda-İngiltere meselesine falan bakmadan diyeceğini diyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSOGZJhWBpI/AAAAAAAAGJ4/-AOpzcIE63Y/s1600/omagh-2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="210" src="http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSOGZJhWBpI/AAAAAAAAGJ4/-AOpzcIE63Y/s320/omagh-2.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Bu gerçek olayı senaryolaştıran iki kişiyi daha önceden tanıyoruz: &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Paul Greengrass&lt;/i&gt; ve &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Guy Hibbert&lt;/i&gt; . İlkini, yani &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Greengrass&lt;/i&gt;’ı &amp;nbsp;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Bloody Sunday (Kanlı Pazar)&lt;/i&gt; filminden, ikincisini de &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Five Minutes of Heaven&lt;/i&gt; &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;(Cennette Beş Dakika)&lt;/i&gt; filminden tanıyoruz. Yani yazarlar bu İrlanda meselesine ciddi ciddi kafa yoran ve belli konumdan hareket eden kişiler. Bu film onların “artık yeter” dediği nokta olmuş. Zaten öyle bir nokta var ki, o aşamadan sonra “bu terör değilse nedir o zaman terör ?” demek zorunda kalacağı yer işte orası.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSOGc0MqJpI/AAAAAAAAGJ8/OkYO9zGn22Q/s1600/fft5_mf324850.Jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSOGc0MqJpI/AAAAAAAAGJ8/OkYO9zGn22Q/s320/fft5_mf324850.Jpeg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSOH7n883yI/AAAAAAAAGKI/JdpKVMETnFI/s1600/5513_0.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSOH7n883yI/AAAAAAAAGKI/JdpKVMETnFI/s320/5513_0.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSOIAAFaFQI/AAAAAAAAGKM/g97rEKoBr5A/s1600/hbr-lnk_4c1681f70c4bf.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSOIAAFaFQI/AAAAAAAAGKM/g97rEKoBr5A/s320/hbr-lnk_4c1681f70c4bf.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Dün 3 Ocak’tı. Diyarbakır’da askeri aracı hedef alan bir bomba patlamıştı 2007’de. 7 kişi öldü 66 kişi yaralandı. Ölenlerden 6’sı bombanın önüne konulduğu dershanenin öğrencilerdi. Kaçı Kürttü, kaçı Türk? Yine aynı dönemde, Mayıs 2007’de, Ankara Ulus’ta Anafartalar Çarşısında protokol geçecek diye bomba konulmuştu. Akşam işlerinden gecekondu mahallelerindeki evlerine gitmeye çalışan insanların bekledikleri durakta patladı bomba, 6 kişi öldü, onlarca yaralı. Kaçı solcu kaçı sağcıydı, kaçı emekçi kaçı sermayedardı? Yaralananlardan 17 yaşındaki bir genç %70 zeka kaybına uğradı, devlet tazminat olarak dün 10 bin lira verdi. Yine bugün Hizbullah sanıkları zamanı iyi düşünülmemiş (veya tam aksine çok iyi düşünülmüş!) bir yasal düzenleme marifetiyle salıverildiler. Yarın Ogün Samast’ı bekliyoruz aramızda. İnsanın ne devletin gözünde değeri var, ne de o devletle derdi olanın. Bkz. Şemdinli’deki Umut Kitabevi. Ve ülke öyle bir cinnet halinde ki her fırsatta illa ki ‘biraz da onlardan ölsün’ diyecek birileri mutlaka çıkıyor. “Artık yeter” diyenlerin, geride kalanların hangi dili konuştuğu, hangi dilde ağladığı önemli değil. Başını kim kaldırırsa kaldırsın seslerini boğacak birileri mutlaka bulunuyor. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSOGiL-rALI/AAAAAAAAGKA/XGgO4XVI0Y8/s1600/omagh1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSOGiL-rALI/AAAAAAAAGKA/XGgO4XVI0Y8/s320/omagh1.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;İşte Omagh filmini bu yüzden bu kadar önemsedim. Şunu söyleyebildiği için: “Ölen, insanoğlu insan! Öldükten sonra o beden ne İrlandalı ne İngiliz ne Protestan ne Katolik ne Kürt ne Türk ne Alevi ne Sunni… o sadece bir ceset! ama siz ölü sevicilersiniz”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSOGmWU2oGI/AAAAAAAAGKE/3Jm4k6pSsGI/s1600/images.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSOGmWU2oGI/AAAAAAAAGKE/3Jm4k6pSsGI/s320/images.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;Filmsel not:&lt;/b&gt; Babayı oynayan &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Gerard McSorley&lt;/i&gt;’i izleyin. Yönetmen &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Pete Travis&lt;/i&gt;’i bir izleyin. İlk filmlerinden biri bu, ve TV için çekilmiş aslında. İlk film bahanesine sığınan çok çok gerçekçi ve güya çok cesur yönetmenlerimiz mutlaka izlesinler bu filmi. Ya da bu onlara çok politik gelirse, yönetmenin diğer filmine baksınlar: &lt;i&gt;Vantage Point (Bakış Açısı).&lt;/i&gt; Hadi bakalım… &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;Not:&lt;/b&gt; kendi kendime not: &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Yazı Tura&lt;/i&gt;’yı izlemek üzerime borç olsun!&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3945549697009939008-9133170811794001014?l=guhercile.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guhercile.blogspot.com/feeds/9133170811794001014/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3945549697009939008&amp;postID=9133170811794001014&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/9133170811794001014'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/9133170811794001014'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guhercile.blogspot.com/2011/01/omagh.html' title='omagh'/><author><name>gezenbezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14025591256240834451</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/S_r0oUa2IkI/AAAAAAAAE4I/b3KSJvNkgKo/s400/2010_04_21__6741.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSOGIXSwHII/AAAAAAAAGJs/S_ysgdlQeUI/s72-c/omagh-movie-poster-1020340585.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3945549697009939008.post-8785309059364557034</id><published>2011-01-04T00:56:00.001+02:00</published><updated>2011-01-04T01:10:09.678+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bruce Willis'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='terörizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ortadoğu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Lawrence Wright'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tony Shalhoub'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İslamofobi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hollywood'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Annette Bening'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Denzel Washington'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edward Zwick'/><title type='text'>siege</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;i&gt;Siege (Kuşatma)&lt;/i&gt; filmini izledikten sonra “ne kadar öngörülü bir filmmiş” dedim ilk önce. Çünkü film 1998 yapımı. Yani, stratejistlerin ABD ve küresel dünya için milat saydığı 9/11 saldırıları henüz gerçekleştirilmemiş; genelde müslümanlar özelde Araplar ABD kamuoyunda henüz bu derece terörist sayılmaya başlanmamış; güvenlik paranoyası kendini göstermeye başlasa da şimdiki kadar abartılmamış. Henüz! İşte o ‘henüz’ bu filmi anlatıyor...&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSJSL4Y8h7I/AAAAAAAAGI4/p4mIQh7zgPo/s1600/siege91b767ex8.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSJSL4Y8h7I/AAAAAAAAGI4/p4mIQh7zgPo/s320/siege91b767ex8.jpg" width="235" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Filmin senaryosu bir yazarın, aynı zamanda da Pulitzer ödüllü bir gazetecinin elinden çıkmış: &lt;i&gt;Lawrence Wright&lt;/i&gt;. Bu senaryoyu yazarken 1993 yılında Dünya Ticaret Merkezinin ikiz kulelerine o ana dek yapılan en sansasyonel saldırıdan esinlenmiş. Hani bomba yüklü bir kamyon kuzey kulesine dalar ve 6 kişi ölür 1000 kişi yaralanır. Sormuşlar, soruşturmuşlar ve bu işin ardından ABD’nin İsrail’le ilişkilerinden rahatsız olan bir grup Arap militan çıkmış. &lt;i&gt;Wright&lt;/i&gt; da bu malzemeyi almış, yoğurmuş ve bir senaryo yazmış. Başarılı bir öngörüyle. Zaten kendisi yazar olarak asıl şöhretini 11 eylül saldırılarından sonra 2006’da yazdığı &lt;i&gt;The Looming Tower: Al-Queda and to Road to 9/11&lt;/i&gt; sayesinde kazanmış.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSJSTKgtU9I/AAAAAAAAGI8/h1G4DdkdRYo/s1600/6a00d8341c60bf53ef0120a7707999970b-500wi.gif" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="237" src="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSJSTKgtU9I/AAAAAAAAGI8/h1G4DdkdRYo/s320/6a00d8341c60bf53ef0120a7707999970b-500wi.gif" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Film gösterime girdikten sonra Amerikalı müslüman gruplar kendilerinin filmde tümden terörist ilan edildiklerini iddia ederek bir çok protesto gösterisi düzenlemişler. Yapımcılar “ama biz filmde müslümanlar teröristtir suçlamasının ne kadar mesnetsiz olduğunu, bir eylemin tüm bir gruba mal edilemeyeceğini, nasıl müslümanlar arasında kötüler varsa Amerikalılar arasında da çürük yumurtalar olabileceğini de göstermeye çalışmıştık” deseler de müslüman gruplar ikna olmamışlar ve filmi boykot etmişler. Eee haksız da değiller. Yapımcılar müslümanları ve Amerikalıları iki ayrı grup gibi ele alıyorlar. Yani o efsanevi &lt;i&gt;American Dream&lt;/i&gt;’de müslümanlara yer yok; müslümanlar ABD vatandaşı olsalar da Amerikalı olamıyorlar işte...&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSJSY-c14VI/AAAAAAAAGJA/8RDpDRp8ejI/s1600/4214357159_323fba6544.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="247" src="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSJSY-c14VI/AAAAAAAAGJA/8RDpDRp8ejI/s320/4214357159_323fba6544.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Ama filmi 9/11’den sonra izlemek hem Hollywood’un öngörü yeteneğini hem de manipülasyon gücünü gösterebildiği için çok ilginç. Herifler bir kez para kazanmayı kafaya koydular mı en ala sosyologa, antropologa taş çıkartıyorlar. O idealleştirilmiş toplamın neyse nasıl tepki vereceklerini, nasıl ve neye karşı önyargıları olduklarını, hatta bu ideal toplamın ‘kırmızı çizgiler’inin neler olduğunu çok iyi biliyorlar. Çünkü bir yerde bunların çoğunu onlar yaratıyorlar.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSJShP0sGRI/AAAAAAAAGJE/E8zFpeo54Tg/s1600/7869303681_The_Siege_1998_720p_500MB_scOrp.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="136" src="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSJShP0sGRI/AAAAAAAAGJE/E8zFpeo54Tg/s320/7869303681_The_Siege_1998_720p_500MB_scOrp.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Uyarmadı demeyin; spoiler! &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Bu filmi diğer Hollywood film endüstrisi mamullerinden ayrı kılan şey şu: film çok olası! Hatta oldu! Filmde ortadoğulu ve Arap oldukları arapça konuşmalarından tahmin edilen (!) bir grup terörist var. Bir otobüsü içindeki yolcularıyla birlikte kaçırıyorlar ve bilmem kaç kilo bombaları var. Ama bunlar öylesine teröristler ki talep malep iletmeden bombayı patlatıp sürüyle sivili fani eyliyorlar. Pardon: olay yerine ulaşan FBI dedektifi kahramanımız &lt;i&gt;Hub&lt;/i&gt; (&lt;i&gt;Denzel Washington&lt;/i&gt;) bomba patlamadan önce teröristleri çocukları serbest bırakmaları konusunda ikna etmeyi başarıyor (ama nedense o da sormuyor dertlerinin ne olduğunu). Kendileriyle birlikte onca insanı zayi ettikten sonra bu terörist gruplar ne istediklerini iletiyorlar. Amaçları liderlerinin serbest bırakılması. Bunu o kadar çok istiyorlar ki ne kadar ciddi olduklarını göstermek için önce öldürüyorlar. Ve tüm istedikleri ABD’nin öldüğünü iddia ettiği &lt;i&gt;Şeyh Ahmet bin Telal&lt;/i&gt;’in serbest kalması (tam ortadoğulular yani, lidere ölümüne sadakat). &lt;i&gt;Şeyh&lt;/i&gt; bırakılıncaya dek bir dizi patlama daha oluyor ve terör dalga dalga ABD’yi, film düzleminde söylersek New York City’yi sarıyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSJTaQw6ifI/AAAAAAAAGJg/7D9QVvMn2ho/s1600/1534_2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="179" src="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSJTaQw6ifI/AAAAAAAAGJg/7D9QVvMn2ho/s320/1534_2.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSJSrWR4YLI/AAAAAAAAGJI/DbSuPqQssyo/s1600/1534_7.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="179" src="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSJSrWR4YLI/AAAAAAAAGJI/DbSuPqQssyo/s320/1534_7.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Kahramınımızın görevi bu patlamalardan sorumlu Arap-müslümanlardan teşekkül hücreleri tespit edip çökertmek. Konuyu deştikçe karşısına hep aynı kadın çıkıyor: &lt;i&gt;E. Craft ya da S. Bridger (Annette Bening)&lt;/i&gt;. Film boyunca gerçek ismini öğrenemiyoruz çünkü ABD hükümetinin pis işlerine bakan bu kadının ismi yok. Kadın yeri geldiğinde Basra Körfezi’nde veya Filistin’de infaz timlerine komuta eder, yeri geldiğinde günah keçisi rolünü oynar. Şeyh’e çıkan yol da bu kötü kadından geçer. Tamam buraya kadar sıradan bir aksiyon filmi gibi akıyor. Yani Rambo’dan veya 3. sınıf bir filmden daha öngörülü değil. Ama iş terör dalgası büyüdükçe değişiyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSJSv0U64EI/AAAAAAAAGJM/MBf-KwJqUVQ/s1600/1534_5.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="179" src="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSJSv0U64EI/AAAAAAAAGJM/MBf-KwJqUVQ/s320/1534_5.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Hükümet teröristlerin Arap olduklarından emin ya, hemen kentte bir sürek avı başlatılıyor. Önce sabıkası olanlar, bölgeye gidip gelenler, camiye takılanlar falan. Ellerinde hiçbir isim olmadığı için öylesine geçiyor günler ama bombalar susmuyor. Ve nihayetinde hükümet radikal bir karar alarak ABD anayasasını ihlal ediyor: Ordu göreve emri veriliyor! Bu ünlem işareti bizim gibi darbelere, girişimlerine alışkın bir millet için gereksiz olsa da ABD için hayati herhalde çünkü film bundan kelli bunun üzerinden gidiyor. Artık konu şudur: vergilerle kurulmuş ve desteklenen bir ordu kendi vatandaşına karşı konumlandırılabilir mi? Mevzubahis olan öteki Amerikalılardan gelen tehdit ise evet!, çünkü bu bir zorunluluktur artık. Ordu tüm genç müslüman erkekleri evlerinden, işyerlerinden ve sokaklardan toplayıp tel örgülerle kapatılmış, başında orada tutulanlara silah doğrultmuş nöbetçi askerleri olan bir kampa kapatıyor. Ordu hep beyazların emrindedir.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSJS4EZpMyI/AAAAAAAAGJQ/3rMwwKfSnuc/s1600/8469303681_The_Siege_1998_720p_500MB_scOrp.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="136" src="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSJS4EZpMyI/AAAAAAAAGJQ/3rMwwKfSnuc/s320/8469303681_The_Siege_1998_720p_500MB_scOrp.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Film inatla Amerikalılığı vatandaşlık bağı üzerinden tanımlamaya çalışıyor olsa da, hatta bunu yaparken &lt;i&gt;Hub&lt;/i&gt;’un ortağını müslüman yapsa da, hep ötekileştiriyor. Mesela müslüman ortak,&amp;nbsp; &lt;i&gt;Hattat (Tony Shalhoub)&lt;/i&gt;, bu ayrımcılığa maruz kalıp çocuğunu ordunun kampından kurtarmaya çabalarken kendisinin da Saddam’a karşı savaştığını falan söylediğinde kendisine kendisiyle aynı dili konuşanlarla savaşmaması gerektiği söyleniyor. Yani alfabesi, dili, dini farklı olan Amerikan vatandaşı Amerikalı değildir, bu kadar net. En azından New York City’yi yöneten &lt;i&gt;General (Bruce Willis)&lt;/i&gt; için, yoksa &lt;i&gt;Hub&lt;/i&gt; çoktan Amerikan ideallerini savunup müslüman aileye yemeğe gitmiştir.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSJS_G1CG2I/AAAAAAAAGJU/txLAruTRmds/s1600/1534_4.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="179" src="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSJS_G1CG2I/AAAAAAAAGJU/txLAruTRmds/s320/1534_4.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSJTNCi_7MI/AAAAAAAAGJc/CDmUGOmzEE8/s1600/siege.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSJTNCi_7MI/AAAAAAAAGJc/CDmUGOmzEE8/s320/siege.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Neyse boku çıktı. Filmin aksiyon kısmı &lt;i&gt;Hub&lt;/i&gt; ile &lt;i&gt;General &lt;/i&gt;arasında geçiyor çünkü ordu zıvanadan çıkıp müslümanları fişliyor, öldürüyor. Bundan müslüman da olsalar FBI, CIA, CSI, NCIS vs gibi bir sürü alengilli kurum ajanı da nasibini alıyor. En sonunda bakıyoruz ki ABD ortadoğu’da zıvanadan çıkmış da yetkisini aşmış da bazı grupları desteklemiş de onlar geri dönüp ABD’yi vurmuş da falan filan.. Falan filan da bunların hepsi (askeri darbe yerine sivil darbe mi denir bilemedim) neredeyse oldu!! 9/11, Guantanamo, El Kaide, Irak, GW Bush, Afganistan, JFK havaalanı, İsrail, Filistin, yeni güvenlik yasaları, fişlemeler, islamofobi.. işte ondan diyorum çok öngörülü filmmiş diye. (Filmin sonunda yine tüm ayrımların üstesinden gelen yüce Amerikan idealleri kazanıyor)&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSJT8u-yhXI/AAAAAAAAGJk/-To-iEPf2QI/s1600/lastsamurai_zwick.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSJT8u-yhXI/AAAAAAAAGJk/-To-iEPf2QI/s320/lastsamurai_zwick.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Filmin yönetmeni &lt;i&gt;Edward Zwick&lt;/i&gt; imiş. &lt;i&gt;Last Samurai (Son Samuray), Kanlı Elmas (Blood Diamond) ve Courage under Fire (Ateş Altında Cesaret)&lt;/i&gt; gibi filmleri de yönetmiş. Daha önce bu üç filmi de izlemiş ve beğenmiştim. Bu filmin ne kadarı senaryo, ne kadarı yönetmenlik pek bilemedim ama şu kesin ki, adamın derdinin ne olduğu bir yana, bu adamın işleri güzel. derdini es geçtim Ama şu da var ki adam daha çok yapımcı. Bu yönettiği filmler de dahil olmak üzere &lt;i&gt;My Name is Sam (Benim Adım Sam), Traffic (Trafik) ve Legends of the Fall (İhtiras Rüzgarları)&lt;/i&gt; filmlerinde de yapımcıymış bu amca. Akıllı bir yatırımcı belli ki. Gerçi bu filmden belliymiş...&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3945549697009939008-8785309059364557034?l=guhercile.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guhercile.blogspot.com/feeds/8785309059364557034/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3945549697009939008&amp;postID=8785309059364557034&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/8785309059364557034'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/8785309059364557034'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guhercile.blogspot.com/2011/01/siege.html' title='siege'/><author><name>gezenbezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14025591256240834451</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/S_r0oUa2IkI/AAAAAAAAE4I/b3KSJvNkgKo/s400/2010_04_21__6741.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TSJSL4Y8h7I/AAAAAAAAGI4/p4mIQh7zgPo/s72-c/siege91b767ex8.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3945549697009939008.post-788649468454085899</id><published>2010-12-23T23:08:00.002+02:00</published><updated>2010-12-23T23:22:41.549+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Settar Tanrıöğen'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Seren Yüce'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Esme Madra'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Erkan Can'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bartu Küçükçağlayan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yerli sinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nihal Yoldaş'/><title type='text'>çoğunluk</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;Bir babayla oğlu ormanlık bir alanda haftasonu koşularını yapıp eve girerler. Evde temizlikçi kadın koridoru süpürmektedir. Baba odasına girip “temizlikçiye işin daha bitmedi mi senin” diye bağırır; oğlu da geri kalmaz, önce süpürgeyi prizinden çıkarır, biz tam bunun küçük çocuğun çocukça şakası olduğunu düşünürken odasından uzanıp kadına tekme atar. Ve film başlar: &lt;i&gt;Çoğunluk!&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: inherit; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TRO4YgWgStI/AAAAAAAAGCg/T-i2a5lH3wU/s1600/149939_168782359812990_144885652202661_497280_4294076_n.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TRO4YgWgStI/AAAAAAAAGCg/T-i2a5lH3wU/s320/149939_168782359812990_144885652202661_497280_4294076_n.jpg" width="223" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;Yerli sinemamızın son zamanlarda en çok üzerine konuşulan filmi bu sene &lt;i&gt;Çoğunluk&lt;/i&gt;’muş. Mumbai’den Toronto’ya, Venedik’ten Altın Portakal’a birçok yerden ödül de almış. &lt;i&gt;Vicdan&lt;/i&gt;’ı izleyip günlerce “el vicdan yahu, bu film neden çekilir? çekildiyse de neden izlenir?” diye ortada dolandıktan sonra tüm suçu bu filme dolaylı ödüller veren Altın Portakal Film Festivaline yüklemiş ve bu festivalin ödül verdiği filmleri sinema salonlarında izlememe yönünde ilkesel bir karar almış idim. Amma velakin &lt;i&gt;Çoğunluk&lt;/i&gt;’un ödül aldığından bihaber olmam ve filmin de 16. Gezici Festival’in Ankara ayağında gösterilmesi nedeniyle şeytana uydum da gittim. Tabi bunda &lt;i&gt;Radikal Hayat&lt;/i&gt;’ta gördüğümüz “umut vaadeden genç yönetmenler” listesini özenle koparıp mutfak kombisinin üzerine asmamızın da etkisi vardı; zira bu yönetmen de o isimler arasındaydı ve gösterim tarihi yaklaştıkça &lt;i&gt;Facebook&lt;/i&gt; sayfasındaki arkadaşların sabırsızlıklarını her fırsatta deklare edişleri de gaza getirdi tabi.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: inherit; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TRO4QVxD8bI/AAAAAAAAGCE/OQ76s1YDeRo/s1600/7095Gemide1998DvDripx264AAC_teramisinmkv_004712719.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="180" src="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TRO4QVxD8bI/AAAAAAAAGCE/OQ76s1YDeRo/s320/7095Gemide1998DvDripx264AAC_teramisinmkv_004712719.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;En başta şunu söyleyelim. Yeni Sinemacılar adı verilen grup birçok kişinin sandığı gibi yeni ve genç toplumsal gerçekçi sinemacıların oluşturduğu bir grup değil. Bildiğiniz bir yapım şirketi! Adı yeni sinemacılar. Ben de ilk görünce ne bileyim üç hececiler beş hececiler gibi bir sinema akımı sanmıştım. Hatta filmin extra gerçekçiliğine gerekçe olarak öyle de söylenmişti bana (!). Efendim bu şirket güzel yapımlara imza atmış: &lt;i&gt;Gemide&lt;/i&gt;, &lt;i&gt;Laleli’de Bir Azize&lt;/i&gt;, &lt;i&gt;Dar Alanda Kısa Paslaşmalar, Maruf, Takva&lt;/i&gt; gibi... Yani bu filmi bu Yeni Sinemacılar üzerinden değerlendiremeyeceğimiz çok açık. Ama YS’nin işe yarar işler yaptıkları ve bu sayede iyi bir köşeyi tuttukları kesin.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;Herhangi bir yapıtı (ve yapımı) ona verilen isim üzerinden okursunuz. Tüm düşünsel serüvenimizi sarıp sarmalayan bir diyalektik var ya, hani düalist olanından, hatta olabildiğince modernist olanından, o sayede bu filmi de azınlıkları arayarak da okuyabilirsiniz.&amp;nbsp; Hatta böyle yapmak bu film için özellikle elzem de oluyor. Zira yönetmen ve senaristine göre (&lt;i&gt;Seren Yüce&lt;/i&gt;) bu film asıl olarak Orta sınıfı, yani çoğunluğu, yani ezen sınıfı, hatta üretimi ve tüketimi belirleyen ve düzenleyen, ve böylelikle yaşama şekil veren bir toplamı anlatıyor. O yüzden de politik bir lafı olmayan (!) politik bir film*. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;Güya çok gerçekçi olarak önümüze sunulan ve böylelikle seyirciye ayna tutarak afallatmayı hedefleyen bir film olması hedeflemiş &lt;i&gt;Çoğunluk&lt;/i&gt;. Ama kavram karmaşasını kendi içinde çözememekten doğan bir çok karmaşa var filmde. Mesela orta sınıftan ne anlıyorsunuz kardeşim? Sosyolojik bir kategori mi? Ne bileyim &lt;i&gt;Sencer Ayata&lt;/i&gt;’nın inatla formüle etmeye çalıştığı gibi Weberian Giddensçı bir kategori mi? Yoksa sınıfsal bir kategori mi? Hani emekçi değil ama sermayedar da değil, biraz küçük burjuvamsı falan? Her şey bir yana da bu sayılanları, yani ezen sınıf, orta sınıf ve çoğunluğu üçer üçer bir araya toplarsak ne demek olur bu? Ezen sınıf mı çoğunluk? (ezilenler azınlık mı?) Orta sınıf mı çoğunluk? (alt sınıflar azınlık yani?) Orta sınıf mı ezen sınıf? &lt;i&gt;Seren Yüce&lt;/i&gt; birkaç yerde filmde çoğunluk derken asıl olarak çoğunluğun zihniyetinden dem vurduğunu söylemiş. Bak buna eyvallah. Ama mega gerçekçi filminde bir yerde orta sınıf ötekinde ezen sınıf bir yandan çoğunluk zihniyeti dersen kendi kafanın karmaşıklığını aynaymış gibi millete göstermekten gocunmazsın tabi.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: inherit; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TRO4OTl9GTI/AAAAAAAAGCA/0-i9qZ9Kvwo/s1600/7.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TRO4OTl9GTI/AAAAAAAAGCA/0-i9qZ9Kvwo/s320/7.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;i&gt;Seren Yüce&lt;/i&gt;’nin kafasındaki orta sınıf nedir bilmiyorum ama &lt;i&gt;Mertkan’ın babası&lt;/i&gt; orta sınıf falan değil. Üretim araçlarına sahip olan, emrinde işçileri olan adam neden burjuva olmuyor da kendinden menkul ‘orta sınıf’ oluyor. “İşte Bilkent arkeolojide gönül eğlendirmiş bir yönetmenin sınıftan anladığı bu kadar” mı diyelim yani?. &lt;i&gt;Mertkan’ın babası (Settar Tanrıöğen)&lt;/i&gt; filmin en başında koştuğu ormanlık alanı yeni Ataşehir yapmaya muktedir bir inşaat firmasının sahibiyken burjuva sayılmıyor. Neden? Onca parasına rağmen Bahçelievler’de olsa dahi boktan bir memur evinde oturmaya devam edecek kadar estetik yoksunu bir taşralı olduğu için mi? 4x4 araba kullandıkları halde giyinmeyi bilmeyip asıl olarak altsınıftan olan apaçiler gibi göründükleri için mi? Akşam habire televizyonda &lt;i&gt;Şansal&lt;/i&gt;’la &lt;i&gt;Erman&lt;/i&gt;’ı izleyecek kadar sıradan oldukları için mi? Sıkıcı ve boş oldukları için mi? Yoksa çok erkek ve hatta o tukaka çoğunluğun tüm gündelik hayat faşizmini taşıdığı için mi burjuva olamıyorlar?&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: inherit; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TRO4MoiIohI/AAAAAAAAGB4/_NfsHhGUgEo/s1600/3.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TRO4MoiIohI/AAAAAAAAGB4/_NfsHhGUgEo/s320/3.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;Neyse film o kadar gerçek görünme derdinde ki habire kendisini ispatlamaya çalışıyor. Evet &lt;i&gt;Çoğunluk!&lt;/i&gt; Anlatım ise çoğunluğu azınlık ile karşılaştırıp anlatmaya mahkum olacak kadar zayıf! Filmimizin asıl kahramanı &lt;i&gt;Mertkan (Bartu Küçükçağlayan)&lt;/i&gt; babasından nefret ediyor, ondan korkuyor ama yine de ona dönüşmeye benziyor. Ait olduğu sınıfın bilincini bu ‘sosyalleşme’ sürecinde kazanıyor. Bu süreç içerisinde kendisine etkiyen gündelik hayat faşizmini yavaş yavaş içselleştiriyor ve sınıfının parlak bir üyesi haline dönüşüyor. Bunda bir sorun var mı? Yok. Ta ki bu gündelik hayat faşizmini olabildiğince bir şeye odaklanmadan sıkıcı yaşamlarımıza ayna tutmak vasıtasıyla bize göstermeyi hedef edinmiş yönetmenimizin anlatım tarzına kadar.&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: inherit; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TRO4TrxeeNI/AAAAAAAAGCQ/mC37S-1EoCY/s1600/36792_144934398864453_144885652202661_350502_5577483_n.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TRO4TrxeeNI/AAAAAAAAGCQ/mC37S-1EoCY/s320/36792_144934398864453_144885652202661_350502_5577483_n.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;i&gt;Mertkan&lt;/i&gt; cinselliğe aç bir çocuk. &lt;i&gt;Gül&lt;/i&gt; ise cinselliğe aç bir orta sınıf mensubuna aç olan bir Kürt kızı. Bak şimdi Kürt girdi filme. Oradan anlatırız bir çoğunluğu. Babası kızın Vanlı olduğunu öğrenince “davul bile dengi dengine. Bırak o kızı oğlu. Bunların alayı bölücü” der oğluna. &lt;i&gt;Mertkan&lt;/i&gt; hemen bırakamaz tabi kızı. Çünkü o sırada kıza çakmaktadır! En son babasının bir uyarısından sonra kızdan ayrılır ve arkadaşlarının yanına 80lerden kalma bir diskoya gider (güzel bir mekana gitmeyi bilmedikleri için altlarında 4x4 araba olsa da burjuva değil orta sınıflardır bunlar). Der ki “olum dediğin gibi yaptım. Çaktım kıza, siktir ettim sonra”. Arkadaşı yanıt verir “heralde olum. Çingeneyi sikecen sikecen bırakacan”! Ne anladık şimdi? Orta sınıfımız Kürtlere önyargılıdır, onlara düşmandır, ırkçıdır ve onları çingene ile ayırt edemez. Zaten filmde Kürt kelimesi geçmez, doğuludur onlar. Zira orta sınıfımız Kürt’ü kabul etmez. (Harbiden ya Kürtlere çingene denildiğini kim söylemiş &lt;i&gt;Yüce&lt;/i&gt;’ye?)&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: inherit; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TRO4RbHa0kI/AAAAAAAAGCI/WDguq3r3SEk/s1600/36792_144934392197787_144885652202661_350500_638076_n.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TRO4RbHa0kI/AAAAAAAAGCI/WDguq3r3SEk/s320/36792_144934392197787_144885652202661_350500_638076_n.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;Bu &lt;i&gt;Gül (Esme Madra)&lt;/i&gt; de Marmara Sosyoloji’de okuyan bir kızdır. Ailesi liseye kadar okumasına izin verse de üniversiteye İstanbul’a gitmesine izin vermez. O da kaçak kaçak okur. Peşinde de çok da yakın olmayan bir akrabası vardır. Yakalayıp memleketine geri götürmek istemektedir kızı. Çoğunluğun karşısındaki azınlıktan bakınca da işler çok parlak değil. Bak azınlıktaki Kürtler de feodaller, geri kafalılar ve ahmaklar. Ahmaklar çünkü her ne kadar Marmara Sosyoloji okusa da, kitap okumayı sevse de vs. çalıştığı yere takılan &lt;i&gt;Mertkan&lt;/i&gt;’a gönül düşürür. Belki de ona kapağı atmaya niyetlenmiştir, kimbilir. İlk kez evine gittiklerinde -filmin deyimiyle- &lt;i&gt;Mertkan&lt;/i&gt;’a verir. (Pardon, ilkinde olmaz çünkü cinselliğe aç ama cinselliği bilmeyen &lt;i&gt;Mertkan&lt;/i&gt; daha soyunmadan boşalır da halvet olamazlar). Peşindeki tüm feodaliteye rağmen verir işte. O kadar aptaldır ki bu &lt;i&gt;Gül&lt;/i&gt; müteahhitin ne olduğunu bilmez gibi tutar &lt;i&gt;Mertkan&lt;/i&gt;’a hediye diye Mimarlık Tarihi kitabı alır, “artık inşaat yaparken buna bakarsın” diye!&amp;nbsp; Kendisinde gram politiklik yoktur. Eyvallah. Tüm Kürtler politiktir veya Kürtlerden aptal çıkmaz gibi bir ön kabulüm yok ama ana derdini azınlık karşısındaki tutumu ile anlatmaya çalışan bir film de az buçuk bunu gözetmek durumunda değil mi? Ya da film onu söylüyor! Yani o güya çok eleştirdiği gündelik faşizmin peşine kendisi de aynı önyargılarla takılmış gidiyor. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;Hmm başladık şimdi. Kürtler’i ilk azınlık grubu olarak tespit ettik. İkincisi de alt sınıflar olsun. Hani filmin başında tekmeyi yiyen temizlikçi kadın sonradan yine görünür filmde. &lt;i&gt;Mertkan&lt;/i&gt; için kadın kokuyordur (çok Amerikan olmuş). Bu kokan kadın inatla &lt;i&gt;Mertkan&lt;/i&gt;’ı sever, bağrına basmak ister. Tekmeyi yese de! Yani film bir kez daha tecavüzcüsüne aşık olan maktul klişesini yineler. Film bir yerde &lt;i&gt;Mertkan&lt;/i&gt;’ın sınıfının değerlerini özümseme sürecini gösteriyor olsa da ilk sahneden anlarız ki daha bir karışlık veletken &lt;i&gt;Mertkan&lt;/i&gt; kadını tekmeleyerek o aşşağılık sınıfa nefretini gösterebilmektedir. O aşağılık sınıfın ezilmişliğini gösterebilmek için film onların bu düzen içerisinde zaten maaş karşılığında sömürülmelerini yeterli görmez, bir de tekme gerekir! &lt;i&gt;Mertkan&lt;/i&gt; can sıkıntısından Kürt amelelere gider ve ördükleri duvarı yıkıp yeniden örmelerini ister. Oysa gerçekte sınıfsal konumundan doğru &lt;i&gt;Mertkan&lt;/i&gt;’ın o amelelerin onu kıçından kan gelene kadar döveceklerini bilmesi gerekirdi. Hele ki &lt;i&gt;Mertkan&lt;/i&gt;’ın bir taksiciyle &lt;i&gt;(Erkan Can)&lt;/i&gt; muhabbeti var ki dillere destan. (İşte sınıfsal açıdan ‘orta sınıf’ olan o, küçük burjuva, taksici. En kaba haliyle taksisi, üretim aracı var ve kendi emeğiyle geçiniyor)&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: inherit; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TRO4YwvNdwI/AAAAAAAAGCk/eF6c7cHjCIc/s1600/550747_detay.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TRO4YwvNdwI/AAAAAAAAGCk/eF6c7cHjCIc/s1600/550747_detay.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;Bir de yeter artık fakiri göstermek için divanda ödevini yapmaya çalışan selpakçı kız klişesi!&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: inherit; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TRO4U7c_xoI/AAAAAAAAGCU/yNxqaBae4hk/s1600/36792_144934402197786_144885652202661_350503_38560_n.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="185" src="http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TRO4U7c_xoI/AAAAAAAAGCU/yNxqaBae4hk/s320/36792_144934402197786_144885652202661_350503_38560_n.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;Üçüncü azınlık grubunun kaynağı cinsiyet, doğrusu toplumsal cinsiyet. Burada ne diyeceğini biraz sapıtmış film. Mesela &lt;i&gt;Mertkan’ın annesi&lt;/i&gt; &lt;i&gt;(Nihal Koldaş)&lt;/i&gt; mutsuzluğunun farkındadır ama neden mutsuz olduğunun da az çok farkındadır. Yani kadınlara has bir sezgisellikle işlerin yolunda gitmediğini ‘hisseder’. (Ben değil &lt;i&gt;Seren&lt;/i&gt; &lt;i&gt;Yüce&lt;/i&gt; söylemiş böyle). Yani orta sınıfın kadını da olsa kadın sezgisel ve duygusaldır. Arada ‘nasıl böyle duygusuz erkeklerin arasında kaldım ben’ diye serzeniş eder, bazen de oğlunun aslında neyi istediğini bilmemesine kederlenir. Mesela orta sınıf erkeklerinden farklı olarak aşşağı sınıfın kadınına insanmış gibi (!) yaklaşır. Mutfağında ağırlar, çay içer beraber, dertleşir. Ne de olsa kadındır. Mesela temizlikçi kadının kocası yok yere onu döver –ama orta sınıf kadını pek dayakla haşır neşir değildir anlaşılan. Bizim bazı kazma feministlerimizin de savunduğu üzere, kadın özü itibarıyla daha has duyguların insanıdır ve daha insanidir! Tabi ki &lt;i&gt;Çoğunluk&lt;/i&gt; toplumsal cinsiyeti hedefe koyduysa başka bir azınlık grubu es geçemeyecektir. &lt;i&gt;Mertkan&lt;/i&gt; ve diğer apaçi görünümlü abaza arkadaşları diskodan o gece götürecek kız çıkartamayınca dışarıya çıkarlar. Karşılarına bir travesti (transseksüel?) çıkar ve grup indiriminden yararlanarak otele giderler. Es geçmek olur mu?&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: inherit; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TRO4WK0-LEI/AAAAAAAAGCY/fvgEXL00Nus/s1600/40241_144934198864473_144885652202661_350495_8186144_n.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="196" src="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TRO4WK0-LEI/AAAAAAAAGCY/fvgEXL00Nus/s320/40241_144934198864473_144885652202661_350495_8186144_n.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;İşte o disko gecesinde &lt;i&gt;Mertkan&lt;/i&gt; alkollü araba kullanırken polise ehliyetini kaptırır. Babası hatırlı kişileri araya sokar ve kaza raporundan alkollü olduğu tespiti çıkarttırılır. Bunun için eli kolu her yere uzanan militarist bir ahbap esnaf gerekir. İşte o halıcı sürekli olarak askerlikten dem vurur. &lt;i&gt;Mertkan&lt;/i&gt;’a “git askere komando ol, vatan borcu namus borcu” der. Tamam halıcı amcanın bakışından çok sıkı bir milliyetçi olduğunu anlarız. Hatta kafayı takmıştır bu meseleye de. İşte çoğunluğun militarizm’i de burada sahnelenir.&amp;nbsp; Babası &lt;i&gt;Mertkan&lt;/i&gt;’ı kenara çekip “açıköğretim de okul muymuş, git vatanına borcunu öde. Benim görevimdi senin de görevin. Bu borçtan kaçılmaz” yollu nasihat verir. Oysa ki orta sınıf böylesi ucuz bir milliyetçi söylemi sahiplenmektense milliyetçiliği daha altındaki sınıflara yükleyerek geçinir gider (Tabi ki filmdeki orta sınıf!). Ne zaman görülmüştür bir inşaat firması sahibinin oğlunun şehit olduğu? Babanın oğluna “git şu askerlik belasından kurtul da işin başına geç demesi” daha mümkündür oysa. Ama film alt sınıf yerine orta sınıfa dayandığı için bu militarist söylemi de bu aileye yüklemek durumunda kalmıştır. Tamam orta sınıf da militaristtir ama bunun maduru genelde kendileri değildir.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: inherit; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TRO4SXQWQYI/AAAAAAAAGCM/LqLtRXtmixw/s1600/36792_144934395531120_144885652202661_350501_5124367_n.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TRO4SXQWQYI/AAAAAAAAGCM/LqLtRXtmixw/s320/36792_144934395531120_144885652202661_350501_5124367_n.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;Yani film ultra mega süper extra gerçekçi olacağım derken şirazeyi tutturamamış. Dışarıda ne kaldıysa, gündelik yaşam neyi ötekileştiriyorsa, neyi ezip yok sayıyorsa onu bir kertede verelim demiş. Filmin anlattığı, anlatmaya çalıştığı şey konusunda tek bir itirazım yok. Ama bir film her şeyi de aynı anda söylemek zorunda değil. Derdim anlatım biçimi. Odak yoksa kadraja ne koyarsan koy net değildir, fludur. –mış gibi yapar başka da bir şey yapamaz. “Ermeni’yi unuttuk onu da babanın izlediği habere yerleştirelim”, “eee ortalama bir erkeğin yaşamında futbol var, onu da &lt;i&gt;Maraton&lt;/i&gt; programında &lt;i&gt;Erman&lt;/i&gt;’ı göstererek halledelim” demek kusura bakmayın da artık fazla! Gerçekçilikmiş! &lt;i&gt;Yılmaz Güney&lt;/i&gt; sinemasının nesi gerçekçi gelmedi kardeşim? Sıkıcı bir aile yaşamını seyretmek mi bizim ‘kendi’ gerçeklerimizi görmemizi sağlayacakmış? O monotonluğun bizatihi kendisi faşizmdir, araya Kürt, Ermeni, travesti koymana gerek yok ki! Güya politik olmayacağım diye bu kadar mı kasılır yahu? Artı, sınıfsal duruş yanlış. Demiş ki “ben bir de ezen sınıfı anlatmaya, kurguyu oradan kurmaya çalıştım”. İyi yaptın! İçinden geldiğin sınıfı bile böyle gözlediysen ne diyeyim sana. Bir de ağzında sınıf mınıf. Kusura bakma kardeş de zaten istesen de olaya ezilen sınıf gözüyle bakamazmışsın ki. Hadi siyasal bakışın kendine göre şekillendi (yani “bi umut yok”, “böyle gelmiş böyle gider”, veya “sanmayın ki orta sınıfın parası var diye mutlu; onlar da mutsuz ve sıkıcılar”, hatta “o ezen sınıf da eziliyor aslında” dedin kendince), bari anlatımınla işi kotarsaydın ya!&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: inherit; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TRO4cJfK5eI/AAAAAAAAGCs/O2Il68FaD3Y/s1600/fft5_mf567353.Jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="204" src="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TRO4cJfK5eI/AAAAAAAAGCs/O2Il68FaD3Y/s320/fft5_mf567353.Jpeg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;i&gt;Seren Yüce&lt;/i&gt;’nin ilk filmiymiş &lt;i&gt;Çoğunluk&lt;/i&gt;. Daha önce &lt;i&gt;Yaşamın Kıyısında&lt;/i&gt; filminde &lt;i&gt;Fatih Akın&lt;/i&gt;’ın, &lt;i&gt;Takva&lt;/i&gt;’da &lt;i&gt;Özer Kızaltan&lt;/i&gt;’ın ve &lt;i&gt;Pandora’nın Kutusu&lt;/i&gt; filminde &lt;i&gt;Yeşim Ustaoğlu&lt;/i&gt;’nun yardımcılığını yapmış. Bu tecrübelere rağmen anlatım konusunda zayıf ve dağınık kalmış &lt;i&gt;Çoğunluk&lt;/i&gt;. Doğrusu, her şeyi anlatırken hiçbir mesaj vermeyeceğim kaygısıyla çorba olmuş ve neredeyse hiçbir şey söyleyemeyen bir anlatıma dönüşmüş film. Buradan çok ciddi kapitalizm eleştirisi çıkaranlara, liberalizmlerine paye biçenlere, accayip militarizm ve faşizm eleştirisi yapıldığını düşünenlere tek tavsiyem var: etrafınıza bakın! O bahsettiklerinizden daha çok, daha net ve daha dolaysız göreceksiniz. Aynı zamanda hem filmdeki kadar sıkıcı bir hissiyat içinde boğulacaksınız hem de paranız cebinizde kalacak!&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;b&gt;Son not ve de tavsiye:&lt;/b&gt; Filmde ailemiz erkeklerini bir kez camide namaza gidiyor görüyoruz. Anlaşılıyor ki &lt;i&gt;Baskın Oran&lt;/i&gt;’ın lahasümüt’üne uygun yurttaşlar bunlar. Sahi film bir iki çok önemli azınlık-çoğunluk meselesini unutmuş: 1. Aleviler yok. Araya sıkıştıraverseydiniz ya. Ya da kızı Vanlı değil de Dersimli yapsaydınız hem Kürt/Zaza’dan hem de Alevi’den kurtulurdunuz 2. Yahudiler yok. Aile reisi bir konuda ahkam keserken arada hemen ‘bunlar Yahudi tohumu’ deyiverseydi ya! Ve 3. Madem futboldan da dem vurduk, ben şahsen orada bi Gençlerbirlikli taraftarla dalga geçilmesini falan beklerdim. Eksik olmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asıl garip olan şu: bu ailede ve çevresinde siyaset konuşulmuyor! Ne bileyim en ucuzundan "&lt;i&gt;Tayyip&lt;/i&gt; haklı arkadaş", "&lt;i&gt;Kılıçdaroğlu&lt;/i&gt; pek dürüst", "&lt;i&gt;Bahçeli&lt;/i&gt;'nin yoluna paspas olayım" gibi sözler dahi yok; çünkü &lt;i&gt;Yüce&lt;/i&gt; sanırım orta sınıfın apolitikliğinin onların hiç politika konuşmamasından kaynaklandığını sanıyor. Len madem kimse politika konuşmuyor kim veriyor bu %47leri %58leri diye bir soru atmak gerek ortaya...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa politik bir şeyler söylüyor gibi yaparken de apolitik olunabilir. Aynı bu film gibi!&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: inherit; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TRO4dCQGMVI/AAAAAAAAGC0/M5QG52OFJ4I/s1600/Settar-Tanr%25C4%25B1%25C3%25B6%25C4%259Fen.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="211" src="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TRO4dCQGMVI/AAAAAAAAGC0/M5QG52OFJ4I/s320/Settar-Tanr%25C4%25B1%25C3%25B6%25C4%259Fen.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;b&gt;En son not:&lt;/b&gt; Filmde &lt;i&gt;Settar Tanrıöğen&lt;/i&gt; gerçekten de harika! &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;b&gt;*&lt;/b&gt; Bu tanımlamalar benim değil. Yönetmenin farklı yerlere verdiği röportajlarda kendisinin söylediği tanımlamalar. Merak eden &lt;i&gt;Çoğunluk&lt;/i&gt;’un &lt;i&gt;Facebook &lt;/i&gt;sayfasından tüm bu röportajlara ulaşabilir. &lt;i&gt;Sabah &lt;/i&gt;gazetesinden &lt;i&gt;Zaman&lt;/i&gt;’a, &lt;i&gt;bianet&lt;/i&gt;’e, &lt;i&gt;Radikal&lt;/i&gt;’den &lt;i&gt;Taraf&lt;/i&gt;’a, &lt;i&gt;SoL&lt;/i&gt;’a, &lt;i&gt;Evrensel&lt;/i&gt;’e dek baya bi kaynak verilmiş bu sayfada. Kimi röportaj kimi film üzerine yazılar: &lt;a href="http://www.facebook.com/cogunluk?v=wall"&gt;http://www.facebook.com/cogunluk?v=wall&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3945549697009939008-788649468454085899?l=guhercile.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guhercile.blogspot.com/feeds/788649468454085899/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3945549697009939008&amp;postID=788649468454085899&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/788649468454085899'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/788649468454085899'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guhercile.blogspot.com/2010/12/cogunluk.html' title='çoğunluk'/><author><name>gezenbezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14025591256240834451</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/S_r0oUa2IkI/AAAAAAAAE4I/b3KSJvNkgKo/s400/2010_04_21__6741.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TRO4YgWgStI/AAAAAAAAGCg/T-i2a5lH3wU/s72-c/149939_168782359812990_144885652202661_497280_4294076_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3945549697009939008.post-4601341937211733699</id><published>2010-08-23T22:46:00.005+03:00</published><updated>2010-08-23T23:05:41.767+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bertrand Blier'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gerard Depardieu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bernardo Bertolucci'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Liv Tyler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Monica Bellucci'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bernard Campan'/><title type='text'>combien tu m'aimes?</title><content type='html'>&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Bir bok anlamadım ama yine de sevdim diyebileceğim bir sürü film izlemişimdir herhalde. Ama bazı film vardır en başta hiçbir şey anlamadığını sanırsın ama aslında asıl meseleyi de kapmışsındır. Ya bir uyku halinde ya da tuvaletteyken (malum Türk’ün aklı tuvalette çalışırmış) ahanda şimdi anladım dersiniz. Bir çeşit aydınlanma hali. Filmi sevmenin yanında bir de bu aydınlanma haline sevinirsiniz çünkü tersi gerçekten eziyetli. Seviyorsunuz ama nedenini bilmiyorsunuz.  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/THLOxjXlprI/AAAAAAAAFsM/j0O3CjuWEcQ/s1600/600full-stealing-beauty-screenshot.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;img border="0" height="246" src="http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/THLOxjXlprI/AAAAAAAAFsM/j0O3CjuWEcQ/s320/600full-stealing-beauty-screenshot.jpg" width="320" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Mesela &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Bertolucci&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;’nin Stealing Beauty - Çalınmış Güzelliğini defalarca kez izledim ben. Ve hepsinde de çok keyifli çıktım sinema salonundan. İlk izlediğimde belki de (ve muhtemelen) beni tavlayan şey &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Liv Tyler&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;’ın kendisiydi. Hatta o kadar ki o zamanki celeron 266 bilgisayarımın 14 inçlik ekranını senelerce &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Liv Tyler&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt; wallpaper’ları işgal etmişti. Tamam filmi sevmiştik sevmesine de nedeni pek de belli değildi. Hatta sevgilimle bir kez daha izledik bu filmi. Ve bunu izlediğimizi duyan bir arkadaşımız ‘ha &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Liv Tyler&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;’ın kime versem acaba diye ortada dolaştığı filmdi di mi o?’ deyince çok bozulmuş, onun kültürel seviyesinin, entelektüel birikiminin, yaşam tercihlerinin falan bu filmi anlamaya yeterli olmadığını iddia etmiştik. Ama hala neden bu filmi sevdiğimize dair yeterli ve geçerli bir nedenimiz yoktu. Hadi ben&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt; Liv Tyler&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;’ın 19 yaşındaki o saf güzelliğine, bembeyaz sütun gibi bacaklarına ve ilk deneyimine şahit olmakla mesut idim de ya sevgilim? O da Toscana bölgesi içinde üzüm bağlarıyla çevrili bir tepe üzerindeki çiftlikte bohem hayatı süren eski hippileri görünce mi sevinmişti, ya da ne bileyim Siena kentinin güzelliği mi yetmişti, yoksa o da mı &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Liv&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;’i sevmişti? Bilemedik. Ta ki bu filmi 10. kez izleyinceye dek. Nihayet o zaman anlamıştım.  Bu filmi şu nedenle sevmiştim ben: &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Liv Tyler&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;’in acaba “ilk” kime versem diye ortada dolaşmasını sevmiştim. Yani o arkadaşın dediği doğru ama eksikti. “İlk” önemli bir farktı ve ben bunun yıllarca farkında değilmişim. Hayatımda birçok ilkin yaşandığı dönemde başka bir ilk’i ilk kez gördüğüm birinden (&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Liv&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;) görmek bu filmi sevmeme yetmişti.  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/THLO12Q3eGI/AAAAAAAAFsU/pLI76orNg6A/s1600/600full-stealing-beauty-screenshot+(2).jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/THLO12Q3eGI/AAAAAAAAFsU/pLI76orNg6A/s320/600full-stealing-beauty-screenshot+(2).jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;---Filmde &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Liv Tyler&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;'ın oynadığı karakter &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Lucy Harmon&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;'muş ama önemli değil, biz tüm filmi &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Liv&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;'in öyküsü olarak kabul etmiştik :)  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/THLOvuTDlRI/AAAAAAAAFsE/mLn8NqM9tfo/s1600/2gt5ao3.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/THLOvuTDlRI/AAAAAAAAFsE/mLn8NqM9tfo/s320/2gt5ao3.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Geçenlerde izlediğim bir film için de şimdi benzer şeyleri hissediyorum. &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Combien tu m’aimes? – Beni Ne Kadar Seviyorsun?&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt; Filmi izlerken eğlendim, neşelendim, yani sevdim. Ama nedenini tam da bilmiyorum (Yalan!). Biz ne kadar anlatılanlar arasında bir mantık örgüsü bulmak istesek de, nefret etsem dahi sürekli olarak sembolik çözümlemelerle çözüm yolu arasam da, “aslında yönetmen burada...” ile başlayan zilyon tane cümle kursak da hiç bi bok anlamadık.  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Filmin isminden hareketle de düşündük. Acaba sevginin niceliği neyi değiştirir diye düşündük.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/THLO4-OIaQI/AAAAAAAAFsc/xgRM28jm5Gk/s1600/combientumaimes-photo-de-presse+(1).jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/THLO4-OIaQI/AAAAAAAAFsc/xgRM28jm5Gk/s320/combientumaimes-photo-de-presse+(1).jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Mesela &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Charlie (Gerard Depardieu) Daniella&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;’yı &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;(Monica Bellucci)&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt; onun pezevenkliğini yapacak kadar çok seviyordu, onun aldığı paraya el koyacak kadar çok seviyordu, &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Daniela&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt; istemese de onun bedeni üstünde ritmik hareketlerle terleyecek kadar çok seviyordu, &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Daniela&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;’nın özgürlüğünü &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;François&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;’e &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;(Bernard Campan)&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt; satacak kadar, hatta onların mutluluğuna engel olacak kişiyi öldürüp hapse girebilecek kadar çok seviyordu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/THLO7XZxb0I/AAAAAAAAFsk/ZTie-UIaoME/s1600/combientumaimes-photo-de-presse+(4).jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/THLO7XZxb0I/AAAAAAAAFsk/ZTie-UIaoME/s320/combientumaimes-photo-de-presse+(4).jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;François, Daniela&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;’yı o kadar çok seviyordu ki, onun uğruna saat başı kalp krizi geçirip ölebilirdi, ona haftada 100,000 euro ödeyebilirdi, ölünceye dek ona para verebilirdi, hatta parası olmasa da varmış gibi yaparak &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Daniela&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;’nın yanında kalmasını da yanında habire soyunup durmasını da sağlayabilirdi, onun uğruna ganstervari bir pezevenkle, &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Charlie&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;’yle ağız dalaşına girebilirdi. &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Daniela&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;’ya aslında yalan söylediğini, kendisinin her zamanki gibi züğürt bir memur olduğunu ama onunla yeni bir başlangıç yapmaya ne kadar hazır olduğunu söyleyecek kadar çok seviyordu.  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Kasıyorum. Kasıyorum ama filmde mantıki bir bağıntı bulamıyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/THLO_WA5tmI/AAAAAAAAFs0/Jd86gFc6avI/s1600/combientumaimes-photo-de-presse+(7).jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/THLO_WA5tmI/AAAAAAAAFs0/Jd86gFc6avI/s320/combientumaimes-photo-de-presse+(7).jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Daniela &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;para için rolünü çok iyi oynayan da olabilirdi, gerçekten rol yapmayan ama &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;François&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;’yı seven de; neticede fahişelik damarı kabarıp evi terk edip tekrar geneleve dönen de olabilirdi, pezevengine resti çekip eve, memurun yanına dönen de; kıskançlıktan çatlayan da olabilirdi, sevdiği adamı komşusunun koynuna koyan da. &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Daniela&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;’dan da bir şey çıkartamadım.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/THLPDMyZ_rI/AAAAAAAAFtE/jVgj5-T7U8Q/s1600/combientumaimes-photo-de-presse+(9).jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/THLPDMyZ_rI/AAAAAAAAFtE/jVgj5-T7U8Q/s320/combientumaimes-photo-de-presse+(9).jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Ama hala kasıyorum. Toparlarsak, elimizde kendisine piyangodan para çıktığını iddia eden bir memur var. Ama yalnız. Fahişeyi görüyor. Parası bitinceye kadar kendisiyle yaşamasını istiyor. Fahişe kabul ediyor. Ama evdeyken fahişeliği tutuyor, herifin arkadaşına memeleri elletiyor, geneleve gidip başkalarıyla yatıyor, eski aşkına yani pezevengine gidip onunla birlikte oluyor. Pezevengi memurdan para istiyor fahişenin özgürlüğünü alabilmesi için. Memur vermiyor. Ama pezevengi fahişenin ne kadar üzgün olduğunu görüyor ve o kadar çok seviyor ki onu memura geri gönderiyor. Memur parasının olmadığını söylüyor. Fahişe çok kızıyor kendisine yalan söylendiği için. Pezevengine geri dönüyor. Pezevengi de tuttuğu gibi fahişeyi memura geri getiriyor. Bu sırada fahişe arada yine başkalarıyla beraber oluyor, komşusu ıssız köşelerde memuru habire götürüp duruyor, falan filan. Anlayan beri gelsin. Uzun süre hangi sahnenin gerçek hangisinin memurun hayalleri olduğunu da düşündüm ama bulamadım. Sanırım benim hüsnü kuruntummuş.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/THLPBbFRWaI/AAAAAAAAFs8/NHAtaE1iC4w/s1600/combientumaimes-photo-de-presse+(11).jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/THLPBbFRWaI/AAAAAAAAFs8/NHAtaE1iC4w/s320/combientumaimes-photo-de-presse+(11).jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Yönetmen &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Bertrand Blier&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;. Fransız sinemasının provakatör sex-komedi filmleri yönetmeni olarak tanınıyormuş. Ama bu filmde güldük ama pek neye güldüğümüzü de pek anlamadık. Seks? Eyvallah. Provakasyon? Sonuna kadar!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/THLO9WlBJRI/AAAAAAAAFss/Y0CUBqbRG-o/s1600/combientumaimes-photo-de-presse+(5).jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/THLO9WlBJRI/AAAAAAAAFss/Y0CUBqbRG-o/s320/combientumaimes-photo-de-presse+(5).jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Şu film &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Monica Bellucci&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt; manifestosudur. Kast, yönetmen, kurgu, sahne, kostümler, ışık, müzik veya sinemadaki diğer tüm ünsurlar bu filmde sadece &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Monica Bellucci&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;'yi yüceltmek için varlar; 41 yaşında hala hayalleri süsleme kapasitesine sahip kadını; her ne hikmetse her daim filmlerin fahişesini, güzelliğine mahkum edilmiş bir kadını, güzelliğiyle lanetli kadını oynayan bu kadını. Bu film, biz ne kadar başka türlü anlamlandırmaya çalışsak da, &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Monica&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;'nın kıvrımlarının gücünün ilanıdır. Eğer bu filmden gerçekten zevk aldıysak, dürüst olmak gerekirse, &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Monica&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;'nın çıplaklığı sayesindedir. Nasıl ki &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Liv Tyler&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;'ın &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Çalınmış Güzellik&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;'ini yaşının getirdiği o körpelikle hatırlıyorsak, bu filmi de &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Monica Bellucci&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;'nin olgun yuvarlak hatlarıyla hatırlayacağız. Ama önemli farkla; &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Çalınmış Güzellik&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt; sadece &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Liv Tyler&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt; değil ama bu film sadece &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Monica (Depardieu&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;'ya rağmen hem de!) çünkü filmde başka da bir şey yok.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3945549697009939008-4601341937211733699?l=guhercile.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guhercile.blogspot.com/feeds/4601341937211733699/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3945549697009939008&amp;postID=4601341937211733699&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/4601341937211733699'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/4601341937211733699'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guhercile.blogspot.com/2010/08/combien-tu-maimes.html' title='combien tu m&apos;aimes?'/><author><name>gezenbezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14025591256240834451</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/S_r0oUa2IkI/AAAAAAAAE4I/b3KSJvNkgKo/s400/2010_04_21__6741.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/THLOxjXlprI/AAAAAAAAFsM/j0O3CjuWEcQ/s72-c/600full-stealing-beauty-screenshot.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3945549697009939008.post-2114356496409434224</id><published>2010-08-22T20:32:00.005+03:00</published><updated>2010-08-23T23:05:28.283+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Jeremy Piven'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='John Cussack'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='John Grisham'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gene Hackman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Rachel Weisz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gary Fleder'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='adalet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dustin Hoffman'/><title type='text'>runaway jury</title><content type='html'>&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;halkın adaleti.......&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne büyük devrimci bir slogandır halkın adaleti! Halk o kadar iyi bir şeydir ki varlığı hakkaniyet ve adalet, yokluğu ise cehalet ve atalettir. Halk adaletin kendisidir; eğer şimdi adaletsizliğin hüküm sürdüğü zamanları yaşıyorsak, bunun en büyük nedeni halkın adalet denilen mekanizmaya uzak kalmışlığıdır (tersi de eş şekilde geçerli: adaletin halk denilen organizmaya uzak kalmışlığıdır). Halk adaletini uygulamaya başladığında, işte o zaman güllük gülistanlık bir dünyada yaşayacağız; dünya cennet olacak, hatta denemediğimiz ve merak ettiğimiz bir o kaldı diye hepimiz tutup biseksüel olacağız.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/THFc9SX0N6I/AAAAAAAAFp8/7-aOdNYJceA/s1600/logo.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="231" src="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/THFc9SX0N6I/AAAAAAAAFp8/7-aOdNYJceA/s320/logo.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Halk adalet uygulamasının gerçekten iyi bir şey olup olmadığından ben nedense pek emin değilim. Neticede hepimizin tüylerini diken diken ettiğini düşündüğüm linç hadisesi de bir yerde 'halkın adaleti' olarak okunabilir. Eyvallah, slogandaki adaletin bu olmadığını biliyorum ama o halk denilen mefhumun kendisini pek bilmiyorum. Ama bildiğim, gördüğüm kadarıyla pek öyle bel bağlanacak bir şey de değil. Slogandaki asıl sorun şu: yaşanılan adaletsizliklere yaklaşım için 'halk' kavramının kirlenmemiş saf bir referans noktası olarak kullanımı (&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Saul Newman&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt; sağolsun). Yani adaletin olup olmaması ancak o hareket noktası sayesinde yanıtlanabilir. Öyle ki halk o adaletsizlikler dünyasında tertemiz kalabilmiş/kalabilen gayri politik, propagandaya ve ideolojik araçlara bağışık bir özne. Eğer adalet olacaksa bu, bu halk ile olabilecektir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Hemen bir düzeltme gireyim bu noktada: mevzubahis olacak bir devrim neyim yoksa -ellerimiz mahkum- buradan, bu kapitalizmin içinden konuşuyoruz. O zaman, adaleti uygulayacak ve gözetecek olan temiz öznemiz halk gibi müphem bir kavram değil de anayasada tarfilenen şeydir: vatandaş. İdeolojiden hareketle halk cahil, karmaşık ve hayvaniyken; vatandaş bilinçli, modern ve politiktir. Mesela ortada linç varsa onu yapan halktır. Vatandaş ise halk gelince plajları terk etmek zorunda kalandır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/THFc72DSIMI/AAAAAAAAFps/cSqQcxn38sY/s1600/gavelandflag.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/THFc72DSIMI/AAAAAAAAFps/cSqQcxn38sY/s320/gavelandflag.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Neyse. Konumuz vatandaşın aktif olarak adalet mekanizmasına yani yargı sistemine dahil olduğu Amerikan Juri sistemi. Aslında konumuz bu değil; bu izlediğim filmin konusu. Film: &lt;i&gt;Runaway Jury - Juri.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/THFdLNvL-bI/AAAAAAAAFr8/h7UyZeyzlvg/s1600/simpsonjury.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/THFdLNvL-bI/AAAAAAAAFr8/h7UyZeyzlvg/s320/simpsonjury.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Daha derin araştırmaya yapmaya üşendim. Sadece Wiki'ye ekşi'ye falan baktım. Ama sanırım çok da yanlış anlamamışım süreçleri. Bu Amerika Juri sistemi denilen hadise zırvalık gibi geldi bana. İzlediğim film salt bu sistemin eleştirisini yapmıyor gibi görünüyor (başka bir derdi var) ama üzerine çok şey söylüyor.  Kaba haliyle, jüride görev almak bir vatandaşlık görevi. Bir gün eline bir kağıt geçiyor bilmemne zaanki juri seçimlerine katılmanız bekleniyor diye. Siz de eliniz mahkum gidiyorsunuz. Belki buradaki gibi çakma bir rapor ayarlayıp gitmeyenler de vardır. Ama habersiz gitmezsen ceza alıyorsun: para veya hapis. Sonra davanın tarafları yani avukatlar (ve savcılar) hakimin gözetiminde jüri adaylarını sorguluyorlar ve kabul veya red ediyorlar. Ama öyle sınırsız reddetme hakları da yok. Atıyorum sadece 10 kez red diyebiliyorlar. Jüriye kabul edilenler yaptıkları bu kamu görevi için para alıyorlar ama mahkemede nihai karara ulaşıncaya kadar da bir yerde özgürlüklerinden fedakarlık ediyorlar.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/THFdB06qv4I/AAAAAAAAFqs/VV7rmzIu-zo/s1600/RUNAWAYJURY_dashboard.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/THFdB06qv4I/AAAAAAAAFqs/VV7rmzIu-zo/s320/RUNAWAYJURY_dashboard.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Artık gerçekten var mıdır yok mudur bilmem davalarda jüri adaylarını araştırıp seçiminde avukatlara yardımcı olmak için şirketler var. Bu şirketler jüri adayları incik cincik inceliyorlar. Jürinin geldiği mahalle, okuduğu okullar, tuttuğu beyzbol takımı, üye olduğu dernekler, klüpler gibi background hikayeleri yetmezmiş gibi bir de peşlerine adamlarını takıp bu jüri adaylarının pubda, işyerinde, laundry'de falan kimle neyi konuştuğunu tespit edip bir profil çıkartıyorlar. Bu profili juriye sorulan kritik bir soru ile teyit ediyorlar ve red veya kabul denmesini salık veriyorlar. Tabi ki karşılığını alıyorlar bu hizmetin, ziyadesiyle.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/THFc2QyeUAI/AAAAAAAAFpU/t7QkbhC_-oA/s1600/12-Angry-Men.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/THFc2QyeUAI/AAAAAAAAFpU/t7QkbhC_-oA/s320/12-Angry-Men.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Yani güya tam bağımsız olan veya tam bağımsız olacağı varsayılan jüri, aslında kendi kişisel geçmişleri ve ilişkileri ile davada yer alıyorlar. Ortada garip bir satranç oyunu oynanıyor çünkü avukat 10 kişiyi beğenmeyip hayır dediği an geriden gelecek beki de daha kötü jüriye evet deme durumunda kalıyor. Bu nedenle şirketlerin bu hizmetine para ödüyorlar.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Jürinin söz konusu olduğu mahkemelerde (daha doğrusu bu mahkeme filmlerinde ve dizilerinde) adaletin nasıl işlediğinden çok avukatların dramatik performanslarına şahit oluruz. Boşuna değil herifler ön konuşma - son konuşma gibi şeylere ayrı çalışıyorlar. Eldeki kanıtların ne derece geçerli olup olmadığı, bu konuda hiç kafa yormamış, konu ile ilgili yasalardan mevzuatlardan bihaber 20 kişilik bir gruba kalıyor. Onlar da hukuka, yasaya falan değil de avukatların dramatik performanslarına bakıyorlar. Böylelikle jüri tecavüzcüyü veya katili cezadan kurtarabilir. Tabi temyiz yolu açık olmak üzere. Avukata düşen asıl rol ise gala ve premiyerde harikalar yaratmak.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/THFdEpG1MII/AAAAAAAAFrM/802AHKse3ho/s1600/runawayjury_pg03.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/THFdEpG1MII/AAAAAAAAFrM/802AHKse3ho/s320/runawayjury_pg03.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;---Hayvan gibi spoiler---&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Filmimiz &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;John Grisham&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;'ın bir romanından uyarlanmış. Bir şirkete bir nedenle baskın yapılır ve baskını yapanlar karşılarına çıkanları öldürür. Baskında ölenlerden birinin karısı kocasının ölümüne aracı olan silahı üreten şirkete dava açar. Çünkü ona göre tetiği çeken kadar üreten ama kime sattığını göztemeyen de suçludur. Makul. Ancak açılan dava bu konudaki ne ilk davadır ne de son olacaktır. O zamana dek açılan davaları hep silah şirketleri kazanmıştır (çünkü onlar sadece üreticidir. Bu açıdan kraker üreticisinden bir farkları yoktur)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/THFdEEpD9vI/AAAAAAAAFrE/07Y8Y3ARp5U/s1600/runawayjury_pg02.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/THFdEEpD9vI/AAAAAAAAFrE/07Y8Y3ARp5U/s320/runawayjury_pg02.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Başarılı, azimli ve pek tabi idealist (bu ABD sinemasında çoğu zaman züğürt anlamına da geliyor) avukat &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Wendell Rohr (Dustin Hoffman)&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt; davada davacıyı temsil eder. Davalı taraf ise juri seçiminde ve türlü yollarla jüriyi manüple etmede üzerine olmayan &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Rankin Fitch (Gene Hackman)&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt; ile anlaşıyor ki önceki silah şirketlerine karşı açılan daha önceki davalarda da juriyi o belirlemiştir. Tam bir piçtir. Ama işini iyi yapan bir piç. Jüri adayına sorular sorulurken &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Fitch&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;'in uzay gemisinin kaptan köşküne benzer ofisindeki sayısız ekranda aday hakkında bilgiler beliriyor. Film için -daha doğrusu biz izleyenler için- abartılı olsa da toplanılan ve faydalanılan istihbarat hakkında iyi bir fikir veriyor. &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Rohr&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;'un da juri seçme danışmanı var&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt; (Jeremy Piven) &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;ama o içgüdülerine güvenmeyi seçiyor çoğunlukla -çünkü o bir idealist !!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/THFdKUgvCXI/AAAAAAAAFr0/14mkZMgCi7c/s1600/RunawayJury-photo_13_hires.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/THFdKUgvCXI/AAAAAAAAFr0/14mkZMgCi7c/s320/RunawayJury-photo_13_hires.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Filmin asıl konusu pek tabi jüri sisteminin getirdiği sorunlar değil. Ya da genel çerçevede 'adalet' sorunu da değil (Bunun için harika örnek: &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Devil's Advocate - Şeytanın Avukatı&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;). Filmin asıl odak noktası silah sanayi ve serbest silah satışı. Biliyoruz ki ABD'de tartışılan 3 ana konudan biri bu silah serbestisi. Diğerleri de kürtaj ve &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Kim Kardasian&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;'ın fazla büyük götü. ABD'de bu sorun şöyle ortaya konuyor genelde: Silah şirketleri her ne olursa olsun kar etmek için hareket ederler. Bu hedefleri uğruna ne kutsal Amerikan değerlerini takarlar ne de evrensel insani ahlak değerlerini umursarlar. Yani herşey meşru ve güzeldir de tek hatalı olan silah üretenlerin kar hırsıdır.  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/THFc1ii-RgI/AAAAAAAAFpM/ACN9yIKVDOo/s1600/12.jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/THFc1ii-RgI/AAAAAAAAFpM/ACN9yIKVDOo/s320/12.jpeg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;İşte bununla mücadele için &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Nicholas Easter (John Cusack)&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt; ve sevgilisi &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Marlee (Rachel Weisz)&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt; bir plan yaparlar. &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Nicholas&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt; hileyle hurdayla kendisini o dava için juri adayları arasına sokar. Jüri adayı seçen şirketleri atlatabilmek için bir Amerikan vatandaşının asla yapmaması gereken bir şeyi yapar ve yargıçtan kendisi juriden affetmesini talep eder. Yargıç kızar, azarlar, ona Amerika'yı Amerika yapan değerleri hatırlatır . &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Fitch&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt; de bu aceleci genç jüri adayını nasılsa bir an önce karar vermek isteyecek diye sevinçle onaylar. &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Rohr&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt; da bir hissiyatla onaylar. Ve tatata, &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Nicholas&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt; jüridedir! Türlü oyun oynarlar ve davanın taraflarına jüriyi istedikleri gibi yönlendirebileceklerini gösterirler. &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Nicholas&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt; içeride &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Marlee &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;dışarıda mahkemeyi yönlendirmek için avukatlardan para sızdırmaya çalışırlar.  &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Fitch&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt; silah endüstrisinin müthiş baskısına daha fazla dayanamaz ve sevgililerin istedikleri parayı vermeyi kabul eder. Olur da biter. Mahkemeyi davacı yani &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Rohr&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt; kazanır! Silah üreticileri yüz milyonlarca dolar tazminat ödemeye mahkum edilirler. &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Fitch&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt; davayı kaybettiği için hem silah üreticilerinden alacağı parayı alamaz, hem de &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Marlee&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt; ile &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Nicholas&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;'a verdiği paradan da olur. Dahası silah üreticilerinin tehditlerinden dolayı kaçacak saklanacak delik arar. &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Rohr &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;'işte Amerika, işte adalet' filan der. Bu sırada &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Nicholas&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt; ile &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Marlee&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt; ne korkmuşlardır ne de tırsmışlardır. Mutluluk içindelerdir. Çünkü bunlar vakti zamanında bir okul baskınından kurtulmuşlar, hatta bir arkadaşlarını mı kardeşlerini mi ne kurban vermişler. Ama o zaman açılan davada silahçılar yine beraat etmiş, onları savunan da &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Fitch &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;imiş! İntikam soğuk yenen bir yemektir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/THFdHxqkv5I/AAAAAAAAFrk/83oCH4T7Kzs/s1600/runawayjury_pg08.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/THFdHxqkv5I/AAAAAAAAFrk/83oCH4T7Kzs/s320/runawayjury_pg08.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Film boyunca jüriler üzerine envai çeşit oyun oynanıyor. Sürekli psikolojik baskı altındalar. Bazen de açıktan tehdit ediliyorlar. Jüri heyetinden kimisi şu iş bitse de gitsekdiye hemen bir karar vermek istiyor kimisi de elindeki güçle mutlu ve mesut (Tanrı kompleksi). En sonunda güya akıllarıyla, güya vicdanlarıyla karar veriyorlar. --Ama dediğim gibi elde bu malzeme varken filmimiz hala silahla uğraşıyor. Sanırım yememiş Amerikan huuk sistemine laf etmek.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Başa dönersek; halkın adaleti, vatandaşın adaleti, jüri, ihtiyar heyeti... Bu jürili adalet sistemi hem halkın dahiliyeti hem de herkesin savunma yapabilme hakkı ile halkın adaleti midir? Çok mu bağımsız bu? Kanımca bir toplumun tüm bağnazlıklarını taşıyan bir sistem bu. Düşünsenize buralarda diz kapağı göründü diye karısını öldüren bir adama hangi jüri ne ceza verirdi? Veya ramazanda sevgilisini sokakta öptü diye bıçaklanan birini kim savunurdu? Ya da atıldığı işine dönmek için dava açan bir transeksüele ne derdi o jüri? Hassas konulara girmeye bile gerek yok aslında. Hele biri Kürt desin, Ermeni desin o zaman görürüm ben. Yok yok yemişim halkın adaletini.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Ben şimdi elitist mi oldum? Yoksa benim oyumla dağdaki çobanın oyunun kıymeyi aynı, ama haksızlık bu diyen &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Pelin Batu&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;'mu oldum? Veya monşerleri savunan &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Cumhuriyet &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;okuru bir statükocu mu? Bilmiyorum da bu yargı bağımsızlığı denilen zaten yavşak bir mesele. Ne zaman bağımsız olmuş ki bu yargı? Siyasetten? Yargı fırsat bulursa siyasete karışır, siyaset fırsat bulursa yargıya. Asker fırsat bulursa ikisine de karışır, hatta ağzına sıçar. Şimdi kimse dangalakça sivil vesayet / askeri dikta / yargı egemenliği / güçler ayrılığı deyip demogoji yapmasın. Asıl olay: herkes kendi önündeki boku yesin! Haaa referandum mu? Rezil rüsvalığın iki farklı şeklinden birini seçmek için sandığa gideni öpsünler. İllaki gidecekler olanlar da şunu desinler: “yetmez ama yaneee!”.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/THFdBfshAcI/AAAAAAAAFqk/jzuwZmIQomQ/s1600/RunawayJury1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/THFdBfshAcI/AAAAAAAAFqk/jzuwZmIQomQ/s320/RunawayJury1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;b&gt;Film hakkında gereksiz son sözler:&lt;/b&gt; Önce dedikodu mahiyetinde bir şey. Oyuncu okuluna devam ederlerken bu iki usta oyuncu, &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Dustin Hoffman&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt; ile &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Gene Hackman&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt; aynı öğrenci evinde kalıyorlarmış. Artık bulaşık sırası kimde yüzünden mi aidatı kim verecek yüzünden mi bilinmez, bunlar bozuşmuşlar, mezun olup bilinen oyuncu olduklarında hiç karşı karşıya oynamamışlar.  Ta ki bu filme kadar. Bu filmde de öyle ahım şahım oyunculuk sergilemiyorlar ama ikisini aynı ortamda görmek nolursa olsun keyifli. &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Gene Hackman&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt; kötü adam rolünü &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Dustin Hoffman&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt; da idealist iyi adamı her zamanki gibi iyi oynamışlar ama artık zorlanmıyorlardır heralde. Hep aynı tiplemeler artık neticede.  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/THFdDWqLqBI/AAAAAAAAFq8/UO-hg1WEu1U/s1600/runawayjury_pg01.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/THFdDWqLqBI/AAAAAAAAFq8/UO-hg1WEu1U/s320/runawayjury_pg01.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Cussack&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt; tamam bildiğimiz gibi ama o bakışlar hala çok can sıkıcı.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/THFdGoS26LI/AAAAAAAAFrc/5IqKLcDxr64/s1600/runawayjury_pg05.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/THFdGoS26LI/AAAAAAAAFrc/5IqKLcDxr64/s320/runawayjury_pg05.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Ama &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Weisz&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt; iyi ki var bu filmde. Üniversiteli her solcunun aşık olabileceği bir tipleme. (Nasıl bir iddiaysa bu?!)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/THFc3GTjLlI/AAAAAAAAFpc/Z1Cs-AiaDwI/s1600/14.jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/THFc3GTjLlI/AAAAAAAAFpc/Z1Cs-AiaDwI/s320/14.jpeg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Yönetmeni tanımıyorum ben: &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Gary Fleder&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;. Daha çok tv dizileri yöneten bir adammış. Ama birkaç filmini de izlemişim yine de: &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Kiss the Girls - Kızları Öp&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt; ve &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Don't Say a Word - Sakın Konuşma&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;. Bende pek bir şey bırakmamış filmler. Bu filmde pek yönetmenlik bir iş de yoktu zaten. Neyse film izlesek mi diyecek olanlar varsa hala, onlara cevabım: “yetmez ama yanee!”&amp;nbsp;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3945549697009939008-2114356496409434224?l=guhercile.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guhercile.blogspot.com/feeds/2114356496409434224/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3945549697009939008&amp;postID=2114356496409434224&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/2114356496409434224'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/2114356496409434224'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guhercile.blogspot.com/2010/08/halkn-adaleti.html' title='runaway jury'/><author><name>gezenbezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14025591256240834451</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/S_r0oUa2IkI/AAAAAAAAE4I/b3KSJvNkgKo/s400/2010_04_21__6741.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/THFc9SX0N6I/AAAAAAAAFp8/7-aOdNYJceA/s72-c/logo.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3945549697009939008.post-682167582460100524</id><published>2010-08-03T01:53:00.005+03:00</published><updated>2010-08-03T23:23:07.155+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nora Arnedezer'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Christophe Barratier'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Clovis Cornillac'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gerard Jugnot'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kad Merad'/><title type='text'>faubourg 36</title><content type='html'>&lt;div style="font-style: normal; font-weight: normal; margin-bottom: 0cm; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Birisi Fransız filmlerini sıkıcı bulduğunu söylediğinde nedense o zat-ı muhteremi gözlerinden öpesim gelir. Kolay bir şey değildir çünkü bunu söylemek. Fransız filmleri, bir yerde, referandum öncesinin olabildiğince sıradanlaşmış ama siyasallaşmış Türkiye’sinin iki uzlaşmaz kampı gibi iki farklı kamp yaratır. Şöyle ki ilk gruptakiler Hollywood sinemasına kökten muhaliftir. Çünkü Hollywood sineması politiktir, ideolojiktir, kapitalisttir ve faşisttir ve tüm bu özellikleri ile kültür emperyalizminin baş aracıdır. Eyvallah! İkinci grup da ilk grubun sinemayı böyle okumasına muhalefet ederek sözümona pek entelektüel (ve duygusal ve hassas ve de sanatsal) olan Avrupa –özellikle Fransız- sinemasına önyargıyla yaklaşır. Bu ikinci gruba göre sinema bir lunaparktan veya &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Mehmet Ali Erbil&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;’in senelerdir süren şaklabanlığından öte bir şey değildir. Hadi değildir demeyelim de olmamalıdır. Sinema eğlence aracıdır; yeri geldiğinde birlikte izlenildiğinde sevişmeye ön giriştir, yeri geldiğinde eş dostla iyi vakit geçirmenin bir yoludur. Benim durumumdakiler için –benim gibilerin bir hayli çok olabileceğini varsayıyorum- sinema kuşku götürmez şekilde ideolojiktir ama bu ideolojik olma hali sadece Amerikan sineması ile sınırlı değildir. Eğer söz konusu olan Amerikan değerleri ise Hollywood sinemasının reddini bir yere kadar anlayabilirim ama beyaz adamın sadece ABD’den sınırlı olmadığını da hatırlatmak isterim. Ve de benim için sinema eğlencedir; eğlencenin bizatihi kendisi ideolojiktir zaten. Bana nasıl eğlendiğini söyle sana…. Ama zaten konu bu da değil.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: normal; font-weight: normal; margin-bottom: 0cm; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TFdKnqFbqbI/AAAAAAAAFnc/mSh075xtfSI/s1600/2035.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TFdKnqFbqbI/AAAAAAAAFnc/mSh075xtfSI/s320/2035.jpg" width="240" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: normal; font-weight: normal; margin-bottom: 0cm; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: normal; font-weight: normal; margin-bottom: 0cm; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Konu benim neznimde şudur; entelektüel görünme çabasındakiler illa ki Avrupa sineması (veya bağımsız Amerikan sineması) derken annelerinin ‘aman evladım sağa sola bulaşma da işine bak, okulunu bitir’ dediği kişilerin illa ki redd-i Avrupa sineması taraftarı olmalarıdır. Kendimi bir şey olarak niteleme anlamında Fransız sinemasını genellemek ve severim/sevmem gibi bir beyan vermek gibi bir seçimim yok. Benim ne olduğuma bir sinema geleneği (ki bu bile bir genelleme) karar verecek değil ya! Bu yüzden ‘Fransız filmleri sıkıcıdır’ lafını eden kişinin gözlerinden öperim; aynı ‘Hollywood sineması aptallar içindir’ diyenlerin de alnından öpeceğim gibi. Helal size! Olmuşsunuz siz!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TFdKp5CSlEI/AAAAAAAAFnk/2qj3oG8vm0g/s1600/stealing_beauty_1996_685x385-450x252.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TFdKp5CSlEI/AAAAAAAAFnk/2qj3oG8vm0g/s320/stealing_beauty_1996_685x385-450x252.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: normal; font-weight: normal; margin-bottom: 0cm; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Tabi ki benim de kendim için genellemelerim var. Mesela ‘sanat filmleri’ sıkıcıdır; 3. sınıf Amerikan filmleri eğlencelidir. İtalyan filmleri gürültülü ama güzeldir, Fransız filmleri sessizdir ama kadınları güzeldir. &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Ezel Akay&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt; filmlerine verdiğim para helal edilir, &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Vicdan&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt; gibi bir filme verilen paraya haram olsun denilir. Bunlarda bir tutarlılık ararsam yandım! ‘Sanat filmi’ ile veya 3. sınıf Amerikan filmi ile ne kastettiğimden emin de değilim. Hadi &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Bernardo Bertolucci&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;’nin &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Stealing Beauty – Çalınmış Güzellik&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;’ine sıkıcı deyin de görün gününüzü! (Hadi bir not: zaten genelde o Avrupa sineması kategorisinde ele alınanlar aslında İngilizce konuşmayan sinemadır. Mesela Britanya sineması Avrupa sineması olarak pek görülmez. Ama İtalyan, İspanyol, Fransız veya İskandinav sinemaları o bol simge yüklü halleriyle bu kavramı sonuna kadar hak ederler. Araya da biraz Balkan, biraz Orta ve Doğu Avrupa sineması serpiştirirsin olur biter. Haaa Uzak Doğu sineması mı? Korku veya kungfuvari şeyler seviyorsanız neden olmasın? Koyarsınız &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Emir Kustarica&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt; ile &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Toni Gatlif&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;’in yanına &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Kim Ki Duk&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;’u, esans niyetine de &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Alejandro Gonzales&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt; gibi Latin Amerikalı birkaç yönetmen, offf sizden ala entelektüel yok!)&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: normal; font-weight: normal; margin-bottom: 0cm; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Velhasıl kelam yiyin birbirinizi diyeyim.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TFdKwFJ10PI/AAAAAAAAFns/sM2xgDV-pK8/s1600/lotfaubourg36.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TFdKwFJ10PI/AAAAAAAAFns/sM2xgDV-pK8/s320/lotfaubourg36.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: normal; font-weight: normal; margin-bottom: 0cm; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Elimize her nasılsa &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Faubourg 36 – Paris 36&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt; diye bir film geçti. Filmin kendisini hiç duymamıştık ama yönetmeninden haberdardık. Daha önce bayıla bayıla izlediğimiz &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Les Choristes – Koro&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt; filminin yönetmeni &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Christophe Barratier&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;. DVD’nin kapağında da o filmden bir çok karakteri alınca kaçırmayalım dedik de oturup izledik. Hoş saatler geçirdiğimizi hatırlıyorum da film bana ne bıraktı pek hatırlamıyorum. Garip olan da bu ya!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TFdKxJU2IYI/AAAAAAAAFn0/h_WOTN6iRvY/s1600/28504-b-malena.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TFdKxJU2IYI/AAAAAAAAFn0/h_WOTN6iRvY/s320/28504-b-malena.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: normal; font-weight: normal; margin-bottom: 0cm; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Bir konu vardır, o konu işlenirken daha ziyade fon olsun diye yan konucuklar serpiştirilir. Bunlar o kadar önemlidir ki hem olayların zamansallığını ve mekansallığını yansıtır hem de karakteri var eden etmenler gösterilir. Örneğin &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Malena&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;’da &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Malena&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;’nın öyküsünü var eden şey sadece erkeklerin kıskancı ve ihtirası veya toplumun ahlak anlayışı ya da &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Monica Belluci&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;’nin muhteşem güzelliğinin getirdiği belalar değil, faşist İtalya’daki bir taşra kasabasının ruh halidir de. Hatta &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Tinto Brass&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt; bile bu ‘fon seçme’ işini o hale getirir ki &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Salon Kitty&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt; üzerinden yine o faşist İtalya’yı anlamayı az biraz mümkün kılar. Bu fon işi (yan konucuklar işi) pek önemli!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TFdK2ZBm7kI/AAAAAAAAFn8/DdMLO4NfuVI/s1600/paris_36_1_t520.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TFdK2ZBm7kI/AAAAAAAAFn8/DdMLO4NfuVI/s320/paris_36_1_t520.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: normal; font-weight: normal; margin-bottom: 0cm; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Paris 36’da böylesi fonlar çok mevcut. Hatta o kadar çok ki asıl konu neydi diye düşünmeye başlıyorsunuz. Tamam şiirin anafikrini düz yazıya dökün diyen edebiyat öğretmenlerinden pek hazetmem ama ne bileyim bir odak noktası da arıyorum işte. Konu neydi? İkinci dünya savaşı öncesi Fransa’daki faşist cephe ile Halk Cephesi arasındaki mücadele mi? Oğlundan ayrı düşen bir adamın hayata tutunma çabası mı? Muhteşem aşkı sona erdikten sonra eve kapanan ama mevzu bahis o kadının kızı olunca canlanan Troçkivari söz yazarı ve bestekar adam mı? O kıza aşık olan grev kırıcıların başkanı faşist parti üyesi olan adam mı? Yoksa &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Chansonia&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;'yı, bir müzikholü var etme çabası mı? Muhtemelen yanıt son konu olacak, onu da filmin isminden anlayabildik! (Meraklısına: Faubourg şimdiki banliyö’nün eski ismi. Kapitalizmin o ilk dönemlerindeki insanlık dışı durumlarının yaşandığı mahalle. Kapitalizmin modernleşmesi ile bu mahalleler yavaş yavaş yok olur ama kapitalizmin zulmü altında inleyen işçi sınıfları –ne mutlu ki- banliyö’lere taşınır.)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: normal; font-weight: normal; margin-bottom: 0cm; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TFdK5e9blRI/AAAAAAAAFoE/gaqY_2h6ypU/s1600/paris-36-ii.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TFdK5e9blRI/AAAAAAAAFoE/gaqY_2h6ypU/s320/paris-36-ii.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: normal; font-weight: normal; margin-bottom: 0cm; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: normal; font-weight: normal; margin-bottom: 0cm; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Neyse. Bunca laf ettik filme ama dediğim gibi izlerken iyi vakit geçirdim. Özellikle oyunculuklar konusunda diyecek hiçbir şey yok. Kendisini &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Koro&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;'dan tanıdığımız &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Gerard Jugnot (Pinoil)&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt; ile &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Kad Merad (Jacky)&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt; gerçekten çok ama çok iyilerdi. Zaten &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Koro&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;'yu izleyip beğenmiş birisi sırf o oyuncuları yeniden görmek için izlesinler bu filmi. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: normal; font-weight: normal; margin-bottom: 0cm; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TFdK_DwXO6I/AAAAAAAAFoU/SbR7W71cxk0/s1600/paris-36-fauborg-36-4.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TFdK_DwXO6I/AAAAAAAAFoU/SbR7W71cxk0/s320/paris-36-fauborg-36-4.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: normal; font-weight: normal; margin-bottom: 0cm; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: normal; font-weight: normal; margin-bottom: 0cm; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Bir de müzikal sevenler tabi. Bolca akordeon ve bolca dans. Belki filmi bizim için  izlenilir kılan asıl şeylerde müzikler ve danslardı. İyi bir müzikal izleyicisi ol(a)masam da iyi müziği anlarım :)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: normal; font-weight: normal; margin-bottom: 0cm; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TFdK9Jg94yI/AAAAAAAAFoM/NHl_CG8JE9g/s1600/2009_paris_36_005.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TFdK9Jg94yI/AAAAAAAAFoM/NHl_CG8JE9g/s320/2009_paris_36_005.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: normal; font-weight: normal; margin-bottom: 0cm; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: normal; font-weight: normal; margin-bottom: 0cm; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Son söz:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt; Olmamış galiba. Vasat+ verdim. Oyunculuklar, müzikler ve danslar hatrına o da!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: normal; font-weight: normal; margin-bottom: 0cm; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: normal; margin-bottom: 0cm; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Adet olduğu üzere filmden bir wallpaper:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: normal; font-weight: normal; margin-bottom: 0cm; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TFdLAjWKk3I/AAAAAAAAFoc/RSl0roHfShg/s1600/20090417_paris36_33.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TFdLAjWKk3I/AAAAAAAAFoc/RSl0roHfShg/s320/20090417_paris36_33.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: normal; font-weight: normal; margin-bottom: 0cm; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3945549697009939008-682167582460100524?l=guhercile.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guhercile.blogspot.com/feeds/682167582460100524/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3945549697009939008&amp;postID=682167582460100524&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/682167582460100524'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/682167582460100524'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guhercile.blogspot.com/2010/08/faubourg-36.html' title='faubourg 36'/><author><name>gezenbezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14025591256240834451</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/S_r0oUa2IkI/AAAAAAAAE4I/b3KSJvNkgKo/s400/2010_04_21__6741.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TFdKnqFbqbI/AAAAAAAAFnc/mSh075xtfSI/s72-c/2035.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3945549697009939008.post-4365334805163260037</id><published>2010-07-10T02:00:00.006+03:00</published><updated>2010-07-10T16:18:48.316+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Isabel Lucas'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çizgi-film'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Megan Fox'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Michael Bay'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Shia LaBeouf'/><title type='text'>transformers II</title><content type='html'>&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;İnternetteki herhangi bir sayfa şaşkeza “çocukluğumuzun kahramanları” başlıklı eski çizgi filmlerle ilgili bir fotoğraf dizisi koysa kendi hit rekorlarından birini kırıyor. O tıkların sahiplerinden bir kaçının sahibi de sürekli olarak benim. Artık aynı &lt;i&gt;Voltran, Transformers, Ninja Kaplumbağalar, He-man, Esteban Güneşin Oğlu, Nils ve Uçan Kaz, Clementine&lt;/i&gt; fotoğraflarının hepsini ezberledim ama şimdi bir tane daha koysalar yine bakarım. Sadece o değil, &lt;i&gt;Hayat Ağacı'nı (Generations), Yalan Rüzgarı'nı (The Young and The Restless), Zenginler de Ağlar'ın (Los Ricos Tambien Lloran)&lt;/i&gt; veya &lt;i&gt;Evimiz Holywood'da'nın  (Beverly Hills 90210)&lt;/i&gt; karakterlerinin fotoğraflarını, dizilerin jeneriklerini falan koysalar benim için durum pek değişmez, bakarım yine. Peki neden?&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TDeu4uZXpMI/AAAAAAAAFmM/i35rFELWslc/s1600/1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TDeu4uZXpMI/AAAAAAAAFmM/i35rFELWslc/s320/1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;Evvela şunu söylemek boynumun borcu. “Eskiden küçüktük, ufacıktık, derdimiz tasamız yoktu, eh biraz da salaktık; ama şimdi değiliz, mutlululuktan uzağız da ondan bu eskiye özlem” gibi bir tezi, bunu söyleyenlerin şimdi de salak olduğundan dem vurarak, şiddetle reddederim. En başta, benim küçükken de gayet büyük dertlerim vardı.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TDenKhzaPpI/AAAAAAAAFl8/TvYvInjvLo0/s1600/77_30_Commodore-64-1982-Retro-consoles.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TDenKhzaPpI/AAAAAAAAFl8/TvYvInjvLo0/s320/77_30_Commodore-64-1982-Retro-consoles.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;Mesela hep arkadaşlarımın aşık oldukları kızları severdim. &lt;i&gt;Şerife, Tuba&lt;/i&gt; veya &lt;i&gt;Canan&lt;/i&gt;.Onlar da beni severlerdi; onları sevenler de apaçileşir beni tehdit ederlerdi. Arkadaşlarımın Commodore 64'ü vardı; benimse içinde sığınık halde yaşadığımız 10,000 kişilik ilçenin dışında üniversitede okuyan abim ve ablam, ve onlara bakmakla yükümlü babam, ve aynı gri paltoyu senelece giyen annem. Küçükken haberleri seyrederdim. TRT haberlerindeki diksiyonu mükemmel spiker “artık üçüncü çocuklar için memurlara çocuk yardımı yapılmayacak” dediğinde babam “&lt;i&gt;Özal&lt;/i&gt; bana senin için para vermiyor, ben de sana harçlık veremem artık” dediğinde çok dert edinmiştim kendime. O adam Tonton Amca mertebesinden Hırsız Herif mertebesine düşmüştü birden. Sonra, binbir tehdit ve gözdağı ile ilkokul müdürünün akvaryumundan yürüttüğüm lepistesler onları koyduğum cam turşu kavanozunun içinde ürüyorlardı ama yeni doğan yavruları hemen yiyiyorlardı. Liseye başlarken herkesin yeni çıkmış 21 jant 2 kadro Bisan bisikleti varken benim ortaokuldan kalma, babamın takdirname hediyesi BMX ile okula gidip geliyordum. Bir de çok kısaydım (şimdi çok uzunum sanki!). Okulda bana herkes “Bücür” diyordu. Hele ortaokulda sevdiğim kızlar -kız değil kızlar- yaz tatilinden benden bir karış uzun olacak kadar boy atmışlardı, travmatikti. Bir de orta 2'de beden eğitimi dersinde çocuğun biri şey'ini göstermişti; o da çok travmatikti -pek büyüktü zira!&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TDenyggtWfI/AAAAAAAAFmE/DQafU22KigU/s1600/Gandalf.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TDenyggtWfI/AAAAAAAAFmE/DQafU22KigU/s320/Gandalf.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;Yani pek büyük farkı yoktu sorunlarımın şimdi ile çocukluğum arasında. Şimdi de evdeki kedi &lt;i&gt;Fiko&lt;/i&gt;'nun biricik aşkı olan kadını seviyorum ve bu yüzden sarı, kısık ve hiddetli gözler ve 10 adet gayet sivri tırnak ile tehdit ediliyorum. Ben yaşındakilerin kotlarının göt cebinde askerlik tezkereleri varken ben olmamak için bin dereden su getiriyorum. &lt;i&gt;RTE&lt;/i&gt; memurun her türlü hakkını gaspediyor; fakat sokaklarda olsak da sökmüyor, mevziler tek tek düşüyor. 5 tane ile başlayan lepistes serüvenim 2 ay içerisinde 500 lepistesi buluyor, baş edemiyorum, toplu ölümlere şahit oluyorum. Lise arkadaşlarımın hepsinin en az bir çocuğu oldu, bizde daha karar bile yok. Bir de köseyim ve kelleşiyorum. Benim gibi memur olmayan arkadaşlarım uzun saçları ve sakallarıyla karşıma çıkıyorlar, çok travmatik. Bir de bir sene önce aldığım t-shirt ve pantalonların hiçbirinin içine giremiyorum; inatla kilo almaya devam ediyorum, çok çok travmatik. Neyse ki artık kimse şey'ini göstermiyor; ama ne yazık ki kimse memesini de göstermiyor!&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;O halde nedir bizi nostaljiye sürükleyen? Kanımca çocukken inanmaya çok daha açık ve hazıroluşumuz. Buna salaklık demek makul değil. Halihazırda &lt;i&gt;Hakan Şükür&lt;/i&gt;'ün gol attığı milli marşları kaybetmeyeceğimize de inanıyoruz, Eurovizyon'da Almanya'dan gelen 12 tam puanın aynı zamanda &lt;i&gt;Bach&lt;/i&gt;'ı da çıkartan Alman müzikseverlerinden geldiğine de; Kürt sorununun sadece ekonomik ve feodal mesele olduğuna da inanıyoruz, her tehditin Ergenekon içinde dava edilebileceğine de; nükleerin ulusal çıkarlarımız lehine olduğuna da inanıyoruz, haliç'in dibinde yatan altının çıkarılabileceğine de. Dahası özgür ve demokratik bir ülkede yaşadığımıza bile inanıyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TDelsUFgcVI/AAAAAAAAFlk/ZEqX-0ZqdNw/s1600/2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="256" src="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TDelsUFgcVI/AAAAAAAAFlk/ZEqX-0ZqdNw/s320/2.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;Dolayısıyla o çocukluk hali salaklık değil (ya da bu yetişkinlik hali ne kadar salaklıksa o da o kadar salaklık). Belki saflık. Hepimiz biliyorduk o rengarenk aslanların sonunda &lt;i&gt;Voltran&lt;/i&gt;'ı oluşturup karşılarındaki “kötü” robotu mat edeceğini. Ama oradan öğrendik örgütlü gücün ne demek olduğunu. “If the kids are United, They will never be defeated!”. Bireysel olan aslan yenilir, kolektif &lt;i&gt;Voltran&lt;/i&gt; yenilmez! &lt;i&gt;Clementine&lt;/i&gt;'nin başına bela açanların sonunda solucana, çiyana veya sürenen başka bir mahlukata dönüşüp cayır cayır yanacağını tabi ki biliyorduk ama o sayede anladık (ilahi) adaleti; biraz da ürktük tabi. “Gün gelecek, devran dönecek, zorbalar halka hesap verecek!”.  &lt;i&gt;Tom&lt;/i&gt;'un &lt;i&gt;Jerry&lt;/i&gt;'i, &lt;i&gt;Coyote&lt;/i&gt;'nin &lt;i&gt;Road Runner&lt;/i&gt;'ı, &lt;i&gt;Sylvester&lt;/i&gt;'ın &lt;i&gt;Tweety&lt;/i&gt;'yi yakalayamayacağını hep biliyorduk; ama sayelerinde sabırlı olmanın ne demek olduğunu anladık: tepeden aşağı düşsen de, midende dinamitler patlasa da, her tarafını köpekler pinçik pinçik etse de asla vazgeçme! “Get up Stand Up.. Don't give up the fight!”. Ama hep biliyorduk &lt;i&gt;Polyanna&lt;/i&gt;'nın, &lt;i&gt;Şeker Kız Candy&lt;/i&gt;'nin ve &lt;i&gt;Heidi&lt;/i&gt;'nin peş para etmez salak olduklarını.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TDelwfQEWpI/AAAAAAAAFls/v44P0JH0qOA/s1600/Edi_ve_B%C3%BCd%C3%BC.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TDelwfQEWpI/AAAAAAAAFls/v44P0JH0qOA/s320/Edi_ve_B%C3%BCd%C3%BC.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;Belki de rotamızı bu kadar çizdikleri için hala anıyoruzdur bunları. S&lt;i&gt;usam Sokağı&lt;/i&gt;'nı kim inkar edebilir ki?! Mesela, ilk önce “çek çek kürekleri, sür arabanı. Neşeli, keyifli, tasasız çıkar, hayatın tadını” olan dizelerde bir anlam bütünlüğü olmadığı için en sonunda bunun “sür sür arabanı, gez sokakları. Neşeli, keyifli, tasasız çıkar, hayatın tadını” haline gelişi çok önemlidir aslında. Bize hem doğrusal bir mantık dizisinin örneğini sunar hem de bir hayat dersi verir. Nolursa olsun “hayatın keyfini çıkar”. Yaaaa. Hadi bahsetmeden geçmeyeyim. Bir de hesap makinelerini silah gibi tutan, davaları matematik sayesinde çözen dedektifler vardı. Sonradan okuduğumuz &lt;i&gt;Dr. Ecco'nun Şaşırtıcı Serüvenleri'&lt;/i&gt;nin ve şimdilerde izlediğimiz &lt;i&gt;Numb3rs&lt;/i&gt;'ın öncülleriymiş bunlar. ---Yeter artık, yoksa &lt;i&gt;Yılmaz Erdoğan&lt;/i&gt; gibi “Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan/ Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam” deme moduna gireceğim. Tamam bu şiiri harbiden severim de o modu sevmem aslında...&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TDelA_OR-aI/AAAAAAAAFkM/BAI-FsKfptU/s1600/transformers_2_character_poster3.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TDelA_OR-aI/AAAAAAAAFkM/BAI-FsKfptU/s320/transformers_2_character_poster3.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;Bu konuyu yazmaya bir film seyredip de çok sinirlenince karar verdim: &lt;i&gt;Transformers: Revenge of the Fallen - Tranformers: Yenilenlerin İntikamı (2009)&lt;/i&gt;. &lt;i&gt;Transformers'&lt;/i&gt;ın ilk filmini &lt;i&gt;(2007)&lt;/i&gt; sevdiğimiz çizgi filmle pek alakası olmasa da izlenebilir bulmuştum. Filmde konu hakkında çok da mantıklı sorular sormanın anlamı yok.Yani en azından ben neden &lt;i&gt;Transformers&lt;/i&gt; fimini sevdiğimi yukarıda yaptığım gibi meşrulaştırmaya çalışmayacağım. İlk filmde olay gayet basitti aslında: kendi kaynaklarını yok eden bir ırk -robotlar- başka dünyaları sömürgeleştirir; fakat bu işe devam edebilmek için gerekli olan o ırkın gelmişini geçmişini barındıran ilim-irfan kutusu bir grup “barışçıl” robot tarafından kaçırılır. Dünyamıza kaçırılır daha doğrusu. O “kötü” robotlar bu kara kutuyu bulmak ve akabinde dünyayı sömürmek için dünyaya gelirler. Olay başlar. Küçük bir insan grubu ve koskoca &lt;i&gt;US Army&lt;/i&gt; de bir şekilde dahil olur olaya. Ve metropolis robotların boks ringine döner. Tamam, buraya kadar güzel. İyi ile kötünün savaşının en sonunda bittabi İyiler kazanır. Yani, “there is still hope”.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TDekz1ozuAI/AAAAAAAAFjs/CeZdHe96xhI/s1600/transformers2_3.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="136" src="http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TDekz1ozuAI/AAAAAAAAFjs/CeZdHe96xhI/s320/transformers2_3.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;Ama ikinci filmde bu sıradan ve basit konunun dahi içine ediliyor büyük bir özenle (Hep birlikte defalarca tekraralayalım: devam filmleri kötüdür, istisnalar kaideyi bozmaz). En başta, sevimli sarı robotumuz, tabi ki &lt;i&gt;Autobot&lt;/i&gt;'lardan, &lt;i&gt;Bumblebee&lt;/i&gt; ilk filmin sonunda sevdiğinin peşinden gider, bir avuç kalmış ırkdaşlarını terk eder ve &lt;i&gt;Sam Witwicky&lt;/i&gt;'nin &lt;i&gt;(Shia LaBeouf)&lt;/i&gt; koruyucu arkadaşlığına adar kendisini. Harbi &lt;i&gt;Autobot&lt;/i&gt;'tur vesselam! Oysa ikinci filmde garajda yaşamaya tutsak bir bekçi köpeği olarak görürüz kendisini. &lt;i&gt;Sam&lt;/i&gt; normal bir yaşam sürmek için üniversiteye giderken (!) onu yanına almaz ve evde bırakır. Gitmeden önce göz yaşları döken (gerçekten!) &lt;i&gt;Bumblebee&lt;/i&gt;'ye evde onu beklemesini, ortalıkta görünmemesini tembihler. &lt;i&gt;Bumblebee&lt;/i&gt;'nin ilk film sonunda izleyicinin gözünde edindiği o karizmatik yer, rezil rüsva olmuştur, sürünmektedir.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TDelRd6dzSI/AAAAAAAAFks/8KJz-uijM-M/s1600/transformers_revenge_of_the_fallen_bse_3.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TDelRd6dzSI/AAAAAAAAFks/8KJz-uijM-M/s320/transformers_revenge_of_the_fallen_bse_3.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;Sadece &lt;i&gt;Bumblebee&lt;/i&gt; olsa iyi ya, diğer robotlar da farklı değillerdir. Gayet gizli şekilde &lt;i&gt;Decepticon&lt;/i&gt;'larla olan savaş sürmektedir. Yalnız önemli bir farkla. &lt;i&gt;US Army&lt;/i&gt; ile ittifak etmişlerdir. Güya karşılıklı yardımlaşma anlaşması olsa da kıçıkırık Amerikan yüzbaşısı “robotlar hangara” dese tıpış tıpış gitmekte, “robotlar saldır” dese ölümüne ırktaşlarına girmektelerdir. “Komutanım tuvalete gidebilir miyim” havasındalar aslında. Tabi ki bir sür klişe var: en sonunda kendisinden kurnazca (ve Amerikalılarca komik) bir şekilde kurtulanılan, çok bilmiş, “artık yetki bende” diyen, sevilmeyen, şimdiye kadarki politikanın hiçbir işe yaramadığını savunan askerlikten gram nasibini almamış sivil gibi. Ama oysa şimdiye kadar izlenilen yol hep en doğru yoldur. İdeolojiye bak ideolojiye! Geçelim şimdilik...&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TDeljjK5mcI/AAAAAAAAFlU/y1sxRAKnWTg/s1600/TRF-10102_v01_med1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TDeljjK5mcI/AAAAAAAAFlU/y1sxRAKnWTg/s320/TRF-10102_v01_med1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;Her ne kadar çok da geçer sebep olmasa da devam filmleri mutlaka ilk filmden ikincisine nasıl geçeriz diye düşünür. &lt;i&gt;Transformers 2&lt;/i&gt;'de &lt;i&gt;Sam&lt;/i&gt;'in cebindeki imha edildiği düşünülen kara kutu'nun bir parçası sayesinde başarılıyor bu. O parça, kıymık, çocuğun çantasından düşüyor ve mutfak aletleri canlanıyorlar! &lt;i&gt;Gremlin&lt;/i&gt;'ler gibi ortalığı darmadağın ediyorlar ve evi yakıyorlar. Burada iki ihtimal olsa da film söylemiyor: ya mikser, fırın, mısır patlatma makinesi &amp;nbsp;&lt;i&gt;Decepticon&lt;/i&gt;'lar tarafından yerleştirilmiş ajanlar ve kara kutunun canlandırma enerjisi ile aktif hale geçiyorlar ya da her makine önkabul olarak &lt;i&gt;Decepticon&lt;/i&gt;. Ama filmin derdi bu değil. O yüzden hangisi bilemiyoruz. Hadi &lt;i&gt;Matrix&lt;/i&gt; kadar olamaz zaten de bi &lt;i&gt;Terminator&lt;/i&gt; kadar da mı 'makine ve insan'a dair küçücük ima olmaz birader?  &lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TDelWKRgahI/AAAAAAAAFk0/lmMY1UWkDWw/s1600/transformers_revenge_of_the_fallen_bse_4.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TDelWKRgahI/AAAAAAAAFk0/lmMY1UWkDWw/s320/transformers_revenge_of_the_fallen_bse_4.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;İlk filmde hem &lt;i&gt;Autobot&lt;/i&gt;'lar hem de &lt;i&gt;Decepticon&lt;/i&gt;'lar kendilerini insandan gizleme gereği duydukları için genelde araç formlarında ortalıkta dolanıyorlar: otomobil, tır, vinç, uçak (ama gemi yok. Zaten her robot karada, havada ve denizde hareket edebilirlerken neden gemi yok ki? - gereksiz bir soru).  Ama bu kez &lt;i&gt;Decepticon&lt;/i&gt;'lar &lt;i&gt;US Army'&lt;/i&gt;nin en büyük uçak gemisini ihtişamlı şekilde suya gömerek liderlerini (&lt;i&gt;Fallen&lt;/i&gt;) okyanusun derinliklerinden çıkartıyorlar ve dünyaya &lt;i&gt;Sam&lt;/i&gt;'i kendilerine teslim etmelerini aksi halde kıyameti kopartacaklarını söylüyorlar. Ama hala tüm robotlar o araç formundalar. Neden? Artık gizlenmiyorlar ama hala bir yere gitmek için otoyolu kullanıyorlar. İşte &lt;i&gt;Transformers &lt;/i&gt;olsun da nasıl olursa olsun hesabı.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TDeld-BPEJI/AAAAAAAAFlE/BCJJgPeN03w/s1600/transformers_revenge_of_the_fallen_bse_10.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TDeld-BPEJI/AAAAAAAAFlE/BCJJgPeN03w/s320/transformers_revenge_of_the_fallen_bse_10.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;Filmi öyle bir hale getirmişler ki &lt;i&gt;Autobot&lt;/i&gt;'lardan nefret ediyorsunuz. Aslında sadece bu filmin suçu değil bu. İlk filmde kendi geçmişlerini ait olmadıkları bir gezegen için yok eden, aslında toplumsal belleklerini imha eden ama yine de eğlenmeyi bilen, özgürümsü bireylerdi &lt;i&gt;Autobot&lt;/i&gt;'lar. Tarihsizleşmeleri ve kendi 'halk'ına karşı savaşmaları belki de özgür iradelerinin tecellisi olarak dahi kabul edilebilirdi. Ama ikinci filmde insanların köleleri durumuna gelişleri ve kendi ırkından olanlara karşı savaşmaları onları bir çeşit 'korucu' haline getirmişti. Hatta &lt;i&gt;Decepticon&lt;/i&gt;'lar üremek ve türlerini devam ettirebilmek için bir sürü zahmetle robot embriyonları üretirler. Ancak bu embriyolar yavaş yavaş ölür çünkü yavrucakların acilen enerjiye ihtiyaçları vardır. Filmin 'kötü'sü &lt;i&gt;Decepticon&lt;/i&gt;'lar bu yavrucakları kurtarabilmek için güneşi (ve haliyle dünyayı da) yok etmek zorundalar. Oysa karşılarında kendi ırkdaşlarına soykırım yapmaya hevesli &lt;i&gt;Autobot&lt;/i&gt;'lar var. Filmde tarih tecelli ediyor yine bir şekilde: birinin kötüsü diğerinin iyisi, birinin özgürlük savaşçısı diğerinin teröristi. &lt;i&gt;Fallen&lt;/i&gt; çocukları için çabalayan bir baba figürü değil mi aslında?&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TDek8cynb4I/AAAAAAAAFj8/CXdfPDRFboM/s1600/Transformers-2-Movie-Stills-megan-fox-5305564-2560-1548.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TDek8cynb4I/AAAAAAAAFj8/CXdfPDRFboM/s320/Transformers-2-Movie-Stills-megan-fox-5305564-2560-1548.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;Film tamamen aksiyon. Benim için çok da sorunlu bir şey değil bu çünkü iyi bir aksiyon izleyicisi sayılırım. Öyle ki&lt;i&gt; Trucks - Katil Kamyonlar&lt;/i&gt; veya &lt;i&gt;Anaconda&lt;/i&gt; gibi üçüncü sınıf Amerikan filmlerini bile iştahla izlerim. Yalan yok &lt;i&gt;Transformers&lt;/i&gt; bu açıdan gayet iyi. Patlayan Mısır Piramitleri, batan bir uçak gemisi, düşen helikopterler, bombalar, tanklar, makine yiyen makineler, taraf değiştiren robotlar....&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TDekF6UYN_I/AAAAAAAAFic/F0EzqZXQ47g/s1600/megan_fox3.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TDekF6UYN_I/AAAAAAAAFic/F0EzqZXQ47g/s320/megan_fox3.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;Ama yine de bu film çok sorunlu yahu. Aksiyon filmlerinin dahi kendi içinde tutarlı olmak zorunda kaldıkları yerler vardır. Mesela &lt;i&gt;Crank: High Voltage - Crank: Yüksek Voltaj&lt;/i&gt;'da &lt;i&gt;Chev Chelios (Jason Statham)&lt;/i&gt; ile &lt;i&gt;Eve Lydon (Amy Smart)&lt;/i&gt; atların yarış halinde olduğu hipodromun ortasında herkesin gözleri önünde sevişirler. Çünkü filmin göstermek için memeye, &lt;i&gt;Chev'&lt;/i&gt;in ise sarj olmak için sürtünmeye ihtiyacı vardır!  &lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TDekenyBxTI/AAAAAAAAFjM/i_YfcEwrFn8/s1600/original.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TDekenyBxTI/AAAAAAAAFjM/i_YfcEwrFn8/s320/original.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;i&gt;Transformers 2&lt;/i&gt;'nin yapımcıları ise ilk filmi bir çok kişinin &lt;i&gt;Megan Fox&lt;/i&gt; için izlediğinden hareketle, &lt;i&gt;Fox&lt;/i&gt;'u ikinci filme de dahil etmişler. Filmde bol bol (Allah'a şükür) &lt;i&gt;Megan Fox&lt;/i&gt;'un memelerini ve bacaklarını izliyoruz (ve de mest oluyoruz). Ama kardeşim &lt;i&gt;Mikaela&lt;/i&gt;'nın (&lt;i&gt;M. Fox&lt;/i&gt;) filmde hiçbir fonksiyonu yok. Habire &lt;i&gt;Sam&lt;/i&gt;'in arkasında robotlardan kaçıyor veya bomba yakınına düşünce şöyle bir savruluyor. Tek işlevi var: &lt;i&gt;Sam&lt;/i&gt; ölüyor gibi olduğunda “seni seviyorum, uyan daha sevişeceğiz” demesi ve akabinde &lt;i&gt;Sam&lt;/i&gt;'in uyanıp misyonunu tamamlaması. Haaa tabi bir de köpek boyutundaki bir dönek robotun &lt;i&gt;Mikaela&lt;/i&gt;'nın bacağını becermeye çalışması var. Vayy. &lt;i&gt;Fox&lt;/i&gt;'umuz robot-köpeklerin bile fantezi dünyasını işgal ediyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TDekbc9_e6I/AAAAAAAAFjE/8dW6ejazzP0/s1600/mikaela.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TDekbc9_e6I/AAAAAAAAFjE/8dW6ejazzP0/s320/mikaela.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;Yapımcılara tek güzel yetmemiş olacak ki kadroya poposu harika bir afet daha eklemişler (yine Allah razı olsun), bundan sonra bol bol görmeyi umduğumuz &lt;i&gt;Isabel Lucas&lt;/i&gt;'ı. Ama &lt;i&gt;Megan Fox&lt;/i&gt;'tan daha afili bir rol üsleniyor filmde. Gelgelelim gözleri az biraz &lt;i&gt;Alice&lt;/i&gt;'den (&lt;i&gt;I. Lucas&lt;/i&gt;) ayırıp düşündüğümüzde filmin bir çok fasosuyla daha karşılaşıyoruz. Zira &lt;i&gt;Alice&lt;/i&gt; bir &lt;i&gt;Decepticon&lt;/i&gt;'dur ama bir şekilde insan formundadır. Allem eder kallem eder &lt;i&gt;Sam&lt;/i&gt;'i yatağa atar. &lt;i&gt;Mikaela&lt;/i&gt; onları uygunsuz bir pozisyonda yakaladığında süper mini eteğinin altından çıkan robot kuyruğu ile &lt;i&gt;Sam&lt;/i&gt;'e saldırmak üzeredir. Eeee öyleyse sorular:&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TDelfXfiFFI/AAAAAAAAFlM/KHxwnAT-li4/s1600/Transformers-Revenge-of-the-Fallen-isabel-lucas-8713393-359-399.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TDelfXfiFFI/AAAAAAAAFlM/KHxwnAT-li4/s320/Transformers-Revenge-of-the-Fallen-isabel-lucas-8713393-359-399.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;1. Madem robotlar insanlar arasında saklanmak istiyorlardı vakti zamanında ve insan formuna transform etme teknolojisine sahiplerdi, neden hepsi insan olmadı? Olası yanıt: boyutlarından dolayı. O zaman takip eden soru: Peki bir tır (&lt;i&gt;Optimus Prime&lt;/i&gt;) nasıl gökdelen boyutunda olabiliyor o zaman?&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TDekt9IVdkI/AAAAAAAAFjc/q2ilbJ0WUBw/s1600/ravage.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TDekt9IVdkI/AAAAAAAAFjc/q2ilbJ0WUBw/s320/ravage.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;2. &lt;i&gt;Alice&lt;/i&gt;'in metal kuyruğunun &lt;i&gt;Sam&lt;/i&gt;'in kafasına hücumu &lt;i&gt;Spider-Man 2&lt;/i&gt;'deki &lt;i&gt;Dr. Octovius'u (Alfred Molina),&lt;/i&gt; bir &lt;i&gt;Decepticon&lt;/i&gt;'un bilgiye erişmek için seksi bir dişi haline gelmesi &lt;i&gt;X-Men&lt;/i&gt;'deki &lt;i&gt;Mystique'yi (Rebecca Romjin)&lt;/i&gt; ve gerçek öğrenilsin diye &lt;i&gt;Sam&lt;/i&gt;'e böcek formundaki bir robotun yutturulma hadisesi &lt;i&gt;Matrix&lt;/i&gt;'teki &lt;i&gt;Neo'yu (Keanu Reeves) &lt;/i&gt;gereğinden fazla hatırlatmıyor mu?&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TDekJNf4z3I/AAAAAAAAFik/_eWmw8Y2dAQ/s1600/megan_fox_exclusive_transformers_2-wide.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TDekJNf4z3I/AAAAAAAAFik/_eWmw8Y2dAQ/s320/megan_fox_exclusive_transformers_2-wide.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;3. Hatunun illa bilgi alması için hedefini yatağa atması mı gerekiyor? Eh, &lt;i&gt;James Bond&lt;/i&gt; filmleri biraz da &lt;i&gt;Bond Kızları&lt;/i&gt; sayesinde hatırlanıyorsa, pazarlama için gayet de mantıklı bir seçim. Baksanıza biz bile filmi konu eden bir blog sayfasına kaç tane 'güzel hatun' fotosu koyduk...&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TDekVNaL79I/AAAAAAAAFi8/G4259yqTgVE/s1600/megan-fox-transformers-2-sexy.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TDekVNaL79I/AAAAAAAAFi8/G4259yqTgVE/s320/megan-fox-transformers-2-sexy.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;Velhasıl kelam, bu filmi izlemeyi düşünenler, boktan bir senaryoyu, metalik gıcırtıları, gri ve duygusuz robotları, birbirinden berbat oyunculukları, sayısız klişeyi ve habire inatla önünüze sürülen &lt;i&gt;Megan Fox&lt;/i&gt;'un memelerini de göz önüne almalı. Filmdeki aksiyon yoğunluğuna ve güzel kadınlara rağmen bitse de kurtulsak dediğim bir film oldu benim için. Ama bana bu kadar şey de yazdırdı. Yine de neden bu filme bu kadar sinirlendiğimi yazayım: bu film o güzelim çocukluğumuzdaki efsane &lt;i&gt;Transformers&lt;/i&gt;'ın katili! Hala &lt;i&gt;Bumblebee&lt;/i&gt;'nin, &lt;i&gt;Optimus Prime&lt;/i&gt;'ın, &lt;i&gt;Starscream&lt;/i&gt;'in, &lt;i&gt;Ironhead&lt;/i&gt;'in adını hatırlıyorum o çizgi filmden. İçin&lt;span id="goog_1025675698"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span id="goog_1025675699"&gt;&lt;/span&gt;e etmişler efsanenin. Film belki de tek bir açıdan iyi; filmden iyi wallpaper çıkıyor :)  &lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TDekxqLXa1I/AAAAAAAAFjk/xFr26uz7_cE/s1600/tf2_dtop11_1920x1200.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TDekxqLXa1I/AAAAAAAAFjk/xFr26uz7_cE/s320/tf2_dtop11_1920x1200.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TDekM93xNsI/AAAAAAAAFis/P-UR7byCT2s/s1600/megan-fox-sexy-transformers-2-photos.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TDekM93xNsI/AAAAAAAAFis/P-UR7byCT2s/s320/megan-fox-sexy-transformers-2-photos.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;----------------------------------&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;Hadi bir de son not olsun:&lt;/b&gt; Filmi &lt;i&gt;Michael Bay&lt;/i&gt; yönetmiş. Daha önce bizim için bir başka efsane olan &lt;i&gt;The Rock - Kaya (1996)&lt;/i&gt; filminin de yönetmeniymiş. Bildiğimiz diğer filmleri &lt;i&gt;Armageddon (1998), Pearl Harbor (2001), Bad Boys 2 - Çılgın İkili 2 (2003) &lt;/i&gt;ve &lt;i&gt;The Island - Ada (2005)&lt;/i&gt; imiş. Anlaşılan aksiyon sahnelerini boşuna sevmemişim. Yalnız bir şey daha dikkatimi çekti, Bay'in yönettiği diğer filmlerde 'seksi kadın' faktörü o kadar da önemli değilmiş &lt;i&gt;Transformers&lt;/i&gt;'a kadar. (Şimdi &lt;i&gt;Armageddon&lt;/i&gt;'un &lt;i&gt;Liv Tyler&lt;/i&gt;'ı ile &lt;i&gt;Megan Fox&lt;/i&gt;'u da bir tutmayalım lütfen). Demek ki işin hinliği yapımcılardaymış....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TDej94dQznI/AAAAAAAAFiM/DGFpA5koQok/s1600/2009_transformers_revenge_of_the_fallen_051.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TDej94dQznI/AAAAAAAAFiM/DGFpA5koQok/s320/2009_transformers_revenge_of_the_fallen_051.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TDekomSlRBI/AAAAAAAAFjU/zJKgsVBuVTo/s1600/photo001.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TDekomSlRBI/AAAAAAAAFjU/zJKgsVBuVTo/s320/photo001.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3945549697009939008-4365334805163260037?l=guhercile.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guhercile.blogspot.com/feeds/4365334805163260037/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3945549697009939008&amp;postID=4365334805163260037&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/4365334805163260037'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/4365334805163260037'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guhercile.blogspot.com/2010/07/transformers-ii.html' title='transformers II'/><author><name>gezenbezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14025591256240834451</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/S_r0oUa2IkI/AAAAAAAAE4I/b3KSJvNkgKo/s400/2010_04_21__6741.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TDeu4uZXpMI/AAAAAAAAFmM/i35rFELWslc/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3945549697009939008.post-47247699620868776</id><published>2010-06-30T17:03:00.006+03:00</published><updated>2010-07-10T16:17:01.967+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mark Ruffalo'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='edebiyat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Julianne Moore'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Danny Glover'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Jose Saramago'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gael Garcia Bernal'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fernando Meirelles'/><title type='text'>körlük</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Jose Saramago&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt; 88 yaşında aramızdan ayrıldı. Ölüm haberini gazetelerde okuyana kadar  &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Saramago&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt; benim için sadece bir kaç kitabını okuduğum, takdir ettiğim ve eğer günün birinde bir roman yazacaksam kesinlikle taklitçisi olacağım biriydi; şimdiyse yeterince hakkını veremediğim bir yazar. Aslında kitaplarının bir çoğundan haberim olsa da sadece ikisini okuyabilmişim şimdiye dek: &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Körlük (&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Ensaio sobre a Cegueira - 1995&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;)&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt; ve &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş (&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;As Intermitências da Morte - 2005&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;)&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;. Hatta bir zamanlar kendime hazırladığım okunacaklar listesinde &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Yitik Adanın Öyküsü'nü (&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;A jangada de pedra&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;)&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt; de koymuşum ama okumak nasip olmamış.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TCtKwP0GYrI/AAAAAAAAFVc/GXWMQ76_xHU/s1600/saramago1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" height="310" src="http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TCtKwP0GYrI/AAAAAAAAFVc/GXWMQ76_xHU/s320/saramago1.jpg" width="320" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;İlk kez bir derste zorunlu okuma olarak verilmişti &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Körlük&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;. O zamana dek pek haberimiz yoktu &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Saramago&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;'dan. Gerçi yıl 1998 ya da 1999 olmalı. Yani &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Saramago&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;'nun Nobel Edebiyat Ödülünü aldığı zamanlar. Yani bizim Türkiye'de basılmış bilim-kurgu külliyatını hatim etme çabasında olduğumuz  zamanlar. O yüzden &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Körlük&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;'ü sanki bir bilimkurguymuşcasına okumuştuk. Şimdi burada bilim-kurgu edebiyatından ne anladığımıza uzun uzun girişmeyelim; zira mevzu uzundur. O hissiyatla okumuştuk diyelim.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TCtKh6kAO6I/AAAAAAAAFUk/5uUF8z2QlbU/s1600/k%C3%B6rl%C3%BCk+kapak.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TCtKh6kAO6I/AAAAAAAAFUk/5uUF8z2QlbU/s200/k%C3%B6rl%C3%BCk+kapak.jpg" width="137" /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-text-decorations-in-effect: none; color: black;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-text-decorations-in-effect: none; color: black;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Politik bilincimizin yavaş yavaş şekillenmeye başladığı sıralarda &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Körlük&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;'ü okumak garip ama güzel bir tesadüf olmuştu. Hadi tesadüf deyip hakkını yemeyeyim kimsenin, bunu zorunlu okuma olarak veren Hoca'nın da bir amacı varmış belli ki. İktidar denilen o mefhumla böyle zekice uğraşmak, güya olağanüstü bir dünyada bizim olağan dünyayı anlatmak, ama bunu yaparken de ince bir ironiyi tutturmak &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Saramago&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;'yu bizim 'sıkı yazarlarımız' arasına sokmaya yetmişti de artmıştı bile. &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Körlük&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;’te kullandığı bir kavram bile yeterliydi bizim için: Beyaz Körlük.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;“Araba kullanan biri aniden kör olur ve kaza yapar”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TCtKc4cK_4I/AAAAAAAAFUU/XHRJGDCxM04/s1600/gulf+war" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" height="218" src="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TCtKc4cK_4I/AAAAAAAAFUU/XHRJGDCxM04/s320/gulf+war" width="320" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Beyaz körlük o kadar yerinde bir metafor ki neye koysan uyacak gibi görünüyor. Aslında Körfez Savaşı olmadı diyen &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Baudrillard&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;’ı alın mesela. O kadar yoğun bir bilgi bombardımanı vardı ki benim gibi o sıralarda çocuk olanlar bile sabahlara kadar oturup CNN canlı yayınının o komik simültane çevirisini dinleyip atılan bombaların isimlerini ezberliyorduk; Patriot ve Scud. Savaş evlerimizin içine girmişken (ve yurdun bazı bölgelerinde karartma uygulanıyorken ve yurdun tümünde sığınaklar hızla elden geçirilirken) aslında insanoğlu olarak da bir o kadar dışındaydık o savaşın. Ölenler ekranda ölüyorlardı, vurulan kentler (Bağdat veya Tel Aviv) sadece haritalarda işaretli yerlerdi, &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Saddam&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt; petrol kuyularını ateşe vermişti de defalarca kez petrole bulanmış can çekişen karabatakı izlemiştik. O &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Peter Arnett&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;’in verdiği bilgiler o kadar akın akın gelmişti ki gözlerimize yurt hudutlarından 2 km içerideki trajediyi ancak oralardan kopup gelen peşmergeler sayesinde anlayabilmiştik. Yaşanılan bir körlüktü, beyaz körlük. Gördüğümüz ama görmek istemediğimiz bir gerçeklik…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Körlük&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt; de böylesi bir körlüğü konu almış bir romandı. Dünya üzerindeki herkes kör olsa ne olur? En başta ilginç hatta fantastik bir soru gibi geliyor. Oysa halihazırda da bir körlük durumu içinde yaşadığımızı düşünürsek yanıt gayet de basit: farklı hiçbir şey olmaz. &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Körlük&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;’te varılan nokta bu!  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TCtKvRy0CXI/AAAAAAAAFVU/Y29SRYTSF4k/s1600/post-apo.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" height="194" src="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TCtKvRy0CXI/AAAAAAAAFVU/Y29SRYTSF4k/s320/post-apo.jpg" width="320" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Herkes kör olduğunda kent yaşamı bildiğimizden farklılaşır, insanlar değişir, düzen bozulur, kaos baş gösterir vs. &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Saramago&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;’nun anlattığı belki de post-apokaliptik bir dünya gibi görünür en başta. Mal, mülk, statü, iktidar, otorite, ayrıcalıklar, yoksunluklar, her şey el değiştirir AMA yok olmaz. Bir çeşit darbe/devrim halidir. Değişmeyen şeyler de vardır tabi: meşru şiddet tekeline sahip olan ama olayı engellemeyi bırakın onu çıkarına kullanma hesapları peşinde olan devlet.  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TCtKOscV8aI/AAAAAAAAFTU/giBauvu5raQ/s1600/afis.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TCtKOscV8aI/AAAAAAAAFTU/giBauvu5raQ/s320/afis.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Daha sonraları &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Körlük, Cidade de Deus – TanrıKent&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt; ve &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Cidade dos Homens – İnsanKent&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;’in yapımcı/yönetmeni ve &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;El Baño del Papa – Papa’nın Tuvaleti’&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;nin yapımcısı da olan &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Fernando Meirelles&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt; tarafından sinemaya 2008'de aktarıldı. Daha önce kitabı okumuş olanlar filmi tabi ki beğenmediler (çünkü uyarlamalar genellikle kötüdür!) çünkü “&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Saramago&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;’nun kalemi ile yaptığını &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Meirelles&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt; kamerası ile yapamamıştı”. Bence çok acımasız bir eleştiriydi bu. Çünkü &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Körlük&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt; denilince aklıma bu filmden sahneler de geliyor ama, örneğin, &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Yüzüklerin Efendisi&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt; deyilince aklıma ilk önce &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;J.R.R. Tolkien&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt; geliyor.  Bu da benim ispat yöntemim! Neyse, &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Körlük&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;’ü sahneler üzerinden anlatmak istiyordum da onun için bu kadar gevezelik yaptım. Konuya geri dönelim.  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TCtK4gVq3TI/AAAAAAAAFV0/huCD3uYOOVY/s1600/tecav%C3%BCz.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TCtK4gVq3TI/AAAAAAAAFV0/huCD3uYOOVY/s320/tecav%C3%BCz.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Körlük&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;’te tüm şehir kör olurken (devlet mensupları hep azadedir zaten)  sadece bir kişi &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Doktorun Karısı (Jullianne Moore) &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;bu vahim hadisenin dışında kalır. Körlük salgın gibi yayılırken &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Doktorun Karısı&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt; sayesinde kaybolan kenti ve insanlığı izleriz. Açlık yüzünden ellerine geçen her şeyi yiyen, artık kimse görmediği için her yere sıçan insanlar, karısını, çoluğunu, çocuğunu arayanlar, yardım dilenenler, can çekişenler… &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Doktorun Karısı&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt; her nedense gördüğünü eşi dışında herkesten gizler ve oradaki buradaki sefil insanları bir grup haline getirerek onları hayatta tutmaya çalışır. En sonunda devlet bunları hastanemsi bir yere tıkar ve orada karantinaya terk edilirler.  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TCtKZrJPw2I/AAAAAAAAFUE/efI6k3dIKOE/s1600/gael.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TCtKZrJPw2I/AAAAAAAAFUE/efI6k3dIKOE/s320/gael.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Romanı (veya filmi) anlatmaya gerek yok tabi ki. Ama etkisini anlatabilirim. Romanı okuyanları toplu halde yakalayamadığıma göre bunu film üzerinden yapabilirim ancak. Genelde verilen tepkiler şunlardı: &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Doktorun Karısı&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt; görüyorken neden bunu kendisine kar olarak çevirmiyor? İnsanlar neden hala giyinik kalmaya çalışıyor? Diğer koğuşun ağası (&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Bartander – Gael Garcia Bernal&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;) bir silah bulup yemeğe el koyunca para ve mücevher gibi değerli eşyalar istiyorlar, neden? Ne işlerine yarayacak ki? Mal mülk bitince diğer koğuşun kadınlarını istiyorlar ve diğer koğuş buna uyuyor, neden? Gören tek kişi bile neden bu tecavüzü kabul ediyor? Neden silahı öyle ya da böyle ele geçirip &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Bartander&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;’i saf dışı bırakmıyor?  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TCtKhJsBPQI/AAAAAAAAFUc/IoJLVsgtr_U/s1600/k%C3%B6r.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TCtKhJsBPQI/AAAAAAAAFUc/IoJLVsgtr_U/s320/k%C3%B6r.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Doktorun Karısı görüyor oluşunu çıkar sağlamak için kullanmıyor çünkü kullanamaz. Bırakın bunu gördüğünü kimseye söyleyemez bile çünkü güvenlik kaygısı taşır. Önümüzde olup bitenlere güvenlik kaygısı yüzünden ses çıkarmayan yüzlerce, binlerce kişi gibi. Beyaz Tavşan’ı izlemeyenlerimiz gibi. Daha dün Hatay’da kekik toplamaya yaylaya çıkan köylüler terörist sanıldı diye askerler tarafından vuruldular. Buna dair nasıl bir toplumsal tepki duyduk ki Allah aşkına? Şimdi Ergenekon ayağına askere karşı az çok cılız sesler çıkıyor, ama konu edilen yine vurulan köylüler değil. Konu sadece ordu ile hesaplaşma. Görüyorken de kör numarası yapabilirsin, hepimizin yaptığı gibi!  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TCtOXKfbkjI/AAAAAAAAFV8/4FQMjvWyiFw/s1600/blindness.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TCtOXKfbkjI/AAAAAAAAFV8/4FQMjvWyiFw/s320/blindness.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;İnsanlar birbirini görmüyorlarken hala giyinik kalmaya çalışır çünkü normlar içselleştirilmiştir. Kadınların saçını açması veya kapamasının ulusal bütünlük meselesi haline gelmesi, Alanya çarşısının bikini ile gezilmesinin yasaklanması, memurların kılık kıyafet yönetmeliği ne kadar mantıklı ise o da o kadar mantıklı işte. Bir antropolog kadın Afrika’da bir kabileye gittiğinde üzerindeki kıyafetlerle kendisini çıplak olarak hisseder ve bundan o kadar rahatsız olur ki üzerindekileri çıkarıp ateşe attığında, göğüsleri ilk kez güneşi gördüğünde ancak kendisini ‘giyinmiş’ hisseder. Hatta bununla ilgili hoş bir film de vardı: &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Les Textiles - Çıplak Tatil&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;. Bu giyinik veya soyunuk olmayı bakan gözle eşitlemenin mantıksal sonucu işte.  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TCtKsERT1YI/AAAAAAAAFVE/3M9Bc78NFBg/s1600/m%C3%BCcevher.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TCtKsERT1YI/AAAAAAAAFVE/3M9Bc78NFBg/s320/m%C3%BCcevher.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Mücevher ve para bir görenin ne kadar işine yarıyorsa bir körün de o kadar işine yarar. Körlerin dünyasında artık paranın geçmez olduğunu düşünmek bana tutarsız geliyor.  Meta değeri olmadan mücevheri (ne bileyim altını, elması, gümüşü, zümrütü vs.) görüntüsüyle birlikte hoş olarak düşünebiliriz belki. Ama onları bizim için değerli kılan şey estetik değeri değil meta değeri. Hepimiz kör olsak bu meta değeri yok olmayacak ki! Sadece o an için o değeri bir değişim için kullanamazsınız ama bu bile geçici bir şey. Yemek için &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Bartander&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;'in aldığı para &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Bartander&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;'in pek hoşlanmadığı ranzasını değiştirmek için bir başkasına önerilebilir pekala. Filmde böyle bir şey yok çünkü &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Bartander&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;'in buna ihtiyacı yok çünkü zaten elinde bir silah var. İşte can alıcı nokta elinde kapital veya şiddet aracı varsa sen kralsın! Görenler dünyasından bir farkı yok.  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TCtKSMM73SI/AAAAAAAAFTk/qD9jYmGjqwU/s1600/blindness_13.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TCtKSMM73SI/AAAAAAAAFTk/qD9jYmGjqwU/s320/blindness_13.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Kadınları yemek alabilmek için diğer koğuşa 'gönderiyorlar'. Talep eden erkekler, talebi karşılayan erkekler, talep edilen kadınlar.  &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Saramago Körlük&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;'te bu kadar üzerinde durmasa da filmdeki can alıcı noktalardan biri de burasıydı. Neden &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Doktorun Karısı&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt; bir şey yapmıyor? Neden yapmasını bekliyoruz ki? Kadınların olabildiğince meta haline geldiği şu kapitalizmden ne farkı var ki bunun? Koğuşa giden kadınların kimisi gönülsüz olduğu için onlara tecavüz ediliyor; bazı kadınlar da gayet sevişgen (!) oldukları için habire diğer koğuşa geçip duruyorlar. İyi de bunun neresi garip? Gazetelerin internet sitelerinde saçmasapan bir sürü bahaneyle kadın bedenlerini içeren yüzlece galeri yok mu? Oradaki kadınların bir çoğu metalaştırdıkları bedenlerinden para kazanıp mutlu ve mesut bir yaşam sürmüyorlar mı?  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Peki &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Doktorun Karısı&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt; neden bu tecavüze razı oluyor bu durumdan kaçabilecekken sorusuna bir sürü yanıt verilebilir. Bence en basit cevabı şu:  korku. İçinde yaşadığımız sistemin defalarca kez tecavüzüne uğruyorken biz neden hiçbir şey yapamıyoruz da o 'gönüllü' kadınlar gibi habire gidip sistemin tecavüzüne gönüllü maruz kalıyoruz?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TCtKTM32HUI/AAAAAAAAFTs/C28UksvO82c/s1600/blindness_16.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TCtKTM32HUI/AAAAAAAAFTs/C28UksvO82c/s320/blindness_16.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Dışarıda karantina altındakileri kontrol etmek için nöbette bekleyen askerler de tek tek bu beyaz körlük hastalığına yakalanıyorlar (yanlış hatırlamıyorsam filmde böyle değildi). Fakat herkes hasta olsa da karantinadakiler içeride nöbettekiler dışarıda kalıyorlar. Herkes onlara biçilen rolü oynamaya devam ediyor. Yani hiçbir farkı yok!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TCtKxN1CkoI/AAAAAAAAFVk/S5UzlvHs5pU/s1600/saramago2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TCtKxN1CkoI/AAAAAAAAFVk/S5UzlvHs5pU/s320/saramago2.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm; text-decoration: none;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Saramago&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;'yu hatırlarken bunları da hatırladım. Dediğim gibi öldğünü duyuncaya kadar onun hakkında pek de bir şey bilmiyordum.  Kendisi ölümüne kadar 41 yıl Portekiz Komünist Partisinin aktif üyesiymiş. Nobel'i kazandığında bir kitap fuarındaymış ve ödül kendisine haber verildiğinde editörü ondan fuarda kalmasını istemiş. Kendisi şu cevabı ile edebiyat dünyasında saygın bir yer edinmiş: “bırakın da karıma gideyim!”.  Önce yazdığı yazılar yüzünden anti-semitik olmakla suçlanmış, sonra da &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;O Evangelho Segundo Jesus Cristo&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;- İsa'ya göre İncil &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;isimli romanı yüzünden fanatik hristiyanlardan tehditler alınca ve eseri Portekiz Hükümeti tarafından sansüre uğratılınca Kanarya Adaları'na taşınmak zorunda kalmış. Ölümünden sonra Vatikan'ın resmi gazetesi sayılabilecek &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;l'Osservatore Romano&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt; gazetesi &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Saramago&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;'yu 'din karşıtı ideolog' ve 'popülist bir aşırılıkçı' olarak tanımlamış. 20.000 kişilik cenazesine &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Raul &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;ve &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Fidel Castro&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt; da çelenk göndermiş. İşte hayatımızdan gelip geçen eşsiz bir yazarın ve onun beni okuduklarımdan en sevdiğim olan &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Körlük'&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;ün bende bıraktıkları. Rahat uyu &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Saramago&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;.   &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm; text-decoration: none;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TCtKzQSCgjI/AAAAAAAAFVs/iq1clZ37ldE/s1600/Saramago+3.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TCtKzQSCgjI/AAAAAAAAFVs/iq1clZ37ldE/s320/Saramago+3.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm; text-decoration: none;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm; text-decoration: none;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Sinemasal Not:&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm; text-decoration: none;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TCtKQHXzlRI/AAAAAAAAFTc/puU9dHQGcds/s1600/blindness_03.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TCtKQHXzlRI/AAAAAAAAFTc/puU9dHQGcds/s320/blindness_03.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm; text-decoration: none;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm; text-decoration: none;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Filmde kanımca Hollywood'un en silik yüzlü aktristlerinden olan &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Julliene Moore&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;'un kullanılması pek isabet olmuş. Olağandışı hadisenin sıradan güzeli. Güzeli tabi, Hollywood'dan bahsediyoruz. Olması gerektiği gibi oynamış.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm; text-decoration: none;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TCtKbpPB5ZI/AAAAAAAAFUM/cMzdFBPn6Xs/s1600/gael2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TCtKbpPB5ZI/AAAAAAAAFUM/cMzdFBPn6Xs/s320/gael2.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm; text-decoration: none;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm; text-decoration: none;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Ama öte yandan &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Gael Garcia Bernal&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;'i böyle bir rolde görmek beni pek mesut etti. Pek çok kadın arkadaşım bunu kıskançlığıma yorsa da &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;GGB&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;'nin o temiz yüzlü, çocuksu ama romantik, has duyguların insanı karakterinin dışına çıkması ve koğuş ağası pozisyonunda bir tecavüzcüye dönüşmesi çok iyiydi. Adamcağız tüm hayatını &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;The Motorcycle Diaries - Motorsiklet Günlükleri&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;'ndeki o karizması ile geçirmeyecekti ya!&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm; text-decoration: none;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm; text-decoration: none;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Ve son olarak film gereğinden fazla didaktikti. Tamam yahu anladık, insanlar artık kimse görmediğinde ve gitmeye üşendiklerinde yerlere sıçıyorlar, üzerine basıp kayıp düşüyorlar. Bunu zoom in/out'larla göstermenin alemi ne? Görsellik bazı yerlerde konunun o kadar üzerine çıkmış ki harbiden de zavallı insanları izlemeye başlıyorsunuz. Oysa &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Sarmago Körlük&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;'te bizim zavallılığımızı anlatmıyor muydu?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3945549697009939008-47247699620868776?l=guhercile.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guhercile.blogspot.com/feeds/47247699620868776/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3945549697009939008&amp;postID=47247699620868776&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/47247699620868776'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3945549697009939008/posts/default/47247699620868776'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guhercile.blogspot.com/2010/06/korluk.html' title='körlük'/><author><name>gezenbezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14025591256240834451</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/S_r0oUa2IkI/AAAAAAAAE4I/b3KSJvNkgKo/s400/2010_04_21__6741.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TCtKwP0GYrI/AAAAAAAAFVc/GXWMQ76_xHU/s72-c/saramago1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3945549697009939008.post-3764244563580786483</id><published>2010-06-18T21:37:00.010+03:00</published><updated>2010-06-18T22:28:10.091+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='zaman'/><title type='text'>zaman</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Ne zaman zamanla ilgili bir film izlesem yamulup kalıyorum. Benim gibi sinemayı sanattan ziyade bir eğlenme aracı olarak algılayan biri için iyi bir kurgu çoğu zaman en aranılan şey oluyor. Zaman ile uğraşan bir film ise, bu kurgu ne kadar mükemmel olursa olsun, bir sorun haline geliyor. Zaman konusuna çok kafa yorduğum için veya ilk gençlik yıllarımda &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Hawking&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;'in o çok meşhur bestseller'ı &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Zamanın Kısa Tarihi&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;'ni çok sevdiğim için değil, bu kavramı bir türlü kayrayamayışımdan. Böylesi filmler o yüzden çok sorunlu oluyor ya; kurgu mu bir zaman, yoksa zaman mı bir kurgu? Gerçi bununla boğuşmak da pek bi eğlenceli. Belki de zamanlı filmleri habire zamansız izleyip duruşum da bundan.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="font-style: normal; font-weight: normal; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TBu4P7KfoGI/AAAAAAAAFRA/Lvj0_mU3Ouc/s1600/kum+saati.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TBu4P7KfoGI/AAAAAAAAFRA/Lvj0_mU3Ouc/s320/kum+saati.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: normal; font-weight: normal; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Neymiş efendim zaman iki eylem arasında geçen süreymiş.  Tamam. Süre de bir zaman kesitiymiş. Bu da tamam! Öyleyse zaman iki eylem arasında geçen zaman kesitiymiş. Yaaa, anladık mı? Hayır! Ben anlamadım. Başka tanıma baktım: zaman iki hareket arasında geçen süreymiş. Bu daha da karışık. Hareket zaten zaman ölçeğine bağlı bir şey-eylem. Yani ne oluyor: zaman, iki zamana bağımlı eylem arasında geçen zaman kesitidir. Hahaha çok eğlenceli harbiden. Bana en makul gelen zamanı uzay ile birlikte düşünmek, yani üç boyutu sarıp sarmalayan içkin dördüncü boyut. İnsan algısının kıyas yöntemi ile 'var' dediği şey. Yaşanmış an ile yaşanan anı karşılaştırmak için geçerli varsayılan ölçek. Peki 'an nedir' diye düşünürsem, kafayı yiyeceğim. Emin olduğum bir şey var ki o da zamanın göreliliği ve göreceliliği. Görelilik maddeden, görecelik algıdan (Barnett demiş ki; rengi ayırt edecek göz yoksa renk diye bir şeyin olamayacağı gibi, zamanı gösterecek bir olay olmadıkça bir an, bir saat ya da bir gün hiçbir şey değildir). Velhasıl kelam bu iş beni aşar. Ben sadece o basit gösterilen olarak gösterenin göstergesine bakarım!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TBu4UT_zukI/AAAAAAAAFRg/MjMOua1x_58/s1600/sat.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TBu4UT_zukI/AAAAAAAAFRg/MjMOua1x_58/s320/sat.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Sinemada zaman genellikle anlatılmak istenen neyse onu güçlendirmek için kullanılıyor.  Zaman bir ardıllık dizisi de olabiliyor, alternatif yollar da; kaderin üzerinde ilerlediği bir hat da olabiliyor, özgür iradenin tecellisi de. Ne var ki zamanın film içerisinde nasıl kurgulandığı ne olursa olsun ideolojik göndermeler yapıyor. Elinizde bir kamera varken, film çekimleri bittikten sonra daha fazla süreyi postprodüksüyona harcıyorken yani kurguyu istediğiniz gibi eğip bükebiliyorken zamanı hala nasıl çizgisel bir doğru veya döngüsel bir çember şeklinde alma eğilimi taşırsınız ki? Çok mu gerçekçi sinemalar yapılıyor, ondan mı? Ya da asıl soru, bu zaman dediğiniz şey o kadar mı gerçek?&amp;nbsp;Hey, heyy...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: normal; font-weight: normal; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: normal; font-weight: normal; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Sinemanın teknik olanaklarından bihaber olduğum için ve de sadece naçizane bir sinema izleyicisi olduğum için zaman kavramına sadece kurgu üzerinden bakabiliyorum. Ne yazık ki modernist zihin işleyişinden azade ol(a)madığım için de kategorik düşünüyorum. &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Baskın Oran&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt; 100 yıllık modern Türkiye tarihini tablolar,  grafikler ve kategoriler üzerinden anlatır da ben yapamam mı? İşte kategorilerim:&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;1. Zamanın ileriye doğru aktığı ama sonunda ne olacağı başından belli olan kurgular:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: normal; font-weight: normal; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TBu38nzS3aI/AAAAAAAAFPw/uxKow_-3ZoI/s1600/banker+bilo.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="230" src="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TBu38nzS3aI/AAAAAAAAFPw/uxKow_-3ZoI/s320/banker+bilo.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;Daha filmin ismi, oyuncuların ve bilumum yönetmenin ismi perdeye yansımadan izleyicisine bir sahne gösterilir ve filmin sonu o sahnedir. Bu yapılırken kimi zaman bilirsiniz onun son sahne olacağını çünkü sahne bas bas bağırır, hatta slow effect geçişle bakın eskiye gidiyoruz denir, kimi zaman da alakasız bir sahne gibi gösterilir ama sinema müdavimleri bilir onun en son sahne olacağını. Özellikle çağdaş sinemanın sayısız klişelerinden biridir. Bir filmin sonunda ne olacağını bilmek o filmi ilginç kılabilir de. Aslında polisiye filmlerde çaktırılmadan kullanılan bir yöntem. Müfettişimiz olayın dibine girdikçe maktulün kişisel tarihini ve maktulu katilin eylem sahasına çeviren olaylar dizisini öğreniriz. Bu da bir şekilde sonu baştan belli olan kurgulara dahil edilebilir. Neticede sonuç bellidir. Daha dün karşılaştık televizyonda: &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Banker Bilo&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;. İlk sahnede &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Maho (Şener Şen)&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt; tüm tilki bakışıyla “söyle ulan Bilo, şaka di mi?” diye yalvarır. &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Bilo (İlyas Salman)&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt; yanıtlar: “hatırla ilk karşılaşmamızı” der ve film başlar. Yani aslında bu kategoriye soktuklarımın zamanla öyle bizim dert ettiğimiz gibi bir derdi yoktur. Mevzu sadece anlatım meselesidir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: normal; font-weight: normal; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;2. Zamanın ileriye doğru aktığı ama o akışın içinde akmayan birilerinin olduğu kurgular:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TBu4juUPhcI/AAAAAAAAFSY/02gngu6fRXs/s1600/vampir+kruz.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TBu4juUPhcI/AAAAAAAAFSY/02gngu6fRXs/s320/vampir+kruz.jpg" width="320" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;Genellikle bu ölümsüzlük temasını içerir. Karakter ölümsüzdür, önünden yıllar akıp gider ve siz de o akışı o karakterle birlikte izlersiniz. Ölümsüzlük bu kurgularda pek de iyi bir şey olarak kurgulanmaz. İlahi bir lütuftan çok lanettir. Mesela, bu karakterlerden vampir olanları en bilinenlerdendir. Bir yerde bedenlerinin saati durur ve yaşlanmazlar. Ölüm isteğiyle dolup taşarlar çünkü sevdikleri herkes gözlerinin önünde ölüp gider. En iyi örneklerinden biri tabi ki&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Interview with the Vampire: Vampire Chronicles -Vampirle Görüşme&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;’dir. Filmde vampir olup insan öldürmeye kıyamayan bir Vampir (&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Louis – Brad Pitt&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;) anlatılır. Vampirleri çoğu zaman perdede zevk-i sefa alemlerinde gecelerini gece ederken görürüz. Aman bi güzel vampir kadınlar, genellikle kırmızı tuvaletli, derin dekolteli, yüksek topuklu ve aristokrat, bi yakışıklı erkekler, genellikle siyah giyimli, pelerinli veyahut röpdeşambrlı (nasıl yazılıyor yahu bu?). İpin ucunu kaçırdım. Haaa, bu konu için vampirlerin önemli olan yanı onların gözlerinin önünden gelip geçen zamandır. Gerçekten de etkileyici bir anlatımdır. Ama dediğim gibi ben ölümlülere 'zamanın köleleri' dendiğini çok kez duydum bu filmlerde ama hiç ölümsüzlere 'zamanın efendileri' dendiğini duymadım. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TBu4RXPHs0I/AAAAAAAAFRI/96rjfFZwKRI/s1600/livv.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TBu4RXPHs0I/AAAAAAAAFRI/96rjfFZwKRI/s320/livv.jpg" width="320" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: normal; font-weight: normal; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Mesela&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;The Lord of the Rings –Yüzüklerin Efendisi&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;’ndeki Elfler. Güzeller güzeli Elf prensesi&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;Arwen&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;(Liv Tyler) &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;ölümlü insan kralı&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt; Aragorn'a (Viggo Mortensen) &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;aşık olur ve bu uğurda kendi ölümsüzlüğünden feragat etmek ister. O çok şey görmüş geçirmiş babası&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Elrond (Hugo Weaving) &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;da insanlar için bunu yapmanın ne kadar uygunsuz olduğunu bir flashback marifetiyle anlatır.&amp;nbsp; Kendisi kadim zamanlarda insanın açgözlülüğüne -şu yüzük meselesi- bizzat şahit olmuştur. İnsan krallara yönelik olumsuz düşüncelerini türcülüğünden (ne yapalım insan ve insansılardan (!) bahsediyoruz bu filmde) ya da ırkçılığından değil yaşanmışlıktan edinmiştir. Bir Elf için  yaşamın kendisi zamanın akışıdır, geçmişten bugüne. &lt;/span&gt;&lt;span style="text-decoration: none;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Gelecek bazen karanlıktır bazen de ümitvar…&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="text-decoration: none;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span style="text-decoration: none;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: normal; font-weight: normal; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;3. Zaman ileriye doğru akarken akışın geriye doğru olduğu kurgular:&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TBu3p21OdQI/AAAAAAAAFPI/wHgd6kXJUI0/s1600/ak%C4%B1ldef.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" height="238" src="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TBu3p21OdQI/AAAAAAAAFPI/wHgd6kXJUI0/s320/ak%C4%B1ldef.jpg" width="320" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;Bu aslında bir zaman sorunu değil de kurgu sorunudur. Anlatımı güçlü kılmak uğruna film öyle kurgulanır ki zamanın kendisi neredeyse kurguyla eşitlenir. Mesela&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Memento -Akıl Defteri&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;filminde&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Leonard Shelby’nin (Guy Pearce)&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;kısa süreli hafızası yoktur. Geçmişini iyi hatırlayan&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Shelby&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;15 dakika öncesini pek hatırlayamaz. Amacı karısını öldüren katili bulmak olan&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Shelby&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;unutmamak için akıl defteri kullanır. Film sondan başa doğru aktığı için yavaş yavaş en yakınında görünen&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Natalie’nin (Carie-Anne Moss)&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;ne menem bir şey olduğunu öğreniriz. Son senelerin en iyi filmleri arasında sayılan&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Momento&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;hem kurgusunun zamanın aksi istikamette akışı ile hem de zaman ve süre mefhumunun birbirine geçişi ile gerçekten çok iyi bir film. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TBu4SjJugDI/AAAAAAAAFRY/i3cwQfc9nFE/s1600/monisible.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" height="233" src="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TBu4SjJugDI/AAAAAAAAFRY/i3cwQfc9nFE/s320/monisible.jpg" width="320" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: normal; font-weight: normal; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Benim konu için burada aklıma gelen diğer bir film de&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Irreversible –Dönüş Yok&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;. Filmi zaman açısından eşsiz kılan şey gerçek zamanlı sahneler (mutlaka bir terim vardır sinema literatüründe bunu karşılayan). Başlangıçta hızlı hareket eden kameralar eşliğinde&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Marcus (Vincent Cassel)&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;birilerini öldürüyor. Ve sürekli geri akışlar sayesinde&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Marcus&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;’un ve sevgilisi&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Alex’in (Monica Belluci)&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;yemyeşil kırlar üzerinde piknik yaparkenki mutlu hallerini görüyoruz. Geri akış, gerçek zamanlı sahneler ve baş döndüren kamera hareketleri olmasaydı bu filmi kurgu açısından sıradanlıktan kurtaracak hiçbir şey yoktu. Ama zamanın (ve sürenin) kullanımı filmi izledikten sonra bile filmi öyle ya da böyle hatırlamanızı sağlıyor. Zamanın bu gibi kullanımı sayesinde en sonunda diyoruz ki; makus kader…! &amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: normal; font-weight: normal; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;4. Zamanın farklı yollardan ileriye doğru aktığı kurgular:&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;Nihayet asıl konuya, yani zaman ile uğraşan kurgulara gelebildim. Bu özellikle bilim-kurgu filmlerinde kullanılan bir yöntem. Film içerisindeki karakterler bir şekilde zaman çizgisinde daha ileri ve daha geri bir noktaya giderler ve yaptıkları müdahaleler alternatif bir 'şimdi' veya 'gelecek' oluşturur. Her zaman öyle olmasa da olayların akışına (hadi hayatın akışına diyelim) yapılan bu müdahaleler varsayılan zaman çizgisini yok etmez, ama ona alternatif olan farklı zaman çizgileri oluştururlar. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: normal; font-weight: normal; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TBu4MAAu6VI/AAAAAAAAFQw/_swoQfZX-PI/s1600/kelebek.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TBu4MAAu6VI/AAAAAAAAFQw/_swoQfZX-PI/s320/kelebek.jpg" width="320" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Sanırım örneklerle anlatmak daha kolay olacak. Bunun için verilebilecek en güzel örnek muhtemelen &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;The Butterfly Effect-Kelebek Etkisi&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;'dir.  &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Evan (Ashton Kutcher)&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt; çocukluğu sorunlu geçmiş bir karakterdir ve birgün geçmişe gidip olaylara müdahale edebildiğini farkeder. Hayatını daha iyi bir hale getirmek için habire denemeler yapar ve bir çoğunda çuvallar. Çünkü her yaptığı müdahale öngörülemez sonuçlara yol açar. Film lagaluga yapmadan kaos teorisinden besleniyor aslında. Hani şu herkesin bildiği söz: Amazon ormanlarında kanat çırpan bir kelebek Kuzey Amerika'da kasırga yaratabilir (bkz. Kaos Yayınları mottosu). Yalnız &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Kelebek Etkisi&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt; öyle bir kurgulanır ki aslında bazı olaylar yaşanmak zorundadır, bazı insanlar ölmek zorundadır dedirtir insana. Yani en iyi zaman çizgisi halihazırda varolandır. Yani Tanrı'nın işine karışmaya gelmez, kader, mukadderat.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TBu4DAEPAfI/AAAAAAAAFQQ/B7xSl_F5oME/s1600/btf.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TBu4DAEPAfI/AAAAAAAAFQQ/B7xSl_F5oME/s320/btf.jpg" width="320" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: normal; font-weight: normal; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Kelebek Etkisi bu açıdan yeni bir zaman çizgisi yaratırken bunu yine tekleştirir. Oysa &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Back to the Future-Geleceğe Dönüş&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;'te olay az buçuk farklıdır. Burada &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Marty McFly (Michael J. Fox)&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt; bir deneye tanıklık etmek üzere &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Dr. Brown (Christopher Loyd)&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt; ile birlikteyken, 'islami' teröristlerden kaçmak için zaman makinesi işlevini de gören DMC-12 otomobile biner ve kendisini annesiyle babasının liseli gençlik yıllarında bulur. &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Marty&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;'nin yaptığı müdahaleler sonucu gelecekteki (yani bizim için şimdideki) olasılıkları yok etmeye başlar ve bu kendisi için bir varoluş sorunu haline gelir. Kurtulmak için tek yapması gereken &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Marty&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;'ye aşık olan annesi ile pısırık ve korkak babasını bir araya getirmektir. Zaman çizgisi o kadar nettir ki Marty annesi ile babası arasında çöpçatanlık yapma durumunda kalır. Serinin ilk filminde tek çizgidir zaman. Geçmişte görevini yaparken az buçuk babasına da müdahale eder &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Marty&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt; ve şimdiki zamana döndüğünde babasını loser olarak değil winner olarak bulur. Prestij sahibi, zengin ve güçlü bir baba! Buradan hareketle bi çok soru sorulabilir:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: normal; font-weight: normal; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TBu4R4OfHTI/AAAAAAAAFRQ/Nrj7xPrbKFw/s1600/marty.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" height="174" src="http://4.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TBu4R4OfHTI/AAAAAAAAFRQ/Nrj7xPrbKFw/s320/marty.jpg" width="320" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;a. Filmde gelecek sadece bir 'olasılık' olarak kurgulanır ama olayların akışı içinde her olasılık için tek bir şans vardır. Mesela &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Marty&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;'nin annesi ile babasının bir araya gelebilmesinin tek yolu mezuniyet partisidir. Orada dans edemezlerse bir aile kurma olasılığı sonsuza dek kaybolur (&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Marty&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;'nin elindek fotoğraftan silinmesinden anlıyoruz). Tek şans vardır. Olaylar dizisi bir olasılıklar dizisi değil rastgele şans işidir. Bir çeşit evrim teorisi. Hatta ta kendisi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TBu2vnlDDwI/AAAAAAAAFO4/2ss7PIHZVcw/s1600/1271588468_back-to-the-future.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://3.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TBu2vnlDDwI/AAAAAAAAFO4/2ss7PIHZVcw/s320/1271588468_back-to-the-future.jpg" width="320" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: normal; font-weight: normal; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;b. &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Marty&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt; bir şekilde geçmişteki &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Doktor&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;'u bulamasaydı ve ait olduğu şimdiki zamana dönemeseydi ne olurdu? Salt &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Marty&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;'nin var oluşu bile olasılıkları değiştirmeye yeterli olmayacak mıydı? Kurgunun yanıtı basit: &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Marty&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt; geri dönemeseydi bu kurgunun çıkışı yoktur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TBu30IhYHkI/AAAAAAAAFPY/Rlk1kBQ_emg/s1600/araba.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" height="208" src="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TBu30IhYHkI/AAAAAAAAFPY/Rlk1kBQ_emg/s320/araba.jpg" width="320" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: normal; font-weight: normal; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;c. &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Marty&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt; geçmişe gidip &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Doktor&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt; ile karşılaşmasaydı &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Doktor&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt; zaman makinesini yapabilecek miydi? Muhtemelen evet. Onu şimdiki olasılıktan görüyoruz zaten. Ama ikinci olasılıkta &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Marty&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;'inin arabasını gördükten sonra &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Doktor&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;'un zaman makinesini daha hızlı tasarlayabileceğini varsayamaz mıyız? O halde &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Marty Doktor&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;'u kurtarmak için gittiğinde &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Doktor&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt; niye aynı deneyi yapıyor? Ve çelik yelek giyerek saldırganlardan kurtuluyor? Demek ki olasılıklar herkes için geçerli değil. Yoksa &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Marty&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;'nin annesi doğruduğu çocuğun gitgide ilk öpüştüğü çocuğa benzediğini görseydi baya bi travma yaşardı heralde.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: normal; font-weight: normal; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;İlk serideki olay buydu: tek kilit noktası tek bir olasılığa yol açar (çoğu zaman tek kişi için). Fakat filmin tutması üzerine serinin devam filmleri geldi ve karakterlerimiz habire ileri geri gidip durmaya başladılar. Ama önemli bir farkla. Önceden tek olasılık-tek zaman çizgisi kabul edilirken özellikle üçüncü filmde farklı zaman çizgileri de dikkate alındı. Yani zaman (burada zaman aslında geçmiş-şimdi-gelecek ardıllığı) bir şekilde olasılıklar kümesi haline geldi. Yani çizgi üzerinde yapılan bir değişiklik o çizgiyi yok etmiyor, ona alternatif bir yolun oluşmasına neden oluyordu. Her kilit müdahale yeni bir zaman çizgisi demekti. Zaman tek bir noktadan başlar ve sayı olarak sonsuza dek çeşitlenir. Zaman, sonsuz olasılıklar kümesidir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TBu4OBugJHI/AAAAAAAAFQ4/NiLXPeOQYsQ/s1600/koslo.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" height="184" src="http://2.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TBu4OBugJHI/AAAAAAAAFQ4/NiLXPeOQYsQ/s320/koslo.jpg" width="320" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: normal; font-weight: normal; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Bu alternatif ve çoğul zaman olasılıklarına bir diğer örnek de &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Lola Rennt -Koş Lola Koş. Lola (Franka Potente) &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;sevgilisini &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;(Manni - Moritz Bleibtreu)&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt; mafyanın elinden kurtulmak için 20 dakikada para bulmak zorundadır. Filmde üç farklı olasılık izleriz. &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Lola&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt; biraz geç uyanırsa ne olur? Kapıdaki adama çarpmasa ne olur?. Sonsuz olasılıklardan sadece üçü. Filmin kendisi alternatif zamandan falan bahsetmez ama olasılık çeşitliliğini çok iyi anlatır.  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TBu6fgORyKI/AAAAAAAAFSw/MJb5wQRBDEk/s1600/50ilk%C3%B6.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TBu6fgORyKI/AAAAAAAAFSw/MJb5wQRBDEk/s320/50ilk%C3%B6.jpg" width="320" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: normal; font-weight: normal; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Bahsedilebilir bir diğer örnek de &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;50 First Dates -50 İlk Öpücük&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;.  Ortalama olan bu romantik komedide uslanmaz götürücü &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Henry (Adam Sandlers)&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt; bir kafede &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Lucy'yi (Drew Barrymore)&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt; görünce aşık olur. Ancak &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Lucy&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;'nin öyle bir nörolojik sorunu vardır ki son yaşadığı günü hiç hatırlayamamakta, hatta o günü hatırlayamadığını bile bilmemektedir. Yani zaman onun için bir yerde durmuştur. Bu filmi burada anmamın nedeni de bu. Zaman 'algı' mefhumundan ayrı düşündüğünde bir hiçtir. Eğer zamanın geçtiği (!) algılanmazsa zaman yoktur. Zavallı &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Henry&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt; 50 gün boyunca &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Lucy&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;'le yeniden tanışarak ve onu sevgilisi olduğuna ikna etmeye çalışarak bu döngüyü kırmaya çalışır. Sonuç: zaman algılanmazsa bir döngü halini alır! Çembersel döngü... &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: normal; font-weight: normal; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;5. Zamanın mutlak değişmez olduğu kurgular:&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Bolca zamanda hareket eden karakterleri içeren bu filmlerde zaman mutlak kaderin üzerinde ilerlediği bir yoldur sadece. Nereni yırtarsan yırt bunu değiştirmeye gücün yetmez, o bildiği yolda ilerlemeye devam eder. Aslında kafamıza en yatan kurgular da bunlardır çünkü mantıksal olarak gayet de tutarlıdır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: normal; font-weight: normal; orphans: 2; widows: 2;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TBu4kg6BINI/AAAAAAAAFSg/beE16pQ2xHs/s1600/vills.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" height="173" src="http://1.bp.blogspot.com/__OXUoeWrQl0/TBu4kg6BINI/AAAAAAAAFSg/beE16pQ2xHs/s320/vills.jpg" width="320" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;12 Monkeys - 12 Maymun &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;verilebilecek güzel bir örnek. 1996 yılında bir virüs dünya nüfusunu kırar geçirir ve 2035'de o nüfustan sadece %1'i hayatta kalır. Tabi buna hayat denebilirse. Yer altı gibi yerlerde koloniler kurar insanoğlu. O nüfusa rağmen teknolojide gerilemeyen o toplum &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;James&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet M
